KİTAP ANALİZİ: ERMENİSTAN’DAKİ KATLİAMLAR VE TÜRKLER
Analiz No : 2015 / 12
Yazar : AVİM
01.06.2015
Paylaş :
PDF İndir :

Yazar: Pierre Loti

Yayınevi: Kaynak

Yayın Tarihi: Nisan 2015

ISBN: 978-975-343-947-3

Dil: Türkçe, Fransızca, İngilizce

Sayfa Sayısı: 86

 

Pierre Loti’nin, ilk olarak 1918 yılında Fransa’da yayınlanmış olan ve üç makaleden oluşan ‘Ermenistan’daki Katliamlar ve Türkler’ başlıklı denemesi geçtiğimiz günlerde Kaynak Yayınları tarafından Türkçe, Fransızca ve İngilizce dillerinde tek cilt olarak yayınlanmıştır. Önsözünü, emekli büyükelçi ve deneyimli siyasetçi Onur Öymen’in kaleme aldığı bu eserde Loti, özetle, Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere karşı bazı katliamların yaşandığını, ancak bunların batı dünyası ve Fransa’da “küstahça abartıldığını” (s.33) ifade etmekte, bu haksız abartıların, batı dünyasında kökleşmiş, ancak gerçeklikle oldukça ilgisiz, yani ideolojik olan, Türk-karşıtı (Turcophobic) kabuller tarafından belirlendiğinin altını çizmekte ve batı dünyasındaki Türk-karşıtı inanışlara karşılık, Türklerin aslında batıda unutulmuş olan bazı değerlere sahip bir ulus olduğunu anlatmaktadır.

Loti’nin eseri yirminci yüzyıl başlarında ‘Doğu Sorunu’ ve bununla ilintili olan ‘Ermeni Meselesi’ hakkında bir takım önemli gözlem ve görüşleri okuyucuya aktaran, dikkat çekici bir eserdir. Bunun yanında, ‘Ermeni Meselesi’nin Batı’da hangi etkenler çerçevesinde kurgulandığı ve kurulduğu konusunda hacminden beklenmeyecek denli önemli fikirler vermektedir.

İlk olarak, Loti’nin denemesi bir oryantalizm eleştirisi olarak da okunabilir. Yazar, batı dünyası ve Fransa’nın, Osmanlı ve Türk toplumu hakkında hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığını, bu cehalete ek olarak, Osmanlı’yı Doğu’ya dair bir takım klişeleşmiş inanışlar çerçevesinde tahayyül ettiklerini söylemektedir. Bu önemli ve doğru bir tespittir.

Oryantalizm üzerine olan literatürün gösterdiği gibi, Batı kendini, bir Batı-Doğu ikilemi üzerinden kurmuştur. Bu süreç içerisinde, kendinde olduğuna inandığı bazı niteliklerin tam zıtlarını Doğu üzerine yansıtarak, Doğu’yu bir öteki olarak kurgulamış, bunu yaparken cinsellik dahil bir takım fantezilerini, kurguladığı Doğu kimliğine empoze etmiştir. Bu haliyle, Doğu, Batı’nın bir öteki-benliği (alter-ego) olarak Batı tahayyülünde yer etmiştir. ‘Sultanın haremi’, ‘şehvetli doğu geceleri’, ‘cesur ve vahşi savaşçı’ vb. imgeler, Batı’nın, öteki, yani Doğu, üzerinden kendini kurarken ürettiği bir takım fantezilerdir.

Şu iddia edilebilir ki, ‘Doğu sorunu’ ve bununla alakalı olarak ‘Ermeni sorunu’nun Batı siyasetine girişinde ve temsilinde Oryantalist düşünce sistematiği ve algı önemli bir dinamik olmuştur. Bu ise, yansıları günümüzde de görülen, tam da oryantalist düşünüşün temelini oluşturan ak ve karadan oluşan, gri alanların olmadığı, ikiliklerden, mutlak iyiler ve mutlak kötülerden oluşan,  çarpık bir anlayışın ortaya çıkmasının asıl nedenlerinden biridir.

Bu noktada dikkat çekici bir unsur, oryantalist düşünce ve algı biçiminin Batı’da ne kadar derinlere kök salmış olduğudur. Öyle ki, bir tür Oryantalizm eleştirisi yapan Pierre Loti dahi, Ermenileri ve Türkleri anlatırken bir takım oryantalist imgeleri kullanmaktan vaz geçememiş, bunu yaptığının farkına bile varamamıştır. Türkleri, ünlü Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau'nun “soylu vahşi”sine yakın bir şekilde tanımlaması, bunun yanında Ermeni katliamlarından bahsederken, Ermeni kadınlarının “harika kadife gözleri”nden (s.29) bahsi, bir batılı olan Loti’nin düşünce ve algı dünyası hakkında bazı fikirler vermektedir.

Buradan, Oryantalizm olgusunun, tarih çalışmalarında, batı kaynakları kullanılırken dikkate alınmasının ne denli önemli olduğu şeklinde bir çıkarsama yapılabilir. Ayrıca, oryantalist bakış açısının günümüzde de farklı biçimlerde devam ettirildiği unutulmaması gereken bir husustur.

Oryantalizm, düşünce sistematiği ve toplumsal algıların çok derinlerine kök salmış bir olgu olarak, çoğu zaman kişiler tarafından farkında olunmadan yeniden üretilir. Bunun yanında, Loti’nin denemesi, Batı’nın bazı durumlarda gayet bilinçli bir şekilde de yaşanmış olayları çarpıttığını gösteren bir örnektir. Loti’nin, ‘Türkler’ başlıklı makalesinin Ermenileri eleştirdiği anlaşılan yaklaşık bir sayfalık bir bölümü, makaleyi 1918 yılında yayınlayan Paris’teki Calman Levy Yayınevi tarafından açıkça sansürlenmiştir. Kuşkusuz, bunun gibi pek çok farklı örneğin olma olasılığı vardır. Bunun yanında, bu sansür, Batı’da sansür ve daha da önemlisi oto-sansür nedeniyle neyin yazılabilip neyin yazılamadığı hakkında da fikir vermektedir. 

Dikkat çeken üçüncü bir nokta, Loti’nin Fransız kamuoyuna seslendiği denemesinde, ‘Türklerin masumiyetini’ ispat için çok açık ve vurgulu olarak Türklerin Fransız dostu olduğuna ve asıl ‘kötü’nün Almanlar olduğuna yaptığı vurgudur. Öyle ki, Loti’nin Almanlar için kullandığı ifadelerin bazıları günümüz standartlarında nefret söylemi olarak bile algılanabilir. Peki, bu söylem bize ne anlatmaktadır? Yukarıda, bahsedilen sansür/oto-sansür faktörü dikkate alındığında, Loti’nin Türkleri, onların Fransız dostu olduğunu iddia ederek ve ‘suçu’ zaten nefret edilen Almanlara yıkarak savunabilmesi neye işaret etmektedir?

Loti’nin yaşadığı dönem milliyetçilik çağıdır. Bu dönem içerisinde milletlerin dostları, daha da çok düşmanları vardır. Siyasete şekil veren algılar bu çerçevede gelişir. Bundan dolayı Loti, Türklerin Fransız dostu olduğunu kanıtlamaya çalışarak onların suçsuzluğunu ispat etmeye çalışmaktadır.

Bu bağlamı farklı açıdan okuduğumuzda şu sonuçta ortaya çıkmaktadır: Dönem içinde düşman olarak görülen ve Fransa, İngiltere, İtalya ile savaş halinde olan Osmanlı, gerçekte yaşananlardan çok, sırf bu konumu nedeniyle de yanlı, abartılı ve tahrifata dayalı bir propagandanın hedefi olmuştur. ‘Ermeni meselesi’ de bu bağlamda, iddia edildiği gibi insani edenlerle değil, politik nedenlerle, bu ülkeler tarafından araçsallaştırılmıştır. ‘Türk dostu’ Loti’nin ‘Müslüman Türkler Hristiyanlara (Katoliklere) karşı hoşgörülüdür, Katoliklerin asıl düşmanı Ortodokslardır’ şeklindeki ifadeleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Yukarıda özetlenenler çerçevesinde şu söylenebilir ki, ‘Ermenistan’daki Katliamlar ve Türkler’, kitabın önsözünün yazarı Onur Öymen’in belirtiği hususlara ek olarak, farklı şekillerde de Türk-Ermeni ihtilafına ve bu ihtilafı belirleyen dinamiklere ışık tutmaktadır.

Bunların yanında,  bu deneme, Türk-Ermeni ihtilafının güncel haliyle ilgili bir şeyi daha dolaylı da olsa göstermektedir. Son dönemde, ‘100. Yıl rüzgarı’nı da arkasına alan soykırım lobisi, Türkiye üzerinde baskı kurma amacını gütmektedir ve bunda bir ölçüde başarılı olmuştur. Buna bir tepki olarak ise, Türk tarafında alışılagelmiş savunmacı yaklaşımın dışında, yeni yaklaşımlar görülmeye başlanmıştır.

‘Ermenistan’daki Katliamlar ve Türkler’, Türkçe, Fransızca ve İngilizce olarak üç dilde yayınlanmıştır. Bunun anlamı, yayınevinin bu kitapla yalnızca Türk okuyucuyu hedeflemediği, yabancı kamuoyunu da hedeflediğidir. Bu, tam da yukarıda bahsettiğimiz yeni yaklaşımın bir yansımasıdır. Öyle anlaşılmaktadır ki, soykırım lobisinin aşırılıkçı tavrı, derinlerde ciddi bir tepki yaratmış ve bu tepki yavaş yavaş kendini pratikte göstermeye başlamıştır. Bunun anlamı, soykırım lobisinin ‘100.yıl’daki bazı ufak tefek ‘zafer’lerinin ancak Prius Zaferleri olabileceğidir.


© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.