AVRUPA BİRLİĞİ YENİ YÖNETİM KADROSUNA KAVUŞTU
Analiz No : 2019 / 21
05.08.2019
Paylaş :
PDF İndir :

Aylardır Avrupa gündemini meşgul eden konulardan biri Avrupa Birliği (AB)’ne yön veren önemli pozisyonlara kimlerin geleceğiydi.  Bu soru geçtiğimiz ay yanıt buldu. 23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra Avrupa Komisyonu Başkanlığı, Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı, Avrupa Konseyi Başkanlığı ve Avrupa Parlamentosu Başkanlıklarının kimler tarafından yürütüleceği Avrupa Parlamentosu’nun onaylaması sonucunda kesinleşti.

2 Temmuz 2019 tarihinde 5 önemli pozisyon için zirve görüşmeleri başladı. Zirve’de ilk gün bu beş pozisyon için adayların isimlerinin üzerinde bir mutabakata varılamamıştır. AB devlet başkanları bir karara varmak için uzun saatler süren mesai harcamışlardır. AB liderleri kapalı kapılar arkasında yönetimi oluştururken, parlamentoda alışılmışın dışında gelişmeler ortaya çıkmıştır. Avrupa Parlamentosu’nda ilk defa bir aşırı sağ grup olan ID (İng. Identity and Democracy– Kimlik ve Demokrasi) kurulmuştur. Söz konusu sağ grup 73 parlamenterden oluşmaktadır. İki büyük aşırı sağ parti önderlik yapmıştır. Biri Marine Le Pen’in partisi, Ulusal Cephe (Fr. Front National– İng. National Front) diğeri de İtalya’nın Salvini’nin Lig Partisidir. Bunlara yedi AB ülkesinden aşırı sağ partiler katılmıştır. Bu aşırı sağ grup parlamentonun %10’nu oluşturmaktadır. Parlamento’da 5. Sırada bulunmaktadır. 

Avrupa basınında seçimlerden sonra çıkan genel değerlendirmeler aşırı sağ hareketin Avrupa genelinde en başarılı siyasi hareket olduğu yönündedir. Diğer hareketler ise bir durgunluk içerisindedir, örneğin sol kaybolmaya yüz tutmuştur. Avrupa Parlamentosu’nda aşırı sağın güçlenmesinin nedenleri olarak da yine üç temel gelişmenin neden olduğu ifade edilegelmektedir.

2004’te 10 ülkenin Avrupa Birliği’ne dahil olması:Milyonlarca eski doğu bloğu vatandaşı “batılı” oldu. Mevcut ekonomik durum daha da fazla paylaşıma açılmıştır. Özellikle orta sınıfın payına düşen AB fonlarında azalma gözlemlenmiştir ve bu büyük bir memnuniyetsizlik yaratmıştır. 2004’ten bu yana söz konusu memnuniyetsizlik süregelmektedir. 

2008 krizinin yaşanması:Ekonomik sıkıntılar, kemer sıkma politikaları, hükümetler bunu izlemiştir. Bu da halkın orta kesimini darboğaza itmiştir. 

Göçmen krizi:Ekonomik zorlukların devamına paralel olarak aşırı sağın güçlenmeye devam edeceği de tahmin edilmektedir. Merkez sağ – merkez sol partiler sosyal ve ekonomik çare bulamadıkları sürece de bu eğilimin devam edeceği tahmin edilmektedir. Bu durum Birlik içindeki göçmenlerin varlığını tehdit etmektedir.

Seçimlerden sonra önemli karar mekanizması Avrupa Konseyi dikkat çekmektedir. Avrupa Konseyi’ni oluşturan devlet başkanları tarafından bir zirve oluşturulmuştur. 2 Temmuz’dan sonraki günlerde zirve çalışmaları sürmüştür. Çalışmalar sonucunda Avrupa Konseyi Başkanı olarak Donald Tusk’ın görevini Belçika Başbakan Charles Michel seçilmiştir. Dışişleri ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilci Federica Mogherini yerine de İspanyol Dışişleri Bakanı Joseph Borrell seçilmiştir. 

