Türkiye kamuoyunun da yakından tanıdığı Dr. Mehmet Öz, ABD’de televizyon programlarıyla geniş kitlelere ulaşmış, CMS (Centers for Medicare & Medicaid Services) gibi kritik bir kurumda üst düzey yöneticilik yapmış Türk kökenli bir Amerikalıdır. Son dönemde Öz, Van Nuys’da yaptığı bir açıklamada, yaklaşık 3,5 milyar dolarlık Medicare dolandırıcılığının palyatif ve evde bakım hizmetleri üzerinden yürütüldüğünü ve bunun önemli bir kısmının Rus-Ermeni mafyasıyla bağlantılı olduğunu belirtmiş, ancak bu açıklama beklenmedik bir şekilde siyasi tartışmanın odağı hâline gelmiştir. [1]
Videonun esas odağı sağlık alanındaki yolsuzluklar iken, bazı çevreler konunun üstünü örterek dikkatleri başka yöne çekmiş ve Öz “etnik hedef gösterme”, “ırkçı söylem” suçlamalarına maruz kalmıştır. Hukuki açıdan kısa sürede çözülmesi elzem olan bu mesele, sosyal medya ve siyasi yönelimlerin etkisiyle bir linç kampanyasına dönüşmüştür.
Sağlık politikaları, doğrudan kamu yararını ilgilendiren ve ideolojik çekişmelerin ötesinde ele alınması gereken alanların başında gelmektedir. Buna rağmen son dönemde Dr. Mehmet Öz’e yönelik suçlamaların, sağlık sistemine dair yapıcı bir tartışmadan ziyade, siyasi pozisyon alma ve kamuoyu yönlendirme doğrultusunda şekillendiği görülmektedir. Bu durum, eleştirilerin içeriğinden çok zamanlaması ve aktörleri üzerinde durmayı dolayısıyla da eyalet düzeyindeki siyasi yapıyı göz önünde bulundurmayı gerektirmektedir.
Dr. Öz’e yapılan ilk eleştirilerden biri ANCA yetkililerinden Alex Galitsky’den gelmiştir. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Galitsky, Öz’un, Los Angeles’ta Ermeni topluluğunu hedef aldığını belirtmiş ve Oz’un tutumunu Minnesota'daki Somali topluluğunun toplu cezalandırılmasına yol açan eylemlerle bağdaştırmış ve hatta söyleminde Türkçe küfür kullanmaktan da kaçınmamıştır.[2]
ANCA yetkilisinin ardından, pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde Kaliforniya Valisi Gavin Newsom da Dr. Öz’e karşı yürütülen linç kampanyasına dâhil olmuştur. Newsom sosyal medya aracılığıyla yaptığı bir paylaşımında, Öz’un Amerikalı Ermeni topluluğunu hedef aldığı yönündeki iddiaları incelediğini belirterek "İlgili tarihi hassasiyetler göz önüne alındığında, bu iddiaları ciddiye alıyoruz," ifadesini kullanmıştır. Esasen Newsom’un Kaliforniya’da önemli oy potansiyeli bulunan Ermeni toplumuna özel bir hassasiyet gösterdiği öteden beri bilinmektedir. Hatırlanacağı üzere Başkonsolos Kemal Arıkan’ı katleden ve ömür boyu hapse mahkûm edilen terörist Sasunyan’ın defalarca reddedilen şartlı tahliye başvurusu da Newsom döneminde temyize gidilmeden kabul edilmişti.[3] Bu durum Ermeni diasporasının Kaliforniya özelinde ABD’deki etkisinin ne ölçüde yoğun olduğuna dair tarihteki yerini almıştır.
Kaliforniya eyaleti, ABD siyasetinde belirli seçmen gruplarının tarihsel olarak güçlü ve örgütlü olduğu bir yapıya sahiptir; bunların arasında ise Ermeni diasporası ayrı ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu durum, eyalet yönetimlerinin politikalarını yalnızca genel seçmen dengeleri çerçevesinde değil, aynı zamanda güçlü ve etkili Ermeni topluluklarının talepleri ve hassasiyetleri doğrultusunda şekillendirmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla Kaliforniya Valisi’nin politikalarını değerlendirirken, bu seçmen gruplarının etkisini ve siyasi sürekliliği göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
O sebeple, Dr. Öz’e yönelik gündeme getirilen suçlamaların, hangi siyasi çerçevede ve hangi etkili seçmen grupları—özellikle Kaliforniya’daki örgütlü Ermeni diasporası gibi topluluklar—tarafından dillendirildiği dikkatle incelenmelidir. Dr. Öz’ün sağlık alanındaki yaklaşımlarını eleştirmek elbette meşrudur; ancak eleştirinin kişiselleştirilmiş bir karalama kampanyasına dönüşmesi, meseleyi sağlık politikası olmaktan çıkarıp diaspora, kimlik ve oy hesabı eksenli bir siyasi mücadeleye indirgeme riski taşımaktadır. Sağlık sistemi, sembolik tartışmalara veya kimlik temelli politik çatışmalara indirgenemeyecek kadar karmaşık ve hayati bir alandır. Kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna yürütülen karalama kampanyaları, uzun vadede bilimsel otoriteyi, uzmanlığı ve kurumsal güveni zedeleme riski taşır. Bu durum yalnızca hedef alınan isimleri değil, aynı zamanda sağlık politikalarının bütününü ve belirli toplulukların siyasi temsil gücünü de etkiler.
Sonuç olarak Dr. Mehmet Öz örneği, sağlık gibi hayati önem taşıyan bir alanın, güçlü bir seçmen grubu olan Ermeni diasporasının ABD’nin çıkarlarını bir kez daha görmezden gelerek yaptığı baskılar ile oy kaygısı taşıyan Kaliforniya valisi tarafından ne kadar kolay politik çekişmelere malzeme edilebildiğini bir kez daha göstermektedir. Bu durum, diasporanın kendi siyasi çıkarları ve kimlik temelli baskıları uğruna sağlık politikalarını etkileme kapasitesini ortaya koymaktadır. Kısa vadede politik kazanımlar sağlasa da, bu tür müdahaleler uzun vadede toplumun sağlık sistemine ve bilimsel otoritelere olan güvenini ciddi şekilde zedelemektedir. Siyasi çıkarlar ve yaratılmış tarihsel travmalarına sıkı sıkıya bağlı olan diaspora gruplarının baskısı, sağlığın önüne geçtiğinde kaybeden ne bir isim ne de bir parti olur; kaybeden, kamu düzeni ve halkın sağlık sistemine olan güveni olacaktır.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır