BREXİT’İN TÜRKİYE – AB İLİŞKİLERİ KONUSUNDA DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Analiz No : 2019 / 35
16.12.2019
Paylaş :
PDF İndir :

Birleşik Krallık’ta 12 Aralık 2019’da yapılan erken genel seçimlerde Boris Johnson’ın liderliğindeki Muhafazakâr Parti tek başına hükümet kurmak için gereken çoğunluğu elde ederek birinci parti olmuştur. Bu başarı, Muhafazakâr Parti için 1987’den beri elde ettiği en büyük seçim başarısı olarak tarihe geçmiştir[1]. Ancak tarihi gelişmeler bununla kalmamıştır. Seçimin tarihte iz bırakacak diğer bir sonucu ise Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’nin 1935 yılından beri seçimlerde aldığı en büyük hezimeti teşkil etmesi olmuştur. Birleşik Krallık seçimlerinden galip çıkan Boris Johnson’ın seçim başarısını kutluyoruz. 

Birleşik Krallık’ta yapılan erken seçimleri irdelemek gerekirse, seçim sonuçları tüm dış gözlemcilerin de mutabık kaldığı gibi yeni bir Brexit oylaması olarak değerlendirilebilir. Eğer böyle değerlendirilirse İngiliz halkının Brexit’ten yana kararlı olduğu sonucuna da varılabilir. Seçim sonuçları İngiliz halkının açık bir şekilde Avrupa Birliği (AB)’nden çıkmak istediği şeklinde de yorumlanabilir. Birleşik Krallık, AB’den çıkma konusunda bu kadar kararlıysa burada AB’nin kendine sorması gereken bir soru vardır; “Biz nerede yanlış yaptık da Birleşik Krallık Birlik’ten çıkmak istiyor?” Avrupa Birliği organlarının bu konuyu masaya yatırmasında yarar vardır. Bu noktada, Avrasya İncelemeleri Merkezi olarak, Brexit’le bağlantılı olarak AB’nin Türkiye’ye karşı yaptığı yanlışlar üzerinde durmakta yarar görüyoruz. 

Birlik içinde İngiltere’dekine benzer AB-karşıtı görüşler hızla büyümeye devam ederken, AB için stratejik öneme sahip Türkiye’nin maruz kaldığı muamele de Türkiye – AB ilişkilerinin yeni bir yaklaşımla gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürtmektedir. AB’nin Türkiye’ye yaklaşımında yaptığı engelleyici yanlışlıklar bağlamında ilk göze çarpanlar şunlardır: 

 

GKRY’nin AB Üyeliği

Türkiye’nin hassasiyetleri hiçe sayılarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 2004 yılında AB'ye tüm adayı temsil etmek suretiyle kabul edilmesi bizzat AB’nin kendi ilkelerini çiğnemek pahasına gerçekleşmiştir. AB ilk defa uluslararası bir uyuşmazlığa dahil olan bir ülkeyi üye yapmakla kendi koyduğu bir kuralı açıkça ihlâl etmiştir.

Bu yanlış kararın Türkiye açısından pratik bir sonucu bulunmaktadır. Bilindiği gibi, AB katılım anlaşmasının her üye devletçe onaylanması gerekmektedir. AB’nin ve Türkiye’nin karşılıklı tüm beklentileri karşılanmış olsa dahi, yalnız GKRY anlaşmaya onay vermese bile Türkiye’nin AB üyeliği olumlu sonuçlanmayacaktır[2]. Bu sürece ilişkin çok ve çeşitli açıklamalar, GKRY’nin üyeliğinin meşruiyetini ilk yıllardan beri gündeme getirmektedir. Bu alanda ilk pişmanlık işareti AB’nin o zamanki Genişlemeden sorumlu Komiseri Verheugen’den gelmiştir. GKRY’nin katılım sürecinde “her ne pahasına olursa olsun GKRY’nin AB’ye üye olacağını” ısrarla söyleyen adıgeçen yapılan hatayı en erken anlayanlardan olmuştur. Bu tip itiraflar zaman içinde devam etmiştir. 2009 yılında France24, “2004'te Rumların Birleşmiş Milletler’in (BM) planına hayır dediklerini ve sonra AB'ye tam üye olduklarına dikkati çekerek AB'nin GKRY’yi üye yapmakla büyük bir hata işlediği” görüşünü ifade etmiştir[3]. İngiltere Dışişleri Eski Bakanı Jack Straw ise, “GKRY’nin AB’ye üye olmasına izin vererek büyük bir hata yaptık. Bu durum Rumların eline daha çok kart verdi.”[4] Ve nihayet, AB cephesinden Avrupa Parlamentosu Türkiye eski Raportörü Kati Piri 2019 yılı içinde daha önce söylediklerini yineleyerek, “Başlangıçta gerçekten müzakere etmiyor olmamız Türkiye’nin hatası değildi. AB’nindi. Zira, GKRY’nin blokajı söz konusuydu. Bir ülke müzakerelerin tümünü veto edebildi.”[5]

