AZERBAYCAN-ERMENİSTAN BARIŞ GÖRÜŞMELERİNİN AKTÖRLERİ
Analiz No : 2022 / 24
27.10.2022
18 dk okuma

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri iki ülkenin yanı sıra bir anlamda Azerbaycan ve ABD, Azerbaycan ve Fransa arasında da gerçekleştiriliyor. Zira her iki ülke de tarafsız olduklarını ifade etmeyi güçleştirecek denli Ermenistan yanlısı açıklamalar ve Azerbaycan’a yönlendirilmiş suçlamalarla sürece müdahil olmaya çalışmaktadır. Aslında aynı taraflı tutum nedeniyle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) Minsk Grubu işlevsiz hale gelmiş, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi, iki ülke arasında sınırların belirlenmesi ve barış ortamının oluşturulması imkansızlaşmıştı. Nihayetinde Azerbaycan 27 Eylül 2020’de başlattığı Demir Yumruk operasyonuyla topraklarını kurtarmıştı. 9 Kasım 2020’de imzalanan ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşaması olması beklenen barış görüşmeleri 14 Aralık 2021’de başlasa da ilerleme kaydedilemedi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın aksi yöndeki söylemlerine rağmen hala daha Karabağ’ın kaybının önüne geçilmek istendiğini düşündüren açıklamalar yapılmaktadır. Azerbaycan tarafı, “Karabağ’ın statüsü” diye bir konunun hiçbir şekilde barış görüşmelerinin gündeminde olmayacağını, bundan sonrasında artık konunun Azerbaycan’ın içişleri olduğunu söylemektedir. Paşinyan’ın da bu fikirle uzlaşmaya yakın bir yaklaşım göstermiştir. Ne var ki 13 Eylül 2022’deki kısa süreli çatışma bir anlamda gündemi ve aktörleri değiştirmeye zemin hazırlamış, ABD ve Fransa öne çıkmıştır. Bölgede kalıcı barışın sağlanabilmesi için acilen Ermenistan ve Azerbaycan’ın sınırlarının belirlenmesi gerekirken yeniden 30 yıllık Minsk Grubu sürecini anımsatan şekilde barış görüşmelerini akamete uğratma, yavaşlatma, zamana yayma, Karabağ’ı tekrar sorunlu bölge ilan etme girişimleri söz konusu olmuştur. Ermenistan, barış görüşmelerini ilerletmeyi onaylayan söylemleri ancak gerçekte ayağını sürüyen tavrı ve Azerbaycan’ın 13 Eylül çatışmalarının sebebi olarak ileri sürdüğü Ermenistan’ın ateşkes anlaşmasının gereği olarak boşaltması icap eden bölgelere mayın döşemekle Karabağ için yeniden çarkı döndürmüştür. Ermenistan, şimdilik Karabağ’ın yeni durumunun yeni bir statüko yaratmasını engellemiş, Karabağ defterini kendi lehine sonuç yaratabilmek adına açık tutmuş görünüyor. Ne var ki Ermenistan süreci yavaşlattıkça bölgede diğerlerinin piyonu haline gelmeye doğru ilerlemektedir.

Ermenistan, Karabağ’ı elbette kaybetmek istemezdi. Savaşla, soykırımla aldığı toprakları bir operasyonla terk etmek zorunda kaldığını ise kabullenme eğilimindedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1993’te kabul ettiği 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlar da bu toprakların Azerbaycan’a iadesini gerektirmektedir. Karabağ’ın Azerbaycan’ın egemenliğine dönmesini kabullenmek istemeyenler ise Ermenistan yönetiminden ibaret değil. Özellikle Fransa ve ABD, Azerbaycan’ı 13 Eylül çatışmasının tek sorumlusu ilan etmekle bir yandan bölge denklemine yerleşirken bir yandan da Karabağ’da Azerbaycan egemenliğinin tesis edilmesini durdurmak/geciktirmek/şartları belirlemek yönünde tutum sergilemişlerdir. Diğer taraftan Azerbaycan’ı Nahçıvan’a bağlayacak demir ve kara yolu oluşturulması çabasına ciddi bir tepki gösteren İran’ın da bu konuda birtakım tereddütlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu bölgeye yığınak yapmaktadır ve 17 Ekim’de Azerbaycan sınırında geniş katılımlı bir askerî tatbikat başlatmıştır. Yine İran, Ermenistan’da koridorun güzergâhında bulunan Kapan’a konsolosluk açmıştır. İran, Azerbaycan-Nahçıvan bağlantısının İran üzerinden sürdürülmesini, Ermenistan’la olan sınırının korunmasını ve böylece Kafkasya’da kendi lehine gördüğü dengeleri korumak, jeopolitik önemini sürdürmek istemektedir. Rusya, ABD, İran ve Fransa’nın birbirinden farklı gerekçeleri bulunmaktadır. Belki örtüşen gerekçe, böylesi bir koridorun Türk dünyasını birleştirici rol oynayacağı endişesidir. Ancak Türk dünyasının kapsamlı entegrasyonu için aslında Ermenistan üzerinden geçecek bir karayolu ya da demiryolu gerek şart değildir. Örtüşen diğer gerekçe de oyun dışı kalmamak ve Türkiye’nin bölgede nüfuzunun artmasını engellemek olabilir.  

  

Diaspora’nın Ermenistan/Karabağ/Kafkaslar Kurgusu

Karabağ üzerinden Ermenistan adına ve yerine siyaset yapan bir kesim daha bulunmaktadır: Ermeni diasporası. Ermeni diasporası ile ABD ve Fransa birlikte anıldığında sorunun tanımlanması güçleşmektedir. 17-19 Ağustos tarihlerinde ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi başkanlığındaki ABD kongre heyetinin Erivan’ı ziyareti, kuşkusuz ki 8 Kasım’da ABD’de gerçekleştirilecek ara seçimlerle bağlantılıydı. Pelosi’nin buradaki konuşmasında heyetindeki temsilcilerin ABD’de ‘Ermeni davasını’ ilerletme konusundaki kararlılığından bahsetmesi, Azerbaycan’ı ve Türkiye’yi suçlaması, Ermeni lobi çevrelerinin desteğini kazanma amaçlı vurgulardı. Şüphesiz ABD’nin dış politikası bakımından Kafkaslarda bir sorun olması ve ABD’nin çözümün ve dolayısıyla bölgedeki düzenin bir parçası olması, ABD’nin imkân ve kabiliyetlerini arttıracaktır. ABD’nin beklenti, hedef ve amaçları bir tarafa bırakılıp Ermeni diasporasının Ermenistan ve ABD yönetimleri ile ilişkisine odaklanılırsa Ermeni diasporasının gücünü sorunlardan aldığı, Ermenistan yönetimine kıyasla sorunların sürmesinde daha fazla kazanım gördüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 44 günlük savaş sonrasında da Ermenistan yönetimi diplomasi arayışına yöneldikçe diaspora, hem Ermenistan içerisinde halk ayaklanmalarını destekleyerek hem uluslararası destek arayışını hızlandırarak barış görüşmelerini yavaşlatmıştı. Bu açıdan ABD, ülkesindeki en etkin Ermeni lobi kuruluşu olan Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) başta olmak üzere diaspora örgütleri üzerinden ve bölgedeki kontrolünü arttırma amacıyla Ermenistan’ı Ermeni halkı yerine yönetmek isterken diaspora da ABD üzerinden müdahalelerle Ermenistan’ı Ermeni halkı yerine yönetmek istemektedir.

ABD’deki Ermeni lobi grupları, Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Türkiye’yi hedef alan soykırım iddialarının yanında Kafkasya politikalarının belirlenmesi konusuna da eğilmeye başlamıştır. Levon Ter-Petrosyan döneminde Taşnaklar başta olmak üzere ABD’deki Ermeni diasporası, Ermenistan’ı diaspora ile işbirliği yapmamakla suçluyordu. 1998-2008 döneminde başbakanlık yapan Robert Koçaryan ve 2018’e dek görevde kalan halefi Serj Sarkisyan ise diaspora ile uyum sağlamıştır. Diasporayla birlikte çalışmanın ödülü, diasporanın etkili olduğu devletlerin gücünü Türkiye ve Azerbaycan üzerinde kullanabilmektir. Nitekim, ANCA’nın girişimleriyle harekete geçen Ermeni lobisi, Azerbaycan’ın işgal nedeniyle Ermenistan’a ambargo uygulamaya başlamasının ardından Ekim 1992’de Özgürlükleri Denetleme Yasası’nın (freedom Support Act) 907. Bölümünü Kongre’den geçirmiş, böylece Azerbaycan’a 2001’e dek ABD’den yardım yapılmasını engellemiştir. 907. Bölüm’de yer alan ifade “Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a her türlü saldırı ve ambargoyu durdurduğunu gösterecek adımlar atana kadar” şeklindedir.[1] Yani Azerbaycan’ın toprakları işgal edilmiştir ve Azerbaycan’ın işgali onaylaması beklenmektedir. Nitekim bu süreçte Ermenistan, işgalci taraf olmasına karşın ABD insani yardımlarından kişi başına en çok yararlanan ülke olmuştur.

Bu çerçevede Karabağ’ın egemenliğinin Azerbaycan’a dönmesi, diasporanın Ermenistan kurgusuna vurulmuş büyük bir darbedir. Zira diaspora, Karabağ’ın Ermenistan işgalinde olduğu statükoyu ilerletip Karabağ’ın ikinci bir Ermeni devleti olarak tanınmasını sağlama çabasındaydı. Nitekim Fransa’da önce belediyeler düzeyinde Karabağ’la tanınmış bir devletmişçesine doğrudan ilişkiler kurma eğilimi gözlenmişti. Ermenistan’ın 44 günlük savaşı kaybetmesinden sonra da 9 Ekim 2020’de Paris yakınlarındaki Alfortville şehir meclisi, 19 Ekim 2020’de Vienne şehir meclisi, Karabağ’daki söz yönetimi tanıma kararları almış, nihayetinde Fransa Senatosu, Paris hükümetini sözde ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni tanımaya çağıran tavsiye niteliğindeki kararı kabul etmişti.[2] Fransa Ulusal Meclisi de Ermenistan-Azerbaycan arasında barış görüşmelerinin başlamasına yakın benzer bir kararı üçe karşı 188 oyla parlamentodan geçirmişti. Burada da Fransa’nın Kafkasya’daki gelişmelerde aktif bir aktör olma ve Karabağ’ın Azerbaycan egemenliğine dönüşünü durdurma çabası ile Fransa’daki Ermeni diasporasının Karabağ’ı ayrı bir devlet haline getirme çabası örtüşmüştür.

Ermeni diasporasının varlığını sürdürme ve etnik, kültürel, dini kimliğini koruma amacıyla geliştirdiği ya da başka toplumlardan modellediği aşırı haklılık ideolojisi[3] ve seçilmiş travma[4] kavramları artık sadece soykırım iddialarına değil, Karabağ’a da dayandırılmıştır. Kimliği korumak için bu sorunların devamı o kadar önemlidir ki öyle ya da böyle sorunun sona ermesi istenmemektedir. Gerektiğinde Ermenistan yönetimine ya da Ermeni halkının istencine rağmen dahi sorun sürdürülmek istenmektedir. Ancak bu durumda diasporayı örgütleyen grupların oluşan sinerjiden elde ettiği kazanımların etkisi de göz ardı edilmemelidir. Çünkü çıkar grupları, lobi faaliyetleriyle sıradan bir Ermeni’nin kimliğini koruma kaygısı üzerinden muazzam bir endüstri de yaratmışlardır. Devletleri harekete geçirme, Ermenistan’ı yaşadıkları devletlerin politikalarıyla uyumlu hale getirme, bu devletlerin gücünü düşman ilan ettikleri milletlere karşı kullanabilme yeteneklerini kaybetmek istememektedirler. Bu çerçevede Ermenistan-Azerbaycan arasındaki barış görüşmelerinin ilerletilmesi önünde de önemli bir set oluşturmaktadırlar. Bu konuda sözde “Batı Ermenistan” devlet başkanı olduğunu iddia eden Armenak Abrahamyan’ın “Haziran 2021’de Ermenistan Cumhuriyeti’nde yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanan az sayıdaki Ermenilerin Batı Ermenistan ve Artsakh Ermenileri adına karar verme hakkı yoktur” sözleri[5] durumu yeterince açık şekilde göstermektedir.

 

Diaspora Nüfusu ve Nüfuzu

ABD dış politikasında Türkiye ya da Azerbaycan’ın konumu önem kazanmışsa Amerikan Temsilciler Meclisi ve Kongresi’ne yönelik Ermeni lobi faaliyetleri biraz yavaşlamış, tasarılar geri çekilmiştir. Ancak eyaletlerde ve ABD yerel siyasetinde Ermeniler her zaman aktif şekilde çalışmıştır. Ermeni nüfusunun yoğun olduğu yerlerde Ermeniler şehir ve eyalet meclislerinde etkili olmaktadır. 8 Kasım 2022’de gerçekleştirilecek Los Angeles Belediye Başkanlığı seçimlerinin adayları olan Karen Bass ve Rick Caruso’ya ANCA’nın Batı Bölgesi kurulunun yönelttiği anket soruları, bahsedilen etki doğurma girişimlerinin bir parçasıdır. ANCA, adayların yazılı cevaplarını inceleyecek ve hangi adayın Ermeni-Amerikan toplumuna daha iyi hizmet edeceğini belirleyebilmek için adaylarla yüz yüze görüşmeler de gerçekleştirecektir.[6] Adaylara yönlendirilen 18 sorunun 10 tanesi açıkça Türkiye’yi ve Azerbaycan’ı hedef alan ve soykırım iddialarına verilecek destek ve soykırım iddialarına karşı tarih ve hukuk temelli karşı çıkışlarla (soykırımı inkâr kampanyası denilmektedir) nasıl mücadele edeceklerini sorgulamaktadır. Üç soru ise doğrudan Karabağ ile ilgilidir ve birinde Karabağ ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için neler yapacakları, diğerinde “Artsakh Cumhuriyeti”nin kendi kaderini tayin hakkını nasıl desteleyecekleri, bir başkasında ise “Artsakh Cumhuriyeti”nin bağımsızlığını nasıl destekleyecekleri sorulmuştur. Soruların tamamı bu türden yönlendirici, destek olmama ihtimaline yer vermeyen, yuvarlak bir cevaba imkân tanımayan sorulardır. Nitekim iki aday da ANCA’nın desteğini alma yarışında birbirinden aşağı kalmayan ifadelerle soruları cevaplamış, her ikisi de hukuken ve fiilen ortada olmayan yasadışı bir yapıdan Artsakh Cumhuriyeti olarak bahsetmiş, adaylardan Karen Bas “Azerbaycan'ı sorumlu tutma” amacını da ekleyerek Ermenistan halkını ve Artsakh Cumhuriyeti'ni desteklemek için her aracı kullanacağını ifade etmiştir. 18 sorunun sadece bir tanesi bölgede yaşayan Ermenileri doğrudan ilgilendirmektedir ve daha fazla Ermeni’ye iş vermek, çeşitli kurul, komisyon ve komitelerde Ermeni varlığının seviyesini artırmakla ilgilidir. Diğer sorular soykırım iddialarıyla ilgilidir ve hatta sorulardan biri “soykırım inkarcılarıyla veya Ermeni karşıtı propagandaya alenen karışmış olanlarla görüşmeyi reddedecek misiniz?” şeklindedir. Her iki adayda ANCA’nın aradığı türden cevaplar vermiştir. Adaylar verdikleri cevaplarla sadece Belediye Başkanı olarak çalışacakları dönem için değil tüm siyasi kariyerleri boyunca geçerli olmak üzere Ermeni lobi gruplarının talepleriyle bağlanmış durumdadır. Önlerine gelecek Ermenistan/Ermeni yanlısı hiçbir tasarıyı reddedemeyecekler, Türkiye ve Azerbaycan lehine yorumlanabilecek gelişmelerin içerisinde yer alamayacaklardır. Adayların cevapları yayınlanmış ve bağlayıcılık kazandırılmıştır. Nitekim ANCA Başkanlık seçimlerinde, Temsilciler Meclisi ve Kongre seçimlerinde de adaylara mektup göndererek Ermeni iddiaları hakkında görüşlerini almakta ve yönlendirici sorularla kişileri iddiaları çerçevesinde bağlamaya çalışmaktadır.

Bulundukları yerlerde sayıları az ya da çok olsun diasporanın lobi gruplarının en önemli başarısı budur. Nitekim Kaliforniya eyaleti, Ermeni nüfusun ABD’de en yoğun olduğu bölgedir. Toplam nüfusu 39 milyon civarında olan eyalette Ermeni nüfusun 400-500 bin arasında olduğu iddia edilmektedir. Gerçi nüfus sayımlarına göre ABD’de yaşayan tüm Ermenilerin nüfusu 358.488 kişi olarak belirtilmiştir.[7] Ermeni iddialarının yasalara, düzenlemelere geçtiği en önemli ABD eyaleti de Kaliforniya’dır. Burada lobi grupları soykırım iddialarını ilkokul dersleri müfredatına koyduracak kadar başarılı olmuştur. Los Angeles da bu eyalette yine Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bir şehirdir. ABD’nin tümünde yaşayan Türklerin sayısı ise Amerikan Nüfus ve İstatistik Bürosu verilerine göre 200 bini aşmamaktadır.[8] Kaliforniya eyaletinde bu sayı yaklaşık 15 bindir. Diaspora olarak daha örgütlü hareket edebilen ABD’deki Azerbaycan Türkü sayısı için de bir milyon ifade edilmektedir[9] ancak 2000 yılı sayımlarında ABD doğumlu Azerbaycan Türkü sayısı 14,205 olarak bildirilmiştir.[10] 2000 sayımında başka bir yerde doğan ve sonradan ABD vatandaşlığı kazananlar bu tespite dahil edilmemiştir. ABD İç Güvenlik Sekreterliği verilerine göre sonraki her bir yıl 800 ila 1000 kadar Azerbaycan kökenli Türk ABD vatandaşlığı almıştır. Bu da en fazla 20 bin Azerbaycan Türkünün 2000 yılı rakamlarına eklenmesini sağlayacaktır. Kaliforniya’da yaşayan Azerbaycan Türkü sayısı ise 2,743’tür. Sayıca az olmaları bir tarafa lobi faaliyetlerine de Ermeni gruplara göre çok daha geç bir zamanda 1990’lar sonlarında başlamışlardır. Amerikan Ermenileri ise 1975’te eyaletlerde girişimlerini başlatmıştı.[11] Kaldı ki 1920’lerde de ABD yönetimi ile Ermeni gruplar arasında Türkiye konusunda görüşmeler ve fikir birliği bulunmaktaydı.

İki husus dikkat çekmektedir. Türkler lobicilik, çıkar grupları oluşturmada genel olarak geç kalmıştır. Bugün dahi organizasyon eksikliği olduğu açıktır. Nedenleri konunun uzmanlarınca tartışılabilir. Bulundukları ülkeye entegre olma niyeti, kimlik temelli çalışmalara katılma eğilimlerini, anavatanlarından ayrılma gerekçeleri de diğer Türklerle birlikte hareket etme isteklerini azaltmış olabilir. Diğer taraftan çok yerde Azerbaycan, Türkiye, Irak, İran, Kıbrıs, Yunanistan Türklerini birlikte hareket etmeye yönlendirecek motivasyon bulunmamaktadır. İki husus, lobi faaliyetlerinin bir endüstriye çevrilemediğine, buradan elde edilecek kazanımların anlaşılamadığına da işaret etmektedir.

Ermeni diasporasının çalışma şekli açısından ise dikkat çeken husus anavatan tarafından yönlendirilen ve desteklenen oluşumlara yönelmek yerine anavatanları üzerinde dahi tahakküm kuracak denli bağımsız yapılar oluşturmalarıdır. Öyle ki diasporayı yönlendiren gruplar, Ermenistan’ın içerisinde bulunduğu koşulları, Ermeni halkının arayışlarını önemsemeksizin belli bazı sorunların sürdürülmesi üzerinden edindikleri kazanımları korumakta kararlıdır. Bu nedenle de Kafkaslarda sürdürülebilir bir barışın sağlanması Ermeni Diasporası için önemsizdir. Diaspora, Karabağ’ın sorun olma statükosuna geri dönmesi ve ardından planladıkları gibi belediye, şehir, eyalet meclisleri kararlarıyla buradaki gayri yasal yönetimin tanınmasını başarmak, süreci devletlere yaymaya çalışmak istemektedir. Hatta Ermenistan’ın ne askeri ne siyasi ne moral bakımından savaş gücü kalmasa dahi yeni bir çatışmayı ve bu çatışma üzerinden oluşturacakları savaş ekonomisi ve siyasetini tercih edeceklerdir. Zira görünen o ki diaspora için Ermenistan, bu ülke içinde yaşayan Ermenilerin kararlarına bırakılamayacak denli önemlidir. Diasporayı yönlendiren çıkar grupları, sürekli canlı tutmak istedikleri travmaların da çözülmesini/çözümlenmesini istememektedir, aksine nesiller boyu sürdürülecek siyasi kazan-kazan mekanizması olarak görmektedirler. Bu anlamda Ermenistan’da gerçekte yaşananlar da önemini yitirmektedir ve hatta Ermeni lobi grupları yeni travma yaratımlarına yönelmekte beis görmemektedir. Sonuçta gerçekten de aşırı haklılık ideolojisi ile hareket etmektedirler.

 


[1] Sedat Laçiner, Ermeni Sorunu, Diaspora ve Türk Dış politikası, USAK Yay, Ankara 2008, s. 462

[2] Fransız Senatosu, sözde 'Dağlık Karabağ Cumhuriyeti'ni' tanıdı, Anadolu Ajansı, 25 Kasım 2020, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/fransiz-senatosu-sozde-daglik-karabag-cumhuriyetini-tanidi/2056128

[3] Kenneth Young, The Greek Passion: A Study in People and Politics, JM Dents & Sons, London, 1969

[4] Vamık Volkan, Kimlik Adına Öldürme: Kanlı Çatışmalar Üzerine Bir İnceleme, Everest Yay, İstanbul 2009, s. 200-210

[5] Fransa, Artsakh da dahil olmak üzere 1920’de Ermenistan’ın bağımsızlığını zaten tanıdı, West Armenia Tv, https://westernarmeniatv.com/tr/105877/fransa-artsakh-da-dahil-olmak-uzere-1920de-ermenistanin-bagimsizligini-zaten-tanidi, 6 Ekim 2021

[9] Azerbaycan diasporasının yerleşim coğrafyası, Azebaijans, https://www.azerbaijans.com/content_1713_tr.html#:~:text=Azeriler%20Amerika%20k%C4%B1tas%C4%B1nda%3A,da%20ise%2027%20bine%20ula%C5%9F%C4%B1yor; Number of Azerbaijanis Living Outside Azerbaijan, Azerbaijan, https://azerbaijan.az/en/related-information/207

[11] Philip Perlmutter, The Dynamics of American Ethnic, Religious, and Racial Group Life: An Interdisciplinary Overview, Greenwood Pub., Connecticut 1996, p.67-90


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.