ROMANYA’DA ARALIK 2020 PARLAMENTO SEÇİMLERİ VE YENİ HÜKÜMET
Yorum No : 2021 / 5
25.01.2021
9 dk okuma

Romanya’da parlamento seçimleri 6 Aralık 2020’de gerçekleştirildi. Yaklaşık üç hafta sonra, 28 Aralıkta, 3 parti ve ittifaktan oluşan bir hükümet kuruldu. Romanya 2021’e bu yeni koalisyon hükümetiyle girdi. 

Covid-19 salgını, var olan hükümetin salgınla mücadeledeki performansı hakkındaki tartışma ve şikâyetler, sağlık sisteminin durumu ve salgın nedeniyle daha da artan ekonomik sorunlar, seçim sürecine girildiğinde Romanya’nın gündeminde öne çıkan başlıklar oldu. Dolayısıyla, seçime katılan parti ve adaylar seçim propagandalarında bu konular üzerinde durdular. Bunun yanında, ülkedeki yolsuzlukla mücadele konusu da bir başka önemli konuydu.

Seçimlere toplamda 23 parti ve ittifak katıldı. Bunun yanında, bağımsız adaylar da seçimlerde yarıştı. Ancak, yalnızca beş parti parlamentoda temsil edilmek için gerekli olan %5 ve üstü oy oranına ulaştı. Diğer partiler, ikisi hariç, ya %1’in biraz üstünde oy aldılar yâda %1 seviyesinin altında kaldılar. Aslında Romanya’daki seçimlerin iki ana aktörünün Sosyal Demokrat Parti ve bunun karşısındaki merkez sağ Ulusal Liberal Parti ve merkez USR-Plus olduğu söylenebilir.   

Romanya’daki Sosyal Demokrat Parti, söyleminde sol tınılar olan, Çavuşesku sonrası Romanya’da en kurumsallaşmış,  siyasi alanda en etkili ve önemli partilerden biri. Öte yandan bu parti, Romanya’da kronik hale gelmiş yolsuzluk düzeni ile yozlaşmış siyaset ve siyasetçi sınıfının muhibbi olarak görülmekte. Bununla ilgili önemli bir not, 2020’den bir önceki 2016 parlamento seçimlerinden sonra kurulan sosyal Demokrat Parti hükümetinin, Venedik Komisyonunun da ülkede hukukun üstünlüğü ilkesinin ihlali anlamına geldiği gerekçesiyle eleştirdiği hukuk reformuna dair eleştiriler ve yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Ekim 2019’da parlamentoda gerçekleştirilen güvensizlik oyu sonucu düşmüş ve yerine Ulusal Liberal Partinin gelmiş olmasıdır.

Seçimlerde, Sosyal Demokrat Parti’nin en önemli rakibi, Ekim 2019’daki oylama sonucu hükümet olan, Romanya’nın en eski ve köklü bir diğer partisi olan muhafazakâr merkez sağ eğilimli Ulusal Liberal Parti oldu.  Bunun dışında, seçimlerde %5 barajını geçen diğer parti ve ittifaklar; merkez eğilimli, yolsuzlukla mücadele ve reform yanlısı USR-Plus; aşırı sağ Romanya’nın Birliği için İttifak; ve Romanya’daki etnik Macarların partisi Romanya Macarları Demokratik İttifakı oldu. Bunlardan Ulusal Liberal Parti ve USR-Plus’ın, Sosyal Demokrat Parti karşıtı radikal bir tutum geliştiren partiler olduklarının da hatırlatılmasında fayda olacak.  