 

GKRY ve Fransa’nın Fasılları Bloke Etmesi

Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başladığı 2005’ten bu yana 35 fasıldan ancak 16’sı açılabilmiştir. Diğer fasıllar Fransa ve GKRY'nin engellemeleri ve ayrıca Ankara Anlaşmasına Ek Protokol kaynaklı nedenlerle açılamamıştır. Fransa ve GKRY'nin engellemelerinde AB ile ilgisi olmayan tamamiyle siyasi nedenler rol oynamaktadır. 

 

AB Üyelik Sürecini Zedeleyen Konu: Ermeni İddiaları

Tek yanlı ve tarihi çarpıtan Ermeni iddiaları Türkiye için yalnız AB konusunda değil, küresel ölçekte önemli bir dış politika sorunudur. Ermeni meselesinin tarihsel, hukuksal, siyasal, kültürel, ekonomik, psikolojik açılardan yetkili ve uzman araştırmacılar tarafından iyi değerlendirilmesi ve tartışılması gerekmektedir. Bu konuda Türkiye’nin güçlü tezlerine rağmen Ermeni diasporasının uzun yıllardır gerçeği yansıtmayan etkin faaliyetleri Batı kamuoyunun gündemini meşgul etmektedir. Bu konunun bir tarafı olarak Türkiye’nin de adaletli bir şekilde kendini ifade etmesine izin verilmesi gerekir. Tarihi belgeleri tahrif eden sözde bilim insanlarının bilimden ve düşünmekten uzak yaklaşımları yerine uluslararası örgütlerin adil bir platform hazırlamaları beklenmektedir. Türkiye, hukuki, tarihi ve siyasal olarak gerçekleri ortaya koyabilmektedir. Oysa Türkiye’nin bir tarih komisyonu kurulması yönündeki tarafsız önerileri dahi reddedilmektedir. Kuruluş metninde adaletten bahseden AB’nin, Türkiye’ye karşı izlediği,  gerçekte ne olduğunu araştırmadığı, yalnız tek tarafı dinlediği 1915 olayları konusundaki tutum adil olmaktan çok uzaktır. Asılsız iddiaların gölgesinde Fransa’da “Ermeni soykırımı yoktur” denmesinin suç sayılması konusunda sesini çıkarmayan AB, sakat adalet anlayışını ortaya koymuştur. 

Bu alanda 2015’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) en üst düzey dairesi olan Büyük Dairenin, Perinçek-İsviçre davası ilgili verdiği nihai karar önemli bir gelişme teşkil etmiştir. Oy çokluğu (7’e karşı 10 oy) ile Büyük Daire, İsviçre’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) ifade özgürlüğü ile ilgili olan 10. Maddesini ihlal ettiğine, dolayısıyla "Ermeni soykırımı yoktur." demiş olan Doğu Perinçek’in ifade özgürlüğünün kısıtlanamayacağına karar vermiştir[6].

 

Müzakerelerin Geçici Olarak Durdurulması Kararı

24 Kasım 2016 tarihinde ise, zaten ilerlemeyen AB müzakerelerinin geçici olarak durdurulması kararı Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilmişti[7]. AB tarafından ayrıca tam üyelik müzakerelerinin askıya alınmasının sonrasında, 26 Haziran 2018’de de Gümrük Birliği güncellemesi müzakerelerinin başlatılmasının ön görülmediği belirtilmiştir[8]. Temmuz 2019’da ise, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geri kabul anlaşmasının ve vize serbestisinin aynı anda yürürlüğe gireceğinin kararlaştırılmış olduğunu, geri kabul anlaşmasına göre, Türkiye’nin, kendi topraklarından geçen sığınmacıları geri almayı, AB’nin de Türkiye’ye mali yardım yapmayı taahhüt ettiğini, ayrıca AB’nin Türkiye’ye vize serbestisi tanıyacağını taahhüt ettiğini, ancak bu sözünü tutmadığını, dolayısıyla geri kabul anlaşmasının askıya alındığını açıklamıştır[9]. Türkiye’nin maruz kaldığı tüm olumsuz gelişmelere rağmen, Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopuolos, Türkiyesiz AB düşünülemeyeceğini, yukarıdaki iki konunun çok önemli olduğunu vurgulamıştır. Adıgeçen Türkiye makamlarının vize serbestisinin gerçekleşmediği için eleştiride bulunmasını anlayışla karşıladığını, bunun haklı bir eleştiri olduğunu söylemiştir[10].

 

“Batı Balkanlar”

Üyelik müzakereleri süreci bu kadar çok darbe almışken, coğrafi olarak da Türkiye’nin AB’den ve hatta Balkanlar’dan uzaklaştırılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bunun en belirgin örneği sıklıkla “Batı Balkanlar” ifadesinin kullanılmasıdır. “Batı Balkanlar” ifadesi kendi başına yanlış bir ifadedir. Türkiye, Balkanlar’ın bir parçasıdır, Balkan coğrafyasına aittir. Türkiye’nin AB üyesi olmasını engellemenin başka bir ifade şekli olan “Batı Balkanlar”, bilhassa Yunanistan’ın AB üyeliğini takiben (1981), Bulgaristan ve Romanya’nın da AB üyeliklerinin gerçekleşmesiyle AB yetkililerince sıklıkla kullanılmaktadır. AVİM olarak, “Batı Balkanlar” ifadesinin Türkiye’yi Avrupa’dan hatta Balkanlar’dan uzaklaştırmak için kullanıldığı kanısındayız. Bu gözlem boşa değildir. Nitekim AB'nin 29 Mayıs 2019 tarihli “Batı Balkanlar ve Türkiye’de Reformlar: Yıllık Değerlendirmeler ve Öneriler” başlıklı raporunda, Dış İşleri ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilci / Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Mogherini, “Batı Balkanlar”ın Avrupa demek olduğunu, gelecekte ise daha güçlü bir AB için, AB’nin parçası olacağını söylemiştir[11]. Diğer bir deyişle, güncel rapordaki ifade şu anlama gelmektedir; “Yunanistan 1981’de AB’ye üye olduktan sonra geri kalan Balkan ülkeleri, (Slovenya, Hırvatistan,  Eski Yugoslavya, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan dışında kalan kısım) yani Türkiye “Doğu Balkan”dır. “Batı Balkanlar” denildiği zaman akıllara Türkiye gelmemelidir.” Oysa Türkiye Balkanlar’ın ve Avrupa’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Coğrafi gerçekler Avrupa Birliği’nin beğenmesi ya da beğenmemesine bağlı olarak değişiklik gösteremez. 

 

AB’nin Doğu Akdeniz’deki Adaletsiz Tutumu

Coğrafya açısından değerlendirmeye devam ettiğimizde ise Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin uluslararası anlaşmaları ihlal etmediği halde, yasa dışı bir şekilde davrandığının söylenmesi de başka bir konudur. AB’nin hatırlaması gereken bir diğer nokta ise Münhasır Ekonomik Bölge ilân edilebilmesi için bölge ülkelerinin aralarında anlaşma yapmaları gerekliliğidir. Türkiye bu gerekliliğe uygun olarak bölge ülkelerinden olan Libya ile uluslararası hukuka uygun deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakatı imzalamıştır. Usulen böyle olması gerekmektedir. Yasa dışı bir anlaşma yapıldığını söylemek doğru değildir. AB burada Türkiye ve Libya arasındaki anlaşma için “yok hükmündedir” ifadesini kullanmıştır[12]. Dahası AB’nin Akdeniz'de deniz yetki alanlarının belirlenmesinde söz sahibi olmadığını hatırlatmak gerekmektedir. Nitekim AB, GKRY’nin tüm adayı temsil ettiği iddiasıyla çokuluslu şirketler ve bölge ülkesi olmayan bazı ülkelere araştırma ve sondaj ihaleleri vermesine ses çıkarmamıştır. Açık bir şekilde AB’nin uluslararası hukuku yorumlamakta tarafsız ve tutarlı olmadığı görülmektedir.[13]

1963 Ankara Anlaşması ile Türkiye ile stratejik bir ilişki başlatacak kadar uzak görüşlü davranabilmiş AB şimdilerde Türkiye’yi tampon bölge olarak görmekte, Orta Doğu’daki çatışmalara bağlı olarak Türkiye’ye sığınacak insanları, Güvenlik Stratejisi belgesinde bir "sorun" olarak değerlendirebilmektedir. Halbuki, çoğu güvenlik uzmanına göre, NATO üyesi Türkiye’nin dışarıda bırakılmak yerine ortak güvenlik ve savunma politikasına katkıda bulunabilecek bir ülke olarak görülmesi kaçınılmaz bir zarurettir.[14]

Türkiye’nin AB tam üyeliği konusunda önüne çıkarılan tüm bu engeller göz önünde bulundurulduğunda, AB’nin Türkiye’ye taahhütlerine sadık olduğunu söylemek mümkün değildir. Yukarıdaki hususlar ışığında Türk kamuoyu, kendi içinde tutarlı olmayan, kendisini duvarlar içine kapayan, Avrupa içinde tek taraflı ayrımcılık yapan bir topluluktan kopmalar olmasını pek de şaşırtıcı bulmamaktadır.

