AVRUPA BİRLİĞİ’NİN 'DOĞU,' 'DOĞU'NUN AVRUPA BİRLİĞİ SERÜVENİ: "DOĞU ORTAKLIĞI"NIN ON BİR YILI
Analiz No : 2020 / 19
01.07.2020
4 dk okuma
Paylaş :
PDF İndir :

2009 yılında Avrupa Birliği (AB) ve AB üyesi ülkeler ile Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi, bunun bir şartı olarak da bu ülkelerdeki sürdürülebilir reform süreçlerinin desteklenmesi amacıyla hayata geçirilen “Doğu Ortaklığı”nın (İng. Eastern Partnership) altıncı zirvesi 18 Haziran 2020 tarihinde Covid-19 pandemisi nedeniyle telekonferans yöntemiyle gerçekleştirildi. Aslında, 2009 yılından bu yana iki yılda bir gerçekleştirilen zirvelerin altıncısının “Doğu Ortaklığı”nın onuncu yılı olan 2019’da gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Ancak zirve, Brexit süreci, 2019 Mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimleri ve Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği Konseyi kadrolarındaki değişimler nedeniyle 2020 yılına ertelendi. Bunun yerine, 13 Mayıs 2019’da, AB ülkelerinin ve ortak ülkelerin dış işleri bakanlarının katıldığı bir oturum ve akşamında onuncu yıl şerefine bir kutlama yemeği gerçekleştirildi. Ertesi gün ise, Avrupa Komisyonu’nda bir konferans düzenlendi.[1] 13 Mayıs’taki toplantı sonrasında ortak bir bildiri yayımlanması planlanmış olsa da bu gerçekleşmedi ve metin toplantı başkanı sıfatıyla, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin imzasıyla yayımlandı.[2] Yaklaşık bir yıl gecikmeli olarak 18 Haziran 2020’de gerçekleştirilen zirvede, önceki beş zirvenin aksine ortak bir bildirinin yayımlanmaması dikkat çeken bir husus oldu. Bu zirvede, ortak bir bildirinin yayımlanacağı bir sonraki zirvenin 2021 Mart ayında Brüksel’de gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.[3]

AB’nin on yeni üyeyi içine aldığı büyük genişleme hamlesinin yaşandığı 2004 yılında, bundan bir sene önce Avrupa Komisyonunun kabul ettiği "Geniş Avrupa - Komşuluk" (İng. Wider Europe – Neighbourhood) başlıklı belge[4] üzerinden başlattığı “Avrupa Komşuluk Politikası”nın (İng. European Neighbourhood Policy) ‘doğu boyutu’ olarak 2009 yılında hayata geçirilen “Doğu Ortaklığı”nın on bir yıllık serüveninin incelenmesi, bu girişimin tarafı olan aktörlerin dış politika yaklaşımları ve bunlar arasındaki uyum ve uyumsuzluklar, AB’nin komşuluk politikalarının güçlü, zayıf ve yer yer çelişkili yanları, üçüncü aktörlerin tepkileri gibi pek çok önemli hususun anlaşılması için faydalı olacaktır. Böylesi bir inceleme, aynı zamanda, kimi yorumcuların ‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ (İng. post-post-cold war) diye adlandırdığı, içinde bulunduğumuz dönemdeki küresel siyaset ve rekabetin önemli sahalarından olan Doğu Avrupa’daki süreçlerin irdelenmesi için de bir zemin oluşturacaktır.

 

“Avrupa Komşuluk Politikası”   

1991 yılının sonunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ermiş, Batı (Avro-Atlantik) tarihsel zaferini ilan etmiştir. Aslında pek de beklenmeyen bir gelişme olan Sovyetler Birliği’nin dağılması, Avro-Atlantik kampında anlaşılabilir bir coşku ve zafer sarhoşluğuna neden olmuş, tarihin sonunun geldiğini vaaz eden Hegelci tezler akademik ve siyasal alanda ifade edilmeye ve taraftar bulmaya başlamıştır. Öte yandan, Soğuk Savaş’ın son bulması, Avro-Atlantik merkezlerinde yeni bağlama uygun küresel ve bölgesel politikaların belirlenmesine dair arayış ve tartışmaların ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Bu kapsamda, esasen Doğu Bloğuna karşı çok taraflı askeri bir örgüt olan NATO’nun geleceği, Rusya ve eski Doğu Bloğu coğrafyasıyla ilişkiler gibi konular gündemin merkezine oturmuştur. 1990’larda Rusya’nın içine düştüğü siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in Avro-Atlantikçi yaklaşımı gibi hususlar, ABD’nin liderliğindeki Avro-Atlantik kampında, dünyayı kendi siyasi, ekonomik ve askeri çıkarlarına göre şekillendirme ve bu kapsamda ortaya çıkabilecek her türlü engelin baştan bertaraf edilmesi yönünde bir yaklaşımın hâkim hale gelmesinde etkili olmuştur.  Böylesi bir bağlamda, sınırların anlam ve önemini yitirdiği, dünyanın küresel bir köye dönüştüğü şeklindeki idealist ve hayalci klişelerden oluşan fakat günümüzde yaşanan gerçekliğin hatalarını ortaya çıkardığı, büyük oranda geçerliliğini yitirmiş olan postmodernizm soslu küreselleşme tez ve söylemleri entelektüel ve siyasi alanlarda hâkim hale gelmiştir

Doğu Bloğunun dağılmasıyla teorik olarak varlık nedeni ve tarihsel işlevi ortadan kalkan NATO, 1999 ve 2004 yıllarında Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı içine alarak önemli bir genişleme yaşamıştır. Daha sonra, 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ ve 2020’de Kuzey Makedonya da bu kervana katılmıştır. Bu dönemde, AB de büyük bir genişleme sürecine girmiş ve 2004 yılında Çek Cumhuriyeti, Estonya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya, AB üyeliğine kabul edilmiştir. Bundan sonra, 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya ve 2013’de Hırvatistan da AB’ye katılmıştır.  

NATO ve AB’nin esas olarak eski Doğu Bloğu coğrafyasına doğru genişlemesinin yaşandığı bu dönemde, 2004 yılında, AB, temelinde doğu ve güney komşularıyla daha işlevsel ilişkiler geliştirmek amacıyla bu ülkelerde demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, iyi yönetişim gibi hedeflerle gerçekleştirilecek reformların desteklenmesi fikrinin yattığı, ya da AB’nin bu şekilde tarif ettiği, ikili ilişkiler üzerinden şekillenecek “Avrupa Komşuluk Politikası”nı hayata geçirmiştir. Güneyde; Cezayir, Fas, Filistin, İsrail, Libya, Lübnan, Mısır, Sudan Suriye, Tunus; doğuda ise Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna olmak üzere “Avrupa Komşuluk Politikası”na on altı ülke dahil olmuştur.[5]  

“Avrupa Komşuluk Politikası”nın, AB’nin, kendisiyle siyasi, ekonomik, hukuki ve ideolojik açılardan uyumlu ancak kendi içinde olmayan bir ‘dost ülkeler halkası’ oluşturma anlayışı temelinde şekillendirdiği bir politika olduğu görülmektedir. AB’nin, ‘dost ülkeler halkası’ oluşturarak, bir yandan ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirip derinleştireceği bir ham madde kaynağı ve pazar elde etme, diğer yandan stratejik hedeflerine ulaşmak yolunda kendisiyle uyumlu hareket eden dost ülkeler kazanma maksadını güttüğü söylenebilir. Ayrıca bu ‘dost ülkeler halkası’nın, AB ile AB dışındaki coğrafyalar arasında bir tür tampon bölge işlevi görmesinin düşünüldüğü akla gelmektedir. Dördüncü olarak ise, AB’nin hemen yanındaki bölgelerde yaşanabilecek siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ve çatışma gibi sorunları ve bunların AB’ye yansıyacak olumsuz sonuçlarını, bu bölgeleri şekillendirerek baştan önlenmek gibi bir amacının olduğu da söylenebilir. Sonuçta, AB’nin komşuluk politikasının ekonomik, siyasi-stratejik ve güvenlik boyutlarına sahip bir yaklaşımın sonucu görülmektedir.  

“Avrupa Komşuluk Politikası”nın şekillendirilmesi ve pratiğe geçirilmesi kolay bir süreç olmamıştır. Bu dönemde AB ekonomilerinin durgunluğa girmiş olması ve 2005’de AB Anayasası referandumunda Fransızların ve Hollandalıların karşı oy kullanması, AB içinde sorunlara neden olmuştur. Bunun yanında, 2004 genişlemesinin hazım sürecinde bazı sorunlarla karşılaşılması ve yine bu dönemde, Bulgaristan ve Romanya’nın yanında AB’nin ‘Batı Balkanlar’ olarak adlandırdığı bölgedeki ülkelerin AB’ye üyelik tartışmaları, bazı AB ülkeleri ve AB vatandaşları arasında genişleme karşıtı bir tepkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı süreçte, Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili görüşmeler ve üyelik olasılığı da AB’de tepkiyle karşılanmaya, Türkiye’ye üyelik yerine ‘imtiyazlı ortaklık’ sunulması yönünde görüşler dillendirilmeye başlamıştır. Sonuçta, AB’nin hem üyelik hem de ortaklık yoluyla genişlediği bir dönemde, buna karşı bir havanın ortaya çıktığı da görülmüştür.  

 

“Avrupa Komşuluk Politikası”nın ‘Doğu Boyutu’ “Doğu Ortaklığı”  

“Avrupa Komşuluk Politikası” hakkında baştan beri var olan tartışmalara 2008 yılında yeni bir boyut eklenmiştir. Bu dönemde komşuluk politikasının ortağı on altı ülkenin, AB ile ilişki geliştirmek konusundaki arzularının ve reform süreçlerinde sergiledikleri performansın farklılaştığı yönünde görüşler ifade edilmeye başlanmıştır. Bu nedenle, “Avrupa Komşuluk Politikası”nın yeterli bir çerçeve sunmadığı ve bu kapsamdaki ülkelerle ilişkilerin, bunların AB ile ilişki geliştirme konusundaki arzu ve performanslarına göre farklılaştırılması konusunda fikirler ortaya atılmıştır.   

Bu çerçevede, İsveç ve Polonya 26 Mayıs 2008’de AB dış işleri bakanlarına AB’nin doğu komşularıyla ilişkilerini ayrı bir formatta geliştirmesini öneren bir öneri sunmuştur.[6] Aralık 2008’de Avrupa Komisyonu’nun, Mart 2009’da ise Avrupa Birliği Konseyi’nin bu öneriyi desteklemesiyle, 7 Mayıs 2009’da Prag’da gerçekleştirilen zirveyle “Doğu Ortaklığı” (İng. Eastern Partnership)  girişimi vücut bulmuştur.  

“Doğu Ortaklığı,” AB’nin güneyindeki Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Balkanlardaki on beş ülkeyi kapsayan ve 2008’de oluşturulan “Akdeniz için Birlik”in (İng. Union for the Mediterranean) yanında,[7] “Avrupa Komşuluk Politikası” çerçevesi içinde yer alan ve bunun “doğu boyutunu” oluşturan bir girişimdir. İkili ilişkiler üzerinden yürütülen “Avrupa Komşuluk Politikası”ndan farklı olarak hem ikili hem çok taraflı ilişkiler üzerinden yürütülmektedir. Bileşenleri, AB, AB ülkeleri ve ortaklar/ortak ülkeler (İng. partners/partner countries) olarak anılan Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna’dır. Resmi websitesinde “Doğu Ortaklığı,” “ortak değer ve kurallar, karşılıklı çıkarlar ve taahhütler ve paylaşılan sahiplik/tasavvur (İng. ownership) ve sorumluluk üzerinde kurulmuş stratejik ve iddialı bir ortaklık” olarak tanımlanmaktadır. Hedefi, AB, AB ülkeleri ve ortak ülkeler arasında “siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi” ve ortak ülkelerdeki “sürdürülebilir reform süreçlerinin desteklenmesi” olarak tarif edilmektedir.[8] Reformların ortak ülkelerin “AB’yle uyumlulaşma” (İng. approximation towards the European Union) hedefini güdeceği Doğu Ortaklığı 2009 Prag Zirvesi Ortak Bildirisi’nde belirtilmiştir. Bu bildirede, AB ve ortak ülkeler arasında imzalanacak Ortaklık Anlaşmaları (İng. Association Agreement) ve “Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Bölgelerinin (İng. Deep and Comprehensive Free Trade Area) oluşturulması temel hedefler olarak konulmuştur.[9] Bunların yanında, “Avrupa Komşuluk Politikası”nın ‘doğu boyutu’ olan “Doğu Ortaklığı”nın da esasen ekonomik, siyasi-stratejik ve güvenlik boyutları olan bir girişim olduğu açıktır.  

“Doğu Ortaklığı”nın şekillendiği süreç incelendiğinde günümüzde de yansımaları görülen sorunlu mevzuların daha en başından mevcut olduğu görülmektedir. İlk olarak, AB içinde komşuluk politikasına dair bir fikir ve söylem birliğinin olmadığının altı çizilmelidir. “Avrupa Komşuluk Politikası”nın bir adım daha ileri götürülmesinin tartışıldığı 2008 yılında, Fransa kendi ulusal çıkarları açısından daha kritik bölgeleri kapsayan “Akdeniz için Birlik” girişimi için bastırmış ve “Doğu Ortaklığı”na karşı tavır almıştır. Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri ise yine aynı nedenle “Doğu Ortaklığı” girişimini öne çıkaran bir lobi faaliyeti yürütmüştür. İlk başta Fransa’nın istediği “Akdeniz İçin Birlik” girişimine karşı tutum takınan Almanya, “Avrupa Komşuluk Politikası” sınırları içinde kalması kaydıyla “Doğu Komşuluğu” girişimine sınırlı destek vermiştir.[10] AB içinde yaşanan bu ayrılık, yansımaları günümüzde de görülen eski-yeni/batı-doğu Avrupa arasındaki çıkar farklılaşmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir; bir birlik olmasına rağmen ulusal çıkarları ilgilendiren konularda AB ülkeleri arasında ciddi görüş ayrılıkları belirebilmektedir. İkinci olarak, ‘eski/batı Avrupa,’ “Avrupa Komşuluk Politikası,” “Doğu Ortaklığı” ve “Akdeniz için Birlik” girişimlerinin AB dışında kalan ülkeleri kapsayan bir çerçeve olması ve ortak ülkelere doğrudan bir AB üyeliği perspektifi sunulmaması konusunda ısrarcıyken, ‘doğu/yeni Avrupa’nın “Doğu Ortaklığı’nın nihayetinde bu sonuca ulaşması yönünde bir görüşe sahip olduğu görülmektedir. Fransa ve Birleşik Krallık devlet başkanlarının da aralarında bulunduğu bazı AB üyesi devletlerin başkanlarının 7 Mayıs 2009’da gerçekleştirilen “Doğu Ortaklığı” kuruluş zirvesine katılmamaları, yaşanan gerilimlerin ve bu girişime karşı tepkilerinin açığa çıktığı bir örnek olarak değerlendirilebilir. 2009 Zirvesi’yle ilgili dikkat çeken bir diğer husus ise AB’deki bazı ülkelerin tepkisini çekmemek için AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Çek Cumhuriyeti’nin girişimi sonucunda, “Avrupa’daki son diktatör” olarak tanımlanan Belarus Cumhurbaşkanı Alexander Lukashenko’nun bu zirveye katılmamasıdır.[11]

Lukashenko’nun bu nedenle zirveye katılmaması, “Doğu Ortaklığı”nın niteliğiyle ilgili önemli soruların cevaplarının anlaşılması açısından irdelenmeye değerdir. Yukarıda değinildiği üzere “Doğu Ortaklığı,” “Avrupa Komşuluk Politikası” kapsamında AB’nin komşuları ile ilişkilerini derinleştirmek için şekillendirilmiş bir girişimdir. Bu girişim tartışılırken öne çıkan konulardan bir tanesi komşuluk politikası kapsamındaki on altı ülkenin AB ile ilişkiler konusunda birbirinden farklı ölçülerde istek duyması ve performans göstermesi olmuş, bununla alakalı olarak farklı istek ve performans gösteren ülkelerle farklılaşan düzeylerde ve derinlikte ilişki geliştirilmesi fikri öne çıkmıştır. Bu fikir 2009 Prag Zirvesi Bildirisi’nde “farklılaştırma ve şartlılık” ilkeleri (İng. principles of differentiation and conditionality)  şeklinde ifade edilmiştir.[12] Buna rağmen, bir diktatörlük olarak tanımlanan ve ‘AB değerleri’ temelinde AB ile ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesi hususunda hiçbir istek göstermeyen Belarus’un, “Doğu Ortaklığı” kapsamına alınması, bu girişimin savunucularının söylem ve pratikleri arasındaki makası ortaya koymaktadır. Bu konuyla bağlantılı olarak, ikili ilişkiler üzerine bina edilen “Avrupa Komşuluk Politikası”nın aksine “Doğu Ortaklığı” girişiminin hem ikili hem de çok taraflı bir zemin üzerinde inşa edilmesi de dikkat çekmektedir. “Doğu Ortaklığı”nın neden AB ile ilişkilerini güçlendirme ve derinleştirme hevesinde ve kapasitesinde olan ülkelerle yalnızca ikili ilişkiler üzerine inşa edilmediği, neden Belarus gibi bir ülkeyi de içine alan çok taraflı ilişkiler temelinde kurgulandığı sorulması gereken sorulardır. Bu soruların yanıtı, özellikle ‘eski/batı Avrupa’ tarafından inkâr edilse de, yukarıda bahsedildiği üzere, AB etrafında bir ‘dost ülkeler halkası’ oluşturma anlayışı ve bu anlayışın altında yatan siyasi ve jeopolitik hesaplar dikkate alındığında verilebilecektir.