Romanya’da sandıklar açıldığında, Sosyal Demokrat Partinin %28.9, Ekim 2019’da bu partinin yerine hükümete gelen Ulusal Liberal Parti’nin %25.2, USR-Plus’un %15.4, Romanya’nın Birliği için İttifak’ın %9.1 ve Romanya Macarları Demokratik İttifakının %5.7 oranında oy aldığı görüldü. Böylece, Sosyal Demokrat Parti seçimlerden ilk parti olarak çıktı. Bunun ardından Ulusal Liberal Partili Başbakan Ludovic Orban görevinden istifa etti. Ancak, Sosyal Demokrat Partinin aldığı oy ne tek başına hükümeti kurmasına ne de başbakan atamasına yeterli oldu. Ulusal Liberal Parti ve USR-Plus’un Sosyal Demokrat Partiyle koalisyon yapmayı reddetmesi ve Ulusal Liberal Partili Cumhurbaşkanı Klaus Ohannis’in hükümet kurmak üzere Sosyal Demokrat Partili bir başbakan atamaması ve hâlihazırdaki Finans Bakanı Florin Citu’yu hükümeti kurması için geçici olarak başbakan olarak ilan etmesiyle, Sosyal Demokratları dışlayan bir koalisyon arayışı başladı. Nihayetinde, yaklaşık 3 hafta süren görüşme ve pazarlıklardan sonra, 28 Aralık’ta, Ulusal Liberal Parti, USR-Plus ve Romanya Macarları Demokratik İttifakı arasında bir koalisyon hükümeti kuruldu.

Romanya’da kurulan üçlü koalisyon parlamentodaki koltukların %55’ine sahip. Dolayısıyla koalisyon hükümeti, milletvekilleri partilerinden ayrılmadığı sürece, yasama konusunda parlamentoda sorunla karşılaşmayacak. Bunun yanında, Cumhurbaşkanının Ulusal Liberal Partili olması nedeniyle hükümet ve Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında ideolojik-siyasi sürtüşmelerin yaşanması ve Cumhurbaşkanının yürütmeye zorluk çıkarma ihtimali söz konusu değil. Bu durum, yeni hükümet için kuşkusuz önemli bir avantaj. Bu durumda, koalisyon hükümeti için, koalisyon ortakları arasındaki uyumun sağlanması ve devam ettirilmesinin önem kazanacağı söylenebilir. Romanya’da koalisyonların genelde uyumlu çalışmayı pek de başaramadıkları göz önünde bulundurulduğunda bunun, önümüzdeki günlerdeki en önemli mesele olacağı düşünülebilir.  

2021’in ilk günlerinde Romanya’daki siyasal durum genel hatlarıyla özetledikten sonra Romanya’daki siyasal ve toplumsal alana dair bazı tespitler yapmak yerinde olabilecek. İlk olarak 6 Aralık seçimlerinde Romanyalı seçmenin farklı kaynaklara göre yalnızca %31.8 ile %33.3’lük bir kesiminin oy kullandığının altının çizilmesi gerekiyor. Bu endişe yaratacak düzeyde düşük bir oran. Romanya’da komünizm sonrası dönemde gerçekleştirilen seçimlerde oy kullanma oranının ortalaması %51. 2016 parlamento seçimlerinde bu oran %39 olarak kaydedilmiş. Kuşkusuz %39’da oldukça düşük bir oran ancak 2020’de bu oran %6.1-%7.6 seviyesinde düşmüş. Kısacası, Romanya’da 2020 seçimlerindeki oy kullanma oranı, rekor seviyedeki düşük bir oran.

Çeşitli yorumcular, Romanyalıların sandıklara gitmemesinin bir nedeni olarak Covid-19 salgınını gösteriyor. Elbette bu bir neden olabilir. Ancak,  pandemi sırasında bazı Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerinde de seçimler yapıldı ve bu ülkelerde seçimlere katılım, Romanya’dakinden gözle görülür düzeyde yüksek gerçekleşti. Dolayısıyla, pandemi ancak kısmi bir açıklama olabilir.  Bu nedenle, seçimlere katılımdaki düşüklüğün, Romanya’daki toplumsal ve siyasal alanın nitelikleriyle bağlantılı sebeplerinin irdelenmesi gerekiyor.

Romanya’daki toplumsal ve siyasal alanın nitelikleriyle ilgili iki olasılık söz konusu olabilir. Bunlardan ilki, refah düzeyi yüksek ülkelerdekine benzer şekilde, Romanya halkının ülkedeki koşullardan hayli memnun olduğu ve genel olarak siyasal aktörlere güven duydukları, bu nedenle siyasal süreçlerle pek de fazla ilgilenmedikleri, o ya da bu partinin iktidara gelmesinin hayatlarında önemli bir değişiklik yaratmayacağına inandıkları için sandığa gitmek konusunda bir zorunluluk hissetmedikleri olabilir. İkinci olasılık ise, Romanya halkının, hangi partiden olursa olsun siyasetçilerin ve genel olarak siyasetin ülkedeki olumsuz şartları düzeltmesinden ümidini kestiği için oy kullanma gereği hissetmemiş olmasıdır. Yani, ülkede bir türlü düzelmeyen sorunların yarattığı siyasete karşı güvensizlikten kaynaklı ilgisizlik, seçmenin sandığa gitmemesinin nedeni olabilir. Romanya’daki sosyoekonomik durum dikkate alındığında, ikinci olasılığın gerçeğe daha yakın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Romanya toplumundaki bu depolitizasyon eğiliminin demokrasi açısından aslında ilk bakışta görüldüğünden daha riskli bir duruma işaret ettiği de söylenebilir.   