 


[1] “İngiltere Seçimleri: Muhafazakârların Seçim Zaferi, İşçi Partisi’nin Tarihi Yenilgisi”, bbc.com, 13 Aralık 2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50779488

[2] Hüseyin Pazarcı, Türk Dış Politikasının Başlıca Sorunları, Turhan Kitabevi: Ankara, 2015, s. 295

[3] “France24: Kıbrıs’ın AB’ye Alınması Büyük Hataydı”, Kıbrıs Postası, 2 Haziran 2009, https://www.kibrispostasi.com/c35-KIBRIS_HABERLERI/n25089-France-24-Kibrisin-ABye-alinmasi-buyuk-bir-hataydi

[4] “Kıbrıs’ın AB Üyesi Olması Büyük Bir Hataydı”, haberler.com, 17 Şubat 2017, https://www.haberler.com/kibris-in-ab-uyesi-olmasi-buyuk-bir-hataydi-9275578-haberi/

[5] “Kati Piri: Bu Türkiye ve Bu AB ile üyelik mümkün değil”, dw.de, 15 Mart 2019, https://www.dw.com/tr/kati-piri-bu-türkiye-ve-bu-ab-ile-üyelik-mümkün-değil/a-47937388-0

[6] Aslan Yavuz Şir, “Aihm Perinçek-İsviçre Davası: Büyük Daire Doğu Perinçek Lehine Karar Verdi”, avim.org.tr, 14 Ekim 2015, https://avim.org.tr/tr/Yorum/AIHM-PERINCEK-ISVICRE-DAVASI-BUYUK-DAIRE-DOGU-PERINCEK-LEHINE-KARAR-VERDI

[7] “Avrupa Parlamentosu Türkiye ile İlgili Müzakere Kararını Açıkladı”, BloombergHT.com, 24 Kasım 2019, https://www.bloomberght.com/haberler/haber/1949611-avrupa-parlamentosu-turkiye-ile-ilgili-muzakere-kararini-acikladi

[8] “Türkiye-AB Tarihinde Önemli Tarihler (1959-2019)”, ab.gov.tr, 17 Temmuz 2019, https://www.ab.gov.tr/siteimages/kronoloji-trkce-17.07.2019.pdf

[9] “Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, AB ile Yapılan Geri Kabul Anlaşmasının Askıya Alındığını Açıkladı”, Medyascope, 22 Temmuz 2019, https://medyascope.tv/2019/07/22/disisleri-bakani-cavusoglu-geri-kabul-anlasmasi-ve-vize-serbestesi-ayni-anda-yururluge-girecek-geri-kabul-anlasmasini-askiya-aldik/

[10] “Avramopoulos’tan Milliyet’e özel açıklama: Türkiye’siz bir AB düşünülemez”, milliyet.com.tr, 10 Ağustos 2019, http://www.milliyet.com.tr/dunya/avramopoulostan-milliyete-ozel-aciklama-turkiyesiz-bir-ab-dusunulemez-6014468

[11] “Reforms in the Western Balkans and Turkey: annual assessments and recommendations”, European Neighbourhood Policy And Enlargement Negotiations, 29 Mayıs 2019, https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/news_corner/news/reforms-western-balkans-and-turkey-annual-assessments-and-recommendations_en

[12] “EU Leaders Set To Reject Turkey-Libya Maritime Border Deal”, Associated Press, 12 Aralık 2019, https://apnews.com/b17976732692112fb4b93542b704ba3c

[13] “SC-76, 13 Aralık 2019, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un Avrupa Birliği Konseyi’nin Ülkemizle İlgili İfadeleri Hakkındaki Soruya Cevabı”, mfa.gov.tr, 13 Aralık 2019, http://www.mfa.gov.tr/sc_-76_-avrupa-birligi-konseyi-nin-ulkemizle-ilgili-ifadeleri-hk-sc.tr.mfa

[14] Hüseyin Pazarcı, Türk Dış Politikasının Başlıca Sorunları, Turhan Kitabevi: Ankara, 2015, s. 295.


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.