İSVİÇRE’DE TÜRK TOPLUMUNUN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KISITLANMASI
Yorum No : 2015 / 135
05.11.2015
Paylaş :
PDF İndir :

 

Sayın Perinçek’in 2005 yılında İsviçre’de Ermeni soykırımı iddialarının uluslararası yalan olduğunu beyan etmesinin ardından İsviçre Mahkemeleri’nin itiraz sürecinden sonra kesinleşen kararı ile İsviçre Ceza Kanunu’nun 261. Ek maddesi uyarınca mahkum edilmesi ile İsviçre’de ifade özgürlüğüyle ilgili çifte standart hukuken de yüzeye çıkmıştır.

İsviçre’de Türk toplumu Dr. Perinçek aleyhinde açılan davadan bu yana temel demokratik hakların en önemlilerinden olan ifade özgürlüğünden tamamen mahrum bırakılmıştır. 1915 olaylarına ilişkin düşünce ve ifade kısıtlamaları; asgari demokratik standartlara sahip ülkelerde dahi kısıtlanması ender olan tam bir hoşgörüsüzlükle ülke çapında son derece etkin bir şekilde yürütülmüştür.

İsviçre Devleti bu katı tutumuyla kendi yurttaşlarını da tek taraflı ve tartışmaya açık olamayan bir tarih anlayışına bağlı kalmaya zorlamıştır. İsviçre toplumunda Türklere karşı temeli yüzyıllara dayanan önyargılar, İsviçre toplumunun sansürlenen ifade özgürlüğünü savunma refleksini ortadan kaldırmıştır. Adalet ve eşitlik kavramları hatırlanmamıştır.

İsviçre Adaleti’nin bu kararından sonra 1915 olaylarıyla ilgili olarak İsviçre’de Ermeni Derneği’nin temsilcileri dışında İsviçre topraklarında yaşayan veya İsviçre’yi ziyaret eden yabancıların, İsviçre’de bulundukları sürece bu konudaki ifade özgürlükleri ihlal edilmiştir. İsviçre- Ermeni Cemiyeti’nin tek yanlı ve tartışılmaz kutsal ifadeler gibi ileri sürdüğü tezlere hiç kimsenin yanıt vermesine izin verilmemiştir.

Seçimle iş başına gelen savcılar Ermeni Derneğinin söylemi dışında herkese müthiş bir sansür uygulamışlardır. Hukuk siyasallaştırılmıştır. Akademisyenler, görüş belirten gazeteciler, parlamenterler korkutulmuş, sindirilmişlerdir.

İsviçre’deki Türk toplumu, Ceza Kanunu’na eklenen bu hüküm ile tehdit edilmiştir. 1915 olayları dışında dahi kendi tarihlerini savunamaz ve tartışamaz konuma getirilmeye çalışılmıştır.

Türk toplumunun Ermeni Derneği’nin nefret söylemlerine cevap verme veya bu konuda yorumda bulunma hakları ellerinden alınmıştır. Sonunda Türk toplumunun dünyanın en ileri demokrasisine sahip olduğu iddiasında olan bir ülkede kendilerine yöneltilen karalamalara, yalanlara karşı ağzı mühürlenmiş, hapis cezası ve sınır dışı etme tehditleriyle kesin bir biçimde susturulmuştur.

Zürih savcısı görüşlerini ifade ettiği için bir bakanımıza karşı dahi tahkikat başlatma cüretini göstermiştir. Yaklaşık 2000-3000 Ermeni’yi temsil eden İsviçre-Ermeni Derneği’nin tüm saldırılarına karşılık 120.000 kişilik Türk toplumu savunmasız bırakılmıştır.

Bu durum tarihi gerçeklerle bağlantısı olmayan Ermeni iddialarının İsviçre’de tartışmasız ve yanıtsız kalarak yerleşmesine uygun zemini hazırlamış, tartışmasız gerçeklerin Ermeni söylemi ve anlatımı ile sınırlı olduğunu benimsetmeye yöneltmiştir.

Ermenilerin Türklere hakaret etmesine sınırsız hoşgörü tanınırken Türk toplumu sürekli olarak baskı altında tutulmuştur.

Burada bir anımı nakletmek isterim. İsviçre’de ifade özgürlüğümüz açısından yaşadığımız bu karanlık dönemde, 2012 yılında Büyükelçiliğimiz Amerikalı Profesör Justin McCarthy’i 1915 olaylarıyla ilgili bir konferans vermek üzere Bern’e davet etmiştir. Konferansın katılım açısından görünümü ve başarısı için İsviçre Parlamentosu’ndaki Türk grubuna üye (dostluk grubu değildir) İsviçreli parlamenterlerden destek istedik. Konferansın İsviçre yasalarının çizdiği çerçevede gerçekleştirileceğini ilettik. Bunun üzerine İsviçreli parlamenterler, konferansın İsviçre Parlamentosu salonlarından birinde yapılmasını önerdi. Böylece önemli sayıda parlamenter konferansa katılabilecekti. Ancak konferans tarihi yaklaşırken temasta olduğumuz bir parlamenter konferansın parlamento çatısı altında yapılmasının parlamenterlerden ve Ermeni Derneği’nden gelen itirazlar nedeniyle maalesef mümkün olmadığını haber verdi ve büyükelçilikte yapılmasını telkin etti. Bu takdirde parlamentodan önemli bir katılım sağlanacağını ilave etti.

Diğer taraftan konferansın bilimsel bir çalışma olduğuna vurgu yapmamıza rağmen İsviçre’nin önde gelen tarihçi akademisyenlerinden, konferansa katılınmaması çağrısı yapıldı.

Bu şartlar altında, demokrasi ve özgürlük söyleminde mangalda kül bırakmayan İsviçre’de bilimsel bu toplantıya çok sınırlı sayıda parlamenter, akademisyen, gazeteci korku içinde katılabildi.

Bu haksızlığı dikkatlerine getirdiğimiz bazı İsviçreli bakanlar ve parlamenterler, bize hak veren ifadelerde bulunmuşlar, ancak Ceza Kanunu’nda değişiklik yapacak güçleri olmadığını belirtmişlerdir.

Diğer taraftan, İsviçreli üst düzey yetkililer Perinçek davasının AİHM sürecinde son derece çelişkili ifadeler kullanmışlardır. Bizi yanıltmaya çalışmışlardır.

AİHM’nin İsviçreli yargıcın da katıldığı ilk kararın kesinleşme sürecinin sona ermesinden birkaç gün önce itiraz etmişlerdir. Böylece dava AİHM’nin Büyük Daire’sine intikal etmiştir.

İsviçre son kozunu oynamış ve kendi saygınlığını zedeleyen ve sorgulayan bir kararla karşı karşıya kalmıştır.

AİHM İsviçre’nin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini hükme bağlayan bu kararının İsviçre adaletinde sonuçları olacaktır. İsviçre’nin gereken adımları atmasını bekliyoruz.

Bunun ötesinde, İsviçre uzun yıllar ifade özgürlüğünü kısıtladığı Türk toplumuna da en azından özür borçludur.


© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.