PATRİK MAŞALYAN VE PATRİKHANE İÇİN TÜZEL KİŞİLİK TALEBİ
Yorum No : 2026 / 5
27.01.2026
3 dk okuma

Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, son dönemde yaptığı açıklamalar ile gündemde kendine yer edinmektedir. Paşinyan’ın Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyarette gösterdiği tavır[1] henüz hafızalarda iken dini görevinin gerektirdiği ilkelere aykırı davranışları dikkat çekmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Patrikhane’nin tüzel kişiliği ile alakalı kısır tartışmalara bir yenisini ekleyen Maşalyan, Türkiye’deki Ermeni cemaatinin temsiliyet ile alakalı sorunları olduğunu ifade etmiştir. Maşalyan, bu sorunun sebebinin Lozan Antlaşması olduğunu iddia etmektedir.[2] Bilindiği üzere Lozan Antlaşması, azınlıklar bakımından din ve vicdan hürriyetini benimsemiştir. Günümüz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da korunan din ve vicdan hürriyeti, Ermenilerin kendi ibadetlerini kendi dini mekânlarında yapmalarına olanak tanımakta ve bunu yasal hiyerarşi bakımından en tepede olan kanunla koruma altına almaktadır. Hiyerarşinin en tepesinde olan Anayasa’nın koruduğu bir diğer ilke, laikliktir. Laiklik ilkesi gereğince Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde dini topluluklar tüzel kişilik sahibi olamaz. Hâlihazırda Ermeni vakıfları hukuka uygun olarak gelir elde etme hakkına sahiptir ve Patrikhane’nin gelirleri de bu yolla güçlenmektedir. Bu sistemin hukuk tarafından güvence altına alınan kısmıdır ve yine hukuken tanınan sınırlar içerisinde görünen en makul yol budur.

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası ile 1937 yılında laiklik ilkesini benimsemiştir. Bu ilkenin kabulü ile birlikte Türkiye’de hem Müslüman hem de gayrimüslim toplulukların cemaat niteliği hukuki olmaktan çıkmış ve sosyolojik bir kavrama dönüşmüştür. Günümüzde Türkiye’de Ermeni toplumunun haiz olduğu cemaat niteliği de bu sosyolojik kavram çerçevesindedir. Aksi bir durum, laiklik ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Yıllardır tartışılan tüzel kişilik sorununa verilen cevap 1937’den bu yana aynıdır. Ermeni toplumunun ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması hususunda Türkiye Cumhuriyeti, bütün dini topluluklara olduğu gibi, ancak anayasal güvenceler sağlayabilir. Bunun haricinde verilecek her türlü imtiyaz, hem anayasaya hem de Lozan Antlaşması’na doğrudan aykırı olacaktır. Eşit yurttaşlık farklı imtiyazların bulunmamasıdır.

Tabiiyetinde olduğu devlete resmi ziyaret gerçekleştiren Paşinyan’a karşı tutumu, Ermenistan devletinin Kilisesi ile ilgili iç işlerine karışması ve yasal durumu dikkate almayan tüzel kişilik tartışmalarını yinelemesi Maşalyan’ın dini görevlerinden ziyade siyasi amaçlara yöneldiğine işaret etmektedir. Unutulmamalıdır ki, Sahak Maşalyan Türkiye’deki Ermeni toplumunun dini rehberliğini üstlenen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Görevi bundan fazlası değildir, bu görevden fazlasını üstlenmek Anayasa’ya ve Lozan Antlaşması’na aykırı talepler içereceği gibi bir Türkiye vatandaşından beklenenlere de uygun değildir. Bu durum, Maşalyan’ın iddia ettiği gibi “devlet ideolojisinin” değil müspet hukukun bir gereğidir.

Sonuç olarak “bürokraside ilişkiler ile sorunların çözüldüğünü” ifade eden Maşalyan, son dönemde görevi ile bağdaşmayacak açıklamalarda bulunmaktadır. Söz konusu açıklamalar bir dini topluluğa hitap ve rehberlikten ziyade politik bir duruş için yapılan çağrı niteliğini haizdir. Bu çağrıların yürürlükte olan Türk hukuku bakımından bir karşılığı yoktur.      

     

*Görsel: Agos

 


[1] Yetvart Danzikyan, İşhan Erdinç, “Patrik Maşalyan: "Başbakan Paşinyan'a Sessiz Protestomuzu Gösterdik", Agos, 3 Temmuz 2025, https://www.agos.com.tr/tr/haber/patrik-masalyan-basbakan-pasinyan-a-sessiz-protestomuzu-gosterdik-34099.

[2] İşhan Erdinç, “"Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Durumundayız””, Agos, 15 Ocak 2026, https://www.agos.com.tr/tr/haber/yasar-ne-yasar-ne-yasamaz-durumundayiz-39167.


© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.