Yeni pozisyonlar arasında Avrupa Komisyonu Jean-Claude Juncker’in yerine Alman Savunma Bakanı (bu göreve getirilen ilk kadın) Ursula von der Leyen seçilmiştir. Von Der Leyen, bu göreve getirilen ilk kadın siyasetçidir. Merkel’in güvenini kazanan Ursula von der Leyen’in Angela Merkel’den sonra Almanya Şansölyesi seçilme ihtimali de Alman kamuoyunda konuşulmaktadır. 

Önümüzdeki beş yıl boyunca, Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na Ursula von der Leyen uygun görülmüştür. Bu durum, Türkiye açısından tüm olasılıkların en iyisi olarak değerlendirilebilir. Çünkü Savunma Bakanlığı yapmış biri olarak von der Leyen, Türkiye’nin AB için stratejik öneme sahip bir devlet olduğunu bilmek durumundadır. Daha önce “spitzenkandidat”[1](ipi göğüsleyen aday) olarak gösterilen EPP (İng. European People’s Party– Avrupa Halk Partisi) Manfred Weber Türkiye’nin AB üyelik sürecine yönelik yaptığı açıklamalar ve aşırı sağ duruşunu devamlı olarak vurgulamış bir siyasetçidir. EPP’nin adayı olarak ön plana çıkan Weber’in Avrupa demokratik sisteminin işleyişi sonucu seçilememesi ise “spitzenkandidat” sisteminin ve “politik deneyin sonu” olarak değerlendirilmektedir.[2]2019 seçim sonuçlarıyla beraber, bir aday favori aday olarak gösterilse dahi Avrupa Parlamentosu’ndan en fazla oyu alamazsa Avrupa Konseyi bir ay içerisinde yeni bir adayı öne çıkarır ve seçim süreci daha önce olduğu gibi işler. Avrupa Komisyonu Başkanının alacağı kararlar yaklaşık 500 milyon insanı doğrudan etkileyecektir. Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerle olan siyasi ve ekonomik ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda ise Avrupa Komisyonu Başkanı’nın kararlı etkili olacaktır. 

Yeni Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in önümüzdeki dönemde gündemini meşgul edecek hususlar ise Von der Leyen’in kariyeri için başat konulardır. Avrupa Birliği için en önemli hususlardan biri demokratikleşme sürecidir. Kimi Avrupalı’ya göre Avrupa demokratikleşmesi[3]Ursula von der Leyen’in adının kapalı kapılar ardında belirlenmesi ve sürecin “şeffaflıktan uzak” olması dolayısıyla zarar görmüştür. Diğer taraftan değerlendirildiğinde, eğer sürecin şeffaflığına bir müdahale söz konusu olsa da, “spitzenkandidat” olarak öne sürülen isim Manfred Weber’in yalnız Türkiye’ye yönelik dışlayıcı söylemleri dolayısıyla değil, Avrupa yükselen aşırı sağın Avrupa’da endişe yaratmasının önüne geçilmiştir. Tarih ayrıca göstermiştir ki, Hitler de “demokratik” bir sürecin sonucunda seçimlerden galip çıkmıştır. Avrupa Birliği de Kıta Avrupası’nda son dönemde yükselişe geçen aşırı sağ partilerin güçlenmesinden endişe duyduğunu ifade etmektedir. Avrupa Birliği’nde demokratikleşmenin bir organı olan Avrupa Parlamentosu’nun önemli bir eksiği yasa teklifinde bulunamamasıdır. Von der Leyen bu konuya ilişkin planlarını seçim vaatleri arasında sıralamıştır.

Von der Leyen’in gündeminde demokratikleşme dışında başka konular da dikkat çekmektedir. Avrupa gündeminden kolay kolay düşmeyecek Brexit, Von der Leyen’i meşgul edecek gibi görünmektedir. Çünkü bu aşamada Birleşik Krallık’la yaşanacak ayrılığın etkileri diğer alanları da etkileyecektir. Brexit’in etkileyeceği alanlar da dış politika ve güvenliktir. Güvenlik kalemi gündeme geldiğinde ise AB ordusu oluşturulması fikri ABD’nin bu konudan rahatsızlık duyduğunu akıllara getirmektedir. Ordu fikrinin AB tarafından benimsenmesi ve kabul edilmesi durumu ise AB Komisyon Başkanı için önemli bir başarı anlamına gelmektedir. 