Seçimlere düşük katılım konusunu bir kenara bırakırsak, partilerin son seçimlerde aldığı oyların 2016 yılındaki bir önceki seçimlerde aldıkları oylarla kıyaslanması da bazı önemli hususları gün yüzüne çıkartıyor. Sosyal Demokrat Parti 2016’da % 45.5 oy almışken, 2020’de %28.9 oy aldı. Yani 4 sene içinde %15’den fazla bir oy kaybı yaşadı. Ulusal Liberal Parti ise oylarını %20’den %25.2 ye yükseltti. Yani beş puan kadar bir artış sağlayabildi. USR-Plus da %8.9’luk oy oranını %15.4’e çıkarmayı başardı.

2016 ve 2020’deki oy oranlarındaki değişim, Romanya’da sol bir söylem kullanan Sosyal Demokratların gerilemekte, merkez ve merkez sağ eğilimlerin güçlenmekte olduğunu gösteriyor. Ancak, Romanya’daki siyasal eğilimlerle ilgili bundan daha önemli bir durum söz konusu. Bu, ülkede radikal sağın hızlı yükselişi. Aralık 2019’da kurulan aşırı sağcı Romanya’nın Birliği için İttifak, Aralık 2020’deki seçimlerde %9.1 oy alarak seçimi dördüncü olarak tamamladı ve parlamentoda temsil hakkı kazandı. Sonuçta bir yandan merkez ve merkez sağ, öte yandan aşırı sağ Romanya’da yükselişte. Ancak, bunların yanında, esas yükselişte olan şeyin ülkedeki siyasete dair duyulan kuşku ve ümitsizlik ve bunlardan kaynaklanan depolitizasyon olduğunun da bir kez daha altının çizilmesinde fayda olacak.  

Aslında aşırı sağın yükselişi ile toplumdaki depolitizasyonun birbirini besleyen süreçler olduğunu siyaset bilimi literatüründen de biliyoruz. Ayrıca, sağın yükselişinin Doğu Avrupa’da son yıllarda daha da çok görünür hale gelen bir eğilim olduğunun da altının çizilmesinde fayda olacak. Dolayısıyla, Romanya’da ortaya çıkan tablo, bu ülkeye has bir şey değil. Tabii ki bu genellik, Romanya’da depolitizasyon ve aşırı sağın yükselişinin normalleştirilmesi ve ortaya çıkardığı tehlikelerin hafife alınmasına neden olmamalı. Romanya’da toplumsal ve siyasal alanda, uzun vadeli sonuçları olabilecek ciddi bir durum söz konusu.

Son olarak Romanya’da kısa ve orta vadede gündeme hâkim olması ihtimali yüksek meselelere değinmek gerekirse; ekonominin bunların başında geleceği söylenebilir. Nitekim, hükümet kurulduktan hemen sonra Gayri Safi Milli Hasıla’daki açığın kapatılması ve  Covid-19 salgınından olumsuz etkilenen firma ve çalışanların desteklenmesini öngören bazı tedbirlerin alınacağını açıkladı. Sosyal Demokrat Parti ise açıklanan tedbirleri kemer sıkma politikası olarak niteleyerek muhalefetteki ilk adımını attı. Anlaşılan muhalefet, hükümetin ekonomi alanındaki politikalarına destek vermekten imtina edecek ve Romanya’daki siyasal tartışmalarda ekonomi ile ilgili konular ön planda kalacak. Bitirirken, Romanya’nın 2021 yılı bütçesinin Şubat ayı başında açıklanacağını da belirtelim. Bu süreçte, hem iktidarın hem de muhalefetin neler yapacağını hep birlikte göreceğiz.   

 

* Foto: Euractiv.com


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.