Son olarak değinilmesi gereken nokta, ‘eski/batı Avrupa’nın “Doğu Ortaklığı”nın ortak ülkeler için AB üyeliğine açılan bir kapı olarak algılanmaması yönündeki ısrarına rağmen[13] ‘yeni/doğu Avrupa’nın ortaklara sürekli bu yönde mesajlar vermesi, dahası özellikle Ukrayna’nın “Doğu Ortaklığı”nın böylesi bir niteliğe sahip olması gerektiği yönündeki ısrarıdır. Kısaca bahsedilen tüm bu sorunlar, on bir yıl boyunca “Doğu Ortaklığı” kapsamında gündeme gelmeye devam eden konulardır.  

 

‘Arap Baharı’ ve Komşuluk Politikası

Prag’da gerçekleştirilen zirveyle vücut bulan “Doğu Ortaklığı” daha başında eleştiri ve sorunlarla karşılaşmıştır. Örneğin, Kasım 2010 gibi çok erken bir tarihte Azerbaycan, girişimin yeterli olmadığını, enerji ve ulaşım için ortak transit sistemleri ve ortak ticaret alanı gibi konularda da girişimlerin gerçekleştirilmesi gerektiğini söylemiştir. AB’nin bazı ortakların uzun vadede AB üyesi olabileceği perspektifine sahipken diğerleri için böyle bir perspektifinin olmadığını vurgulamış ve “tüm ortaklara uyacak tek kalıp” bir yaklaşımın yanlışlığına dikkat çekmiştir.[14] Azerbaycan’ın bu eleştirisi daha sonra, özellikle Ukrayna, Moldova ve Gürcistan tarafından sürekli öne sürülen bir argüman olmuştur.

Bunun yanında, genel olarak komşuluk politikası özel olarak ise “Doğu Ortaklığı” için asıl önemli dönemeç 2011’de patlak veren ‘Arap Baharı’ adıyla anılan süreç olmuştur. ‘Arap Baharı,’ AB’nin dikkatinin güney komşu bölgelere kaymasına neden olmuş, böylece doğu komşu bölge geri planda kalmıştır. Ancak, bunu dengeler bir şekilde, güneydeki enerji kaynaklarının tehlikeye düşmesiyle Hazar Denizi’ndeki hidrokarbon enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasıyla ilgili olan Güney Gaz Koridoru perspektifi önem kazanmıştır. Öte yandan, aynı süreç AB’nin komşuluk politikalarının önemine dair bir düşüncenin güçlenmesine de sebep olmuş, komşuluk politikasının günün gereklerine göre yeniden gözden geçirilmesi fikri doğmuştur. Bu kapsamda, AB’nin komşuluk ilişkilerine dair söyleminde demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi ‘Batı değerleri’ ön plana çıkmıştır. Bunun yanında, ‘Arap Baharı’nın kısa zamanda kara bir kışa dönüşmesi, AB’nin komşu coğrafyalardaki etkileme ve dönüştürme kapasitesine dair soru işaretleri yaratmıştır. Son olarak, bir yandan enerji konusu öte yandan ihtilaf, çatışma ve güvenlik gibi konuların önem kazanması, buna ek olarak Rusya’nın gitgide artan cüretkâr çıkışları, AB’de yumuşak güç yanında ‘sert güç’le ilgili tartışmaların kapısını aralamıştır. Tüm bunlar, özellikle ‘eski/batı Avrupa’nın komşuluk politikalarının tartışmaktan kaçındığı jeopolitik boyutlarının daha fazla gündeme gelmesi sonucunu doğurmuştur. Ayrıca, daha önce büyük oranda görmezden gelinen, “Doğu Ortaklığı” ortaklarının özneleri olduğu sürüncemede kalmış ihtilaflar da daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır.   

 

2013: “Doğu Ortaklığı”nın Kriz Yılı

“Doğu Ortaklığı”nın 2009 Prag ve 2011 Varşova zirvelerinden sonraki üçüncü zirvesi  28-29 Kasım 2013’te Vilnus’ta gerçekleştirilmiştir. “Doğu Ortaklığı”nın jeopolitik boyutlarının tasdik edilmesi, bu girişimin bu boyutuyla değerlendirilmesini ve hepsi olmasa da başta Ukrayna olmak üzere bazı ortaklara açıkça AB üyeliği perspektifi sunulmasını savunan ‘yeni/doğu Avrupa’ ülkelerinden olan Litvanya’nın başkentinde gerçekleştirilen bu zirvenin gerçekleştirildiği 2013 yılı “Doğu Ortaklığı” için büyük şokların yaşandığı ve bu girişimin ciddi yaralar aldığı bir yıl olmuştur.   

2013 yılını “Doğu Ortaklığı” için oldukça talihsiz bir yıl haline getiren ilk gelişme, 3 Eylül 2013’de, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Moskova’da gerçekleştirdiği görüşmeden sonra ülkesinin, Rusya’nın başını çektiği ve 2015’de hayata geçirilecek olan Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) üyeliğin ilk adımı olan Gümrük Birliği’ne girme niyetini açıklamasıyla yaşanmıştır. Bu açıklamayla, üç yılı aşkın bir süre boyunca müzakere edilen ve yalnızca altı hafta önce üzerinde anlaşmaya varılan Ermenistan-AB Ortaklık Anlaşması ve Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Bölgesi’nin  hayata geçirilmesi tamamen olanaksız hale gelmiştir. Böylece, uzun bir süre müzakere edilip üzerinde anlaşılmış bu iki süreç kimsenin beklemediği bir şekilde bir anda kesilmiş ve Ermenistan, en başından beri AEB’ne giden sürecin içinde yer alan Belarus gibi, “Doğu Ortaklığı”nın en temel hedefi olan bu Ortaklık Anlaşması sürecinin dışında kalması kesinleşen bir ülke haline gelmiştir.

2013 yılında yine buna benzer ancak çok daha şok edici bir başka gelişme daha yaşanmıştır; tıpkı Ermenistan gibi, Mart 2012’de parafladığı AB ile Ortaklık Anlaşması’nı imzalaması ve böylece Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Bölgesi’nin hayata geçirilmesini onaylaması beklenen Ukrayna, Vilnius Zirvesi sürecinde anlaşmadan vaz geçtiğini açıklamıştır.

2004 yılında gerçekleşen ‘Turuncu Devrim’ sonrasında Sovyet sonrası coğrafyada Avro-Atlantik yönündeki tercihin simgesi haline gelen, yine aynı yıl hayata geçirilen “Avrupa Komşuluk Politikası” ve 2009’da hayata geçirilen “Doğu Ortaklığı”nın ‘yıldız ülkesi’ ve ‘büyük balığı’ olan Ukrayna’nın, AB’nin tam da komşuluk politikalarına dair bir başarı öyküsüne ihtiyaç duyduğu bir dönemde sergilediği bu tutum, “Doğu Ortaklığı” ve AB’nin yumuşak güç politikası ve itibarı açısından gerçek bir darbe anlamına gelmiştir. Bunlar yetmezmiş gibi, Ukrayna’nın kararını açıklamasından sonra AB’nin ortaklık anlaşmasının en yakın gelecekte imzalanması için açık kapı bırakmak çabasıyla sunduğu bir ‘B planını’ Ukrayna’nın reddetmesi; ayrıca, AB, Ukrayna ve Rusya’nın içinde yer aldığı üçlü bir formatta ticarete dair meselelerin ele alınmasını önermesi,[15] AB için neredeyse aşağılayıcı bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu süreç aynı zamanda, AB’nin değerler ve ilkeler etrafında şekillenen söyleminin gerçeklerle ne derece uyuştuğuna dair soru işaretleri yaratan gelişmelere de sahne olmuştur. AB’nin ortaklık anlaşmasının imzalanması için gerekli olan şartları tam olarak yerine getirmemiş olmasına rağmen Ukrayna’ya bu anlaşmayı sunması dikkat çekicidir. Bununla bağlantılı olarak AB, anlaşma için öne sürdüğü hapisteki Ukraynalı siyasetçi Yuliya Tymoshenko’nun serbest bırakılması şartından da vazgeçmiştir. Bunların yanında, 2013 Zirvesi’nden hemen sonra AB’nin Gürcistan ve Moldova ile ortaklık anlaşmalarının bir an önce imzalanması için çaba sarf etmesi de dikkat çeken bir başka husustur. Sonuçta, bu süreçlerde AB, savunduğunu iddia ettiği değer ve ilkelerden stratejik hedefler uğruna vaz geçebileceğinin işaretlerini vermiştir.

2013’te yaşanan Ermenistan ve Ukrayna hezimetleri AB içinde komşuluk politikasına dair tartışmaları bir kez daha alevlendirmiştir. Bu kapsamda, Rusya’nın etrafındaki ülkelere çeşitli yollarla baskı yaparak egemenliklerini ihlal eden politikalar yürüttüğü hakkında oldukça eleştirel bir söylem özellikle ‘yeni/doğu Avrupa’ ülkeleri tarafından ifade edilmeye başlanmıştır. Buna ek olarak, yine özellikle bu ülkeler “Doğu Ortaklığı”nın jeostratejik öneminin teyit edilmesi ve bu çerçevede bir söylem ve pratiğin geliştirilmesi önerilerini daha yüksek sesle savunmaya ve “Doğu Ortaklığı”nın ortaklara AB üyeliği perspektifi sunması gerektiğinin altını daha kalın çizmeye başlamıştır. Bu tip argümanlara mesafeli duran ‘eski/batı Avrupa’ ülkeleri ise Rusya’yla açık bir rekabete girmekten imtina eden söylem ve pratiklerini sürdürmüşlerdir.  

Bunların yanında, Rusya’nın Ermenistan ve Ukrayna’ya dair ‘zaferlerinin’ göreceli olduğunun da belirtilmesi gerekmektedir. Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Rusya’yla olan ilişkilerin lehine Ortaklık Anlaşması’nı imzalamaktan vazgeçmesi bu ülkede Kasım 2013-Şubat 2014 arasında yaşanan AvroMeydan Devrimi’nin fitilini ateşlemiş, bu süreçte Yanukoviç ülkeyi terk ederek Rusya’ya kaçmış ve Petro Poroşenko’nun liderliğindeki Avro-Atlantik yanlısı bir hükümet iktidara gelmiştir. Bunun sonucunda, Ortaklık Anlaşması ve Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Bölgesi’nin hayata geçirilmesine dair anlaşma 2014’ün Mart ve Haziran aylarında imzalanmıştır. Böylece “Doğu Ortaklığı,” 2013 Kasım’ında aldığı yarayı bir nebze de olsa sarmıştır. Aynı şekilde, 2013 Vilnius Zirvesi’nde başlatılan Gürcistan ve Moldova’yla Ortaklık Anlaşmaları imzalanması süreci de Haziran 2014’de atılan imzalarla tamamlanmıştır. Gürcistan ve Moldova’yla yapılan anlaşmalar Temmuz 2016’da yürürlüğe girerken, Ukrayna’yla yapılan anlaşma imzalandıktan üç yılı aşan bir süre sonra, 1 Eylül 2017’de, yürürlüğe girmiştir. Ukrayna ile yapılan anlaşmanın oldukça gecikmeli olarak yürürlüğe girmesi, AB’nin kendi koyduğu ilke, kural ve prosedürleri ihlal ederek, henüz ekonomik ve diğer reformlarla ilgili yeterli ilerleme kaydetmeyen Ukrayna’yla bu anlaşmaları imzaladığı hakkında bir düşünce doğurmaktadır.  

Diğer taraftan Avrupa Birliği Konseyi, Ekim 2015’de, Avrupa Komisyonu’nu Ermenistan’la yeni bir anlaşmanın yapılması için müzakerelere başlaması konusunda görevlendirmiştir. Bunun meyvesini, yaklaşık iki yıl sonra, 24 Kasım 2017’de, Brüksel’de gerçekleştirilen Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde Ermenistan’la imzalanan “Kapsayıcı ve Geliştirilmiş Ortaklık Anlaşması”yla (İng. Comprehensive and Enhanced Partnership Agreement) almıştır. Ne var ki, bu durum, Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne 2015 yılının başında resmen üye olması sebebiyle kısmi bir başarı olarak değerlendirilmelidir.  

 

“Doğu Ortaklığı”nın Hayatta Kalma Çabası: 2015 Riga Zirvesi

2013 yılında yaşanan fiyaskolardan sonra, 2014-2015 yılları da zor yıllar olmuştur. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan gelişmeler ve Ukrayna’ya bağlı Kırım’ın Rusya tarafından işgali ve yasadışı ilhakı ve Donbas’ta Rusya destekli ayrılıkçılarla hükümete bağlı güçler arasında patlak veren yoğun çatışmalar, AB’nin güney ve doğusunda kaotik bağlamların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı dönemde, ‘göçmen krizi’ de AB’nin gündemini meşgul eden önemli bir sorun olmuştur. Böylesi bir bağlamda AB, AvroMeydan Devrimi’yle yeniden Avro-Atlantikçi bir çizgiye yönelen Ukrayna’nın bir ‘başarısız devlet’ (İng. failed state) haline gelmesini önlemek için bu ülkeyi özellikle ekonomik anlamda destekleyecek politikaları hayata geçirmiştir. Bunun yanında, Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulamasına rağmen, bir yandan da bu ülkeyle çatışmadan kaçınan bir politika yürütmeye çalışmıştır.

Bu dönemde AB, komşuluk politikasını da yeniden gözden geçirmeye başlamış ve “Avrupa Komşuluk Politikası”nın değerlendirildiği “Avrupa Komşuluk Politikası’nın Değerlendirilmesi” (İng. Review of the European Neighbourhood Policy) başlıklı bir rapor yayımlanmıştır.[16] Benzer şekilde Avrupa Komisyonu “Avrupa Komşuluk Politikası”na dâhil olan on altı ülkenin on ikisi hakkında ‘ilerleme raporları hazırlamıştır. Bu raporlarda, Ukrayna’nın içinde bulunduğu krizin yanında, ülkede kronik bir hal almış olan yolsuzluk ve benzeri sorunlar vurgulanmıştır.[17] Moldova’nın genel anlamda istikrarlı bir çizgide ilerlediği, Gürcistan’ın reformlar konusunda belli ölçülerde başarı sağladığı belirtilmiştir.[18] Azerbaycan’ın AB ile imzalanacak bir ortaklık anlaşmasına karşı ilgisiz olduğunun belirtildiği raporda, bu ülkedeki insan hakları sorunlarına dikkat çekilmiş, bunun yanında ekonomik alanda iyi bir performans sergilediği ve Güney Gaz Koridoru projesi kapsamındaki önemi vurgulanmıştır.[19] Ermenistan’ın demokratikleşme, özgürlükler, insan hakları vb. konularda ilerleme kaydettiği belirtilmiştir.[20] Raporlarla ilgili dikkat çekici bir husus ise “Doğu Ortaklığı”nın ortağı altı ülkeden beşi hakkında rapor hazırlanırken, AB ile ilişkileri en sorunlu ortak olan Belarus hakkında bir rapor hazırlanmamasıdır.

Bu süreçte, öne çıkan tartışmalardan biri de ortaklara AB üyelik perspektifi verilip verilmemesi konusu olmuştur. Bunu savunanlar, üyelik perspektifi sunulmamasının AB’nin doğu komşuları üzerindeki yumuşak gücünü azaltacağını ve Rusya yanlısı görüş ve akımların güç kazanmasına neden olacağını ileri sürmüşlerdir. Bu süreçlerin, Avro-Atlantik’le bütünleşme çabası içinde olan ülkelerin ‘Batı tercihlerinden’ vazgeçmeleri ve tekrar Rusya’ya yönelmeleri gibi bir sonuç ortaya çıkartabileceği uyarıları da açık veya örtük olarak ifade edilmiştir. Karşı tarafta duranların temel görüşü ise ortaklara AB üyelik perspektifi verilmesinin Rusya’yı kışkırtarak ve bölgedeki istikrarı tehdit eder bir rekabeti kızıştıracak bir etki yapacağı olmuştur.

“Doğu Ortaklığı”nın jeostratejik bir girişim olup olmadığı ve böyle bir perspektifin gerekip gerekmediği hakkındaki görüş ayrılığı da bu dönemde tartışmaların önemli bir unsuru olmuştur. Bu konuyla ilgili olarak, Rusya’nın yanında, Çin, İran ve Türkiye’nin bölgedeki etkinlik ve etkisinin AB aleyhine arttığı, bununla bağlantılı olarak komşuluk politikasının amacına ulaşamadığı yönünde görüşler öne sürülmüştür. Bu dönemle ilgili dikkat çeken bir başka husus ise “Doğu Ortaklığı”nın güvenlik boyutunun olmadığı veya yetersiz bir düzeyde olduğu şeklindeki görüşlerin ifade edilmesidir. 2014’te Ukrayna’da ortaya çıkan durumun bir sonucu olduğu görülen bu ve benzeri tartışmaların temelini genel olarak “Avrupa Komşuluk Politikası”nın, özel olarak ise “Doğu Ortaklığı”nın siyasi ve jeopolitik bir mantık çerçevesinde yeniden tanımlanması hakkındaki görüşler oluşturmuştur.

Esasen bu tartışmaların sadece komşuluk politikası ve “Doğu Ortaklığı” ile ilgili değil, AB’nin dış politikasının genel bir değerlendirme süreciyle de alakalı olduğu görülmektedir. Nitekim AB, Haziran 2015’te dış ve güvenlik politikaları hakkında küresel bir strateji hazırlanmasına girişmiş ve Haziran 2016’da yayımladığı “Müşterek Vizyon, Ortak Eylem: Daha Güçlü Bir Avrupa – Avrupa Birliği’nin Dış ve Güvenlik Politikası İçin Küresel Strateji” (İng. Shared Vision, Common Action: A Stronger Europe - A Global Strategy for the European Union’s Foreign And Security Policy başlıklı bir strateji belgesiyle[21] bu alanlardaki önceliklerini yeniden belirlemiştir.

AB’nin komşuluk politikasının temellerinin tartışıldığı ve sorgulandığı bir havanın hâkim olduğu böylesi bir dönemde, 21-22 Mayıs 2015 tarihlerinde, Riga’da gerçekleştirilen dördüncü Doğu Ortaklığı Zirvesi’nin ortak bildirisinde, daha önceki zirvelerin ortak bildirilerinden farklı olarak, bölgedeki çatışmalar ve bunların çözümüne dair temel prensip ve mekanizmaların daha belirgin vurgulandığı görülmektedir. Öyle ki, yaklaşık yedi sayfalık 2009 bildirisinde[22] sadece kısa bir paragrafta; dokuz sayfalık 2011 bildirisinde[23] bir paragrafta; yirmi üç sayfalık 2013 bildirisinde[24] yaklaşık yarım sayfa geçen bu tip vurgular, on iki buçuk sayfalık 2015 bildirisinin yaklaşık bir buçuk sayfasını kaplamıştır.[25] Yaklaşık yirmi sayfalık 2017 bildirisinde[26] ise bu konulara yine ancak yarım sayfalık bir yer ayrılmıştır. Bundan yola çıkarak, 2015 Ortak Bildirisi’nin “Doğu Ortaklığı” zirve ortak bildirileri arasındaki en ‘siyasi’ bildiri olduğu söylenebilir.

 

“Doğu Ortaklığı”nın Yeni Yol Haritası: “2020 Yılı İçin 20 Çıktı”

2015 bildirisindeki görece yoğun siyasi vurguların Ukrayna’da yaşanan gelişmelerin bir yansıması olduğu rahatlıkla söylenebilir. Buna ek olarak, aynı gelişmelerin “Doğu Ortaklığı”nın jeostratejik niteliğinin öne çıkartılmasını isteyen özellikle ‘yeni/doğu Avrupa’nın lehine bir hava yarattığı da düşünülebilir. Diğer yandan,  örneğin 6 Nisan 2016’da Hollanda’da yapılan referandumda AB ve Ukrayna arasındaki Ortaklık Anlaşması hakkında olumsuz bir sonucun çıkması[27] gibi olgular, AB’de doğudaki komşularla ilgili kuşkuların devam ettiğini göstermiştir. Bu kuşkuların temelinde, “Doğu Ortaklığı”nın kapsadığı coğrafyadaki ülkelerin pek çoğunda, siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunların bir türlü aşılamaması; Azerbaycan (Dağlık Karabağ), Moldova (Transdinyester) ve Gürcistan’daki (Abhazya ve Güney Osetya) etno-teritoryal ihtilafların sürüncemede kalması ve en son Ukrayna’da ortaya çıkan çatışmalar nedeniyle bu coğrafyanın AB kamuoyunda oldukça olumsuz bir imaja sahip olmasının yattığı söylenebilir. Bununla bağlantılı olarak, kendi ‘korunaklı cenneti’ içinde yaşayan AB vatandaşlarının kendileriyle ilgisi olmayan ‘dışarıdan gelen’ sorunları kendi üzerlerine almak istemediği de anlaşılmaktadır.

Böylesi bir bağlamda, 15 Aralık 2016’da, Avrupa Komisyonu, “Doğu Ortaklığı”nın 2020 yılına kadarki önceliklerini belirleyen “Doğu Ortaklığı – 2020 için 20 Çıktı” (İng. Eastern Partnership - 20 Deliverables for 2020) başlıklı bir belge yayımlamıştır.[28] Bu belgede 1) Ekonomik ilerleme ve pazar fırsatları, 2) Kurumların/kurumsal yapının güçlendirilmesi ve iyi yönetişim, 3) Bağlantısallık, enerji verimliliği, çevre, iklim değişikliği, 4) Mobilite ve insanlar arası ilişkiler olmak üzere dört öncelik alanı tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere AB, 2016 sonunda önüne koyduğu hedeflerde yönetişime dair ‘teknik’ konuları öne çıkartmış, siyasi ve jeopolitik meselelerle ilgili öncelik belirtmemiştir.  

Şubat 2017’de, AB üyeliği perspektifine sahip olmayan; küresel aktörler arasındaki rekabetin tarafı olmaktan kaçınan; AB, ABD, Rusya ve diğer aktörler arasında bağımsız, egemen ve dengeci bir dış politika çizgisi benimseyen Azerbaycan ile AB arasındaki ilişkiler için yeni bir çerçeve oluşturulmasına dair bir anlaşma için görüşmelerin başlaması dikkat çekmektedir. Bu sürecin neticesinde, Temmuz 2018’de, iki tarafın ‘ortaklık öncelikleri’ hakkında bir anlaşmaya varması önemli bir gelişme olarak addedilebilir.

24 Kasım 2017’de Brüksel’de gerçekleştirilen beşinci Doğu Ortaklığı Zirvesi’nin siyasi gözlemciler arasında heyecan yaratmamıştır. Zirvede, Rusya’yla ilişkiler, Ukrayna krizi gibi siyasi ve jeopolitik esaslı çetrefilli konular gündeme gelmemiş, ihtirassız bir tonla kaleme alınan zirvenin ortak bildirisinde, 2015’in aksine, bölgedeki etno-teritoryal ve diğer ihtilaflarlar özel olarak vurgulanmamıştır. Bu durum, bazı yorumcuların ‘Doğu Ortaklığı’nın daha fazla siyasi dürtüye ihtiyacı olduğu yönünde eleştirilerde bulunmalarına sebep olmuştur. Sonuç itibariyle, 2015’te görece vurgulu şekilde gündeme getirilen siyasi ve jeopolitik meseleler, 2017’de büyük oranda gündemden düşmüştür. Bu zirvenin en önemli sonucu, yukarıda değinildiği üzere, ikili ilişkiler açısından sınırlı sonuçları olsa da, Ermenistan’la imzalanan Kapsayıcı ve Geliştirilmiş Ortaklık Anlaşması’nın imzalanması olmuştur.

 

2019-2020: Ortak Bildirisiz Onuncu Yıl

Bu dönemde, “Doğu Ortaklığı”nın siyasi ve jeopolitik yönlerinin teyidinin ve hevesli olan ortak ülkelerin AB ile bütünleşmelerinin en önemli savunucularından olan dört Visegrad Grubu ülkesi olan Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya’da AB kuşkuculuğu  (İng. euroscepticism) ve popülist akımların yükselişe geçtiği bir süreç yaşanmıştır. Özellikle sağcı hükümetlerin iktidarda olduğu Macaristan ve Polonya ve bir nebze de Çek Cumhuriyeti’nin, “Doğu Ortaklığı”na yönelik ilgilerini görece kaybettikleri gözlemlenmiştir. Buna ek olarak, Ukrayna ile Macaristan ve Polonya arasında bir takım sürtüşmeler ortaya çıkmıştır. Böylece, Avro-Atlantik bütünleşmesi yönünde tercih yapmış olan “Doğu Ortaklığı” ortak ülkelerinin siyasi hedeflerini destekleyen AB içindeki çevreler bir miktar güç kaybetmiştir. Bunun yanında,  Visegrad Grubu ülkelerinde artan AB kuşkuculuğu ve popülizm, genişleme fikrine karşı çıkan ‘eski/batı Avrupa’daki çevrelerin “Doğu Ortaklığı”nın siyasi ve jeopolitik yönlerinin açık teyidine ve ortaklara AB üyeliği perspektifi sunulmasına karşı argümanlarına zemin kazandırmıştır. Ortak ülkelerdeki bir türlü üstesinden gelinemeyen akut sorunlar da bu çevrelerin argümanlarını güçlendiren bir diğer etken olmuştur.

Bu dönemde, yukarıda bahsi geçen ve 2020’de süresi dolan “Doğu Ortaklığı – 2020 için 20 Çıktı” yerine 2020 sonrası için yeni önceliklerin belirlenmesi için Avrupa Komisyonu Haziran 2019’da çalışmalarına başlamıştır.  Bu sürecin “Doğu Ortaklığı”nın niteliği, hedefleri ve geleceği hakkındaki tartışmaları yoğunlaştıran bir etkisi olmuştur. Daha önceki tartışmaların yanında,  2017 sonrasında gündeme daha sık gelmeye başlayan, AB üyeliği perspektifine sahip ortak ülkelerle bu perspektife sahip olmayan ortak ülkelerin ayrıştırılarak, birinci grupta yer alan Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’nın içinde olacağı grupla AB arasında farklılaşmış bir sürecin yürütülmesi gerektiği şeklindeki görüş daha yoğun ifade edilmeye başlanmıştır. Ancak gelinen aşamada, “Doğu Ortaklığı”nın bambaşka bir hal alması, belki de yerini içinde AB, AB üyesi ülkeler ve Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’nın yer alacağı ‘AB+3’ şeklindeki yeni bir girişime bırakması anlamına gelen bu görüş, AB bürokrasisinde yeterli taraftar toplamamıştır. Bunun yerine, altı ortak ülkenin içinde yer aldığı çok taraflı ilişkiler zemininin muhafaza edilerek, bu çerçeve içinde, Ukrayna, Gürcistan ve Moldova ile ikili ilişkilerin diğer ortak ülkelerle olan ikili ilişkilerden daha ileri bir boyutta yürütülmesi fikri kabul görmüştür. Yine de, ‘AB+3’ formatı Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ve AB’deki bazı çevreler tarafından savunulmaya devam etmektedir. 

“Doğu Ortaklığı – 2020 ,çin 20 Çıktı” başlıklı belgenin yerini alması için hazırlanan “2020’nin Ötesinde Doğu Ortaklığı Politikası” (İng. Eastern Partnership policy beyond 2020) başlıklı belge,[29] Mart 2020’de AB’nin ilgili organlarına sunulmuştur. Onuncu yılındaki “Doğu Ortaklığı”nın somut ve olumlu sonuçlar verdiği iddia edilen bu belgede 2020 sonrası için beş öncelikli alan belirtilmiştir. Bunlar: 1) Sürdürülebilir ve bütünleşik ekonomiler, 2) Hesap veren kurumlar, hukukun üstünlüğü, güvenlik, 3) Çevre ve iklim, 4) Dijitalleşme ve 5) Adil ve kucaklayıcı toplumlardır. Bu belgede, son dönemde AB jargonunda merkezi bir yer edinen dirençlilik (İng. resilience) kavramına vurgu yapılmış ve dirençliliğin pekiştirilmesinin, “Doğu Komşuluğu”nun yeni politikasının merkezi öğesi olduğu ifade edilmiştir.[30]

2019-2020 yıllarındaki en önemli iki olay ise 13 Mayıs 2019’da AB ve ortak ülkelerin dış işleri bakanlarının katıldığı oturum ve akşamında Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Donald Tusk’ın ev sahipliğinde “Doğu Komşuluğu”nun onuncu yılının kutlandığı yemek