Göç, iklim değişikliği, AB içindeki ekonomik ve sosyal durum ırkçılıkla ve yabancı düşmanlığı ile mücadele Avrupa Birliği’nin uzun zamandır gündemini işgal eden alanlardır. Her ne kadar Von der Leyen’in tüm bu konularda tutumu açıklık kazanmış olmasa da bunlar AB içindeki tüm kurumların çalışma mekanizmasını etkileyecek başat konulardır. 

ECB (İng. European Central Bank– Avrupa Merkez Bankası)’ın başına ise Christian Lagarde gelmiştir. IMF (İng. International Monetary Fund– Uluslararası Para Fonu) Başkanlığı’ndan sonra ECB Başkanlığı’na kesin gözüyle bakılan Lagarde’ın mevcut Euro Bölgesi politikasında önemli bir değişikliğe gideceği beklenmemektedir.[4]

Avrupa Konseyi Başkanlığı’na Polonyalı Tusk’un yerine de Belçika Başbakanı Charles Michel seçilmiştir. Avrupa Konseyi Başkanı seçilen Michel, Avrupa Birliği Konseyi toplantılarına liderlik yapacak, rapor sunacak ve AB içinde fikirbirliği sağlanmasına Zemin hazırlayacak ve AB’nin liderler seviyesinde temsil edecektir.[5]

4. Büyük makam ise Avrupa Parlamentosu Başkanlığıdır. Avrupa Parlamentosu Başkanlığı 3 Temmuz’da oylanmıştır ve oylamanın sonucunda Sosyal Demokratların adayı David Maria Sassoli seçilmiştir.[6]EPP adayı Manfred Weber bu pozisyon için de şansını zorlamıştır. Weber’in bu seçimi de kaybetmesi kendi adına büyük bir hezimet, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele bakımından da umut verici bir ışık olarak değerlendirilebilir.

Avrupa Parlamentosu ve AB içindeki önemli pozisyonlar için yapılan seçimler dikkate alındığında, Avrupa Birliği’nin kuruluşundan bu yana ilk defa etkinliğini kaybettiği görülmektedir. Avrupa Parlamentosu dışında büyük devletlerin politikacılarının kendi aralarında yaptıkları tercihler sonucu bazı adaylar belirlenmiştir. Bundaki sebep de Avrupa Parlamentosu bu seçimlerde bunu engelleyebilecek mutlak gücü barındıran bir partiye sahip değildir. Bu da Avrupa Birliği’nin ne kadar bölünmüş bir durumda olduğunu ortaya koymaktadır. 

Fotoğraf: https://www.bundesregierung.de/breg-en/federal-government/cabinet/ursula-von-der-leyen

 

[1]“European Elections 2019: What is a Spitzencandidat?”, EuroNews, 24 Mayıs 2019, https://www.euronews.com/2019/04/24/european-elections-2019-what-is-a-spitzenkandidat

[2]“Spitzenkandidaten: Is This The End of the Political Experiment?”, EuroNews, 18 Temmuz 2019, https://www.euronews.com/2019/07/17/spitzenkandidaten-is-this-the-end-of-the-political-experiment

[3]“Yeni AB Komisyonu Başkanı olacal Von der Leyen’i Bekleyen 7 Büyük Mücadele Alanı”, EuroNews.com, 30 Temmuz 2019, https://tr.euronews.com/2019/07/29/yeni-ab-komisyonu-baskani-olacak-von-der-leyen-i-bekleyen-7-buyuk-mucadele-alani

[4]“ECB, Lagarde Dönemine Hazırlanıyor”, dünya.com, 15 Temmuz 2019, https://www.dunya.com/finans/haberler/ecb-lagarde-donemine-hazirlaniyor-haberi-449918

[5]“Avrupa Birliği’nin En Önemli ‘Dört Koltuğunun’ Adayları Belirlendi”, independentturkish.com, 3 Temmuz 2019, https://www.independentturkish.com/node/47841/dünya/avrupa-birliği’nin-en-önemli-“dört-koltuğunun”-adayları-belirlendi

[6]“Avrupa Parlamantosu’nun Yeni Başkanı Sassoli Oldu”, aa.com.tr, 3 Temmuz 2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupa-parlamentosunun-yeni-baskani-sassoli-oldu/1522170


© 2009-2019 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.