DAĞLIK KARABAĞ’DA AB NEDEN TARAF TUTMAKTADIR?
Yorum No : 2021 / 14
01.03.2021
7 dk okuma

30 yıllık Dağlık Karabağ sorunu Avrupa Birliği’nin (AB) yakın çevresindeki önemli çatışmalardan biri olmasına rağmen, AB’nin en pasif pozisyon aldığı konulardan biridir. Moldova’da Transdinyester sorununa AGİT 5+2 formatı ile dâhil olan, 2008 Rus-Gürcü savaşı sonrası bölgeye misyonlar gönderen AB, Dağlık Karabağ’da uzun yıllar boyunca AGİT Minsk grubu eş başkanlarına destek vermekle yetinmiştir.[1] AB’nin yıllardır sürdürdüğü bu politika, 2020’deki Tovuz saldırıları ve daha sonra Dağlık Karabağ savaşı karşısında da kendini göstermiştir. Birlik Ermenistan’a ve Ermenistan destekli ayrılıkçı grupların saldırılarına karşı etkili bir tepki gösteremediği gibi, AB parlamentosunda – Ermeni diaspora örgütlerinin da etkisiyle- Azerbaycan (ve hatta Türkiye) hakkında kınama kararı çıkartılması ihtimalleri konuşulmuştur. Bazı AP üyelerinin yoğun baskısına rağmen AB’nin herhangi bir tavır takınmayacağı, çözüm sürecinin AGİT Minsk grubuna bırakıldığı açıklaması yapılmıştır[2]. Oysa Minsk grubu eş başkanlarından olan Fransa, kendi parlamentosundan çıkarttığı kararla tarafsızlığını yitirdiğini göstermiş ve Ermenistan’ı desteklediğini alenen ilan etmiştir[3]. Bu durum, AB’nin dış politikasını eleştirilebilir hale getirmektedir. Zira Minsk grubunun güvenilirliğini yitirdiği bir dönemde Minsk grubunun işaret edilmesi, AB’nin kurucu üyesi Fransa’nın bakış açısını onayladığı şeklinde yorumlanabilir.  

AB’nin Dağlık Karabağ konusunda böyle bir politika izlemesinin ardında birkaç neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Ermenistan’ı Hristiyan bir Avrupalı devlet olarak görmesiyle alakalıdır. Bilindiği üzere, AB daha önce pek çok defa bir Hristiyan kulübü olduğu şeklinde eleştirilere maruz kalmıştır. Her ne kadar AB tarafından bu durum asla kabul görmese de, AB’nin Dağlık Karabağ sorununda Güney Osetya ve Transdinyester’den farklı bir tutum benimsiyor olması bu eleştirilerde bir haklılık payı olduğunu gösterir niteliktedir. AB’nin bu iki çatışmada uyguladığı politikalara bakıldığında; ayrılıkçı grupların, egemen devlete yakınlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Oysa Dağlık Karabağ’da böyle bir çaba içerisine girilmemiştir. 2020’deki Dağlık Karabağ çatışmasında, Ermeni kaynaklı yayın organlarının yayınlarında “tarihteki ilk Hristiyan topluluk olan Ermenilere saldırılmaktadır” şeklinde bir söylem kullanmıştır. Bu söylem AB’nin parlamentosunda ve birçok Avrupalı yayın organında karşılık bulmayı başarmıştır. Dolayısıyla AB, bir kez daha Hristiyan Ermeni ayrılıkçıların haksız işgalini göz ardı ettiğini göstermiştir.

Elbette ki bu durumda Avrupa ülkelerinde yaşayan Ermeni diasporasının etkisi de büyüktür. AB’nin izlediği dış politikasının bir diğer belirleyicisi de Avrupalı ülkelerin takındığı tutumdur. Dağlık Karabağ çatışması sırasında Ermenistan’a en çok destek veren ülkelere bakıldığında, bu ülkelerdeki Ermeni kökenli vatandaşlarının sayılarının oldukça yüksek olduğu göze çarpmaktadır. Bunun en belirgin örneği de Fransa’dır. Bilindiği üzere, AGİT eş başkanlarından olan Fransa uzun süredir tarafsızlığını kaybettiği gerekçesiyle Azerbaycan ve Türkiye tarafından eleştirilmekteydi. Fransız Parlamentosunda Azerbaycan’ın yürüttüğü operasyonların hukuksuz olduğu şeklinde karar alınmış olması ve AB’nin bu duruma sessiz kalması, AB’nin de zımni olarak bu görüşü kabul ettiği şeklinde yorumlanabilir.

Bunlara ek olarak, AB’nin bu şekilde bir yorumu benimsemesinde AP gibi kendi organlarının da etkisi büyüktür. Ocak ayında AB’nin Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünde yayınlanan bir rapor, AB’nin tutumunda meydana gelen değişime işaret etmektedir. AB’nin dış politikasının değerlendirilmesi ve yönlendirilmesi amacını taşıyan Enstitü’den çıkan bu rapora dair en dikkat çekici detay, tamamen Ermenistan’ın gözünden yazılmış olmasıdır. Erivan Devlet Üniversitesinden Narek Sukiasyan’ın yazdığı raporda, Ermenistan’da Kadife Devrimin gerçekleşmesi, buna bağlı olarak Ermenistan-Rusya ilişkilerinin bozulması ve bu sürecin Dağlık Karabağ’daki savaşı tetiklemesi anlatılmaktadır. Raporda ayrıca Türkiye’yle ilgili asılsız kiralık asker iddialarına da yer verildiği görülmektedir. Özellikle Tovuz’da meydana gelen saldırılarla ilgili kısımda, Türkiye’nin Ermenistan’ı tehdit ettiği ve yayılmacı politikalar izlediği şeklinde yansıtılmıştır[4]. Oysa 2020 Temmuz ayında Ermenistan’ın Tovuz’a saldırmasıyla başlayan çatışmaları tetikleyen taraf Ermenistan’ın kendisi olmuştu. Hatırlanacağı üzere, Nikol Paşinyan açılan yolsuzluk davaları, Rusya’yla gerilen ilişkiler ve Karabağ’daki ılımlı tutumu nedeniyle kamuoyu desteğini günden güne yitirmeye başlamıştı. Bunun üzerine milliyetçi oyları tekrar kazanabilmek için Dağlık Karabağ söylemini sertleştirmiş ve “Karabağ, Ermenistan’dır. Nokta” şeklinde kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştu[5]. Azerbaycan ve Türkiye’nin Minsk eşbaşkanlığına yaptığı uyarılara rağmen Paşinyan’ın bu açıklamaları karşılığını bulmamış ve Paşinyan’ın popülist söylemlerine göz yumulmuştu. Sonuç olarak 12 Temmuz’da Ermenistan tarafından Azerbaycan’ın Tovuz şehri bombalanmış ve kısa süreli bir çatışma meydana gelmişti[6]. Bütün bu olaylara AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünden yayınlanan raporda yer vermeyerek olayın Türkiye ve Azerbaycan’ın saldırgan politikaları şeklinde aksettirilmeye çalışılması raporun bazı olayları saklama gayreti içerisinde olduğunu da gösterir niteliktedir.

Öte yandan raporda, Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ın Eylül ayında başlattığı operasyonların da taraflı bir şekilde anlatıldığı dikkat çekmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un operasyonlar sırasında, elinde aksine bir kanıt olmamasına rağmen ısrarla ileri sürdüğü Suriyeli paralı askerler meselesi, bu raporda da tekrar edilmiştir. Bu bile raporun güvenilirliğini başlı başına sarsacak bir durumdur. Keza yazarın kendisi de bu konuda herhangi bir kanıt ileri sürebilmiş değildir.

Sonuç olarak, AB ülkelerinde oluşan Türkiye ve Rusya karşıtı konjonktürden faydalanılarak, spekülasyonlar yaratılmak istendiği anlaşılmaktadır. Azerbaycan’ın uluslararası hukuktan doğan haklarına hiç yer vermeyen bu rapor ve bu rapora benzeyen kararların AB organlarında kendine yer bulması, AB’nin politikalarının yanlış yönlendirildiğine işaret etmektedir.

 

*Fotoğraf: armenpress.am

 


[1] Tutku Dilaver, “Bir Sorun Çözücü Olarak Avrupa Birliği,” Avrasya Dünyası 2 (Nisan 2018): 56.

[2] H. Mehmet Boyraz ve Yunus Mazı “Avrupa’nın Dağlık Karabağ tutumu,” Anadolu Ajansı, 4 Aralık 2020, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/avrupa-nin-daglik-karabag-tutumu/2065476.

[3] “French Parliament approves Nagorno-Karabakh resolution angering FM Le Drian,” Daily Sabah, 4 Aralık 2020, https://www.dailysabah.com/politics/diplomacy/french-parliament-approves-nagorno-karabakh-resolution-angering-fm-le-drian.

[4] Narek Sukiasyan, “Appeasement and Autonomy: Armenian-Russian Relations from Revolution to War,” ISS (2021): 5.

[5] Tutku Dilaver, “Nokta Atışlardan Silahlı Çatışmaya: Azerbaycan-Ermenistan Savaşın Eşiğine Nasıl Geldi?” AVİM, 21 Temmuz 2020, https://avim.org.tr/tr/Analiz/NOKTA-ATISLARDAN-SILAHLI-CATISMAYA-AZERBAYCAN-ERMENISTAN-SAVASIN-ESIGINE-NASIL-GELDI.

[6] Ibid.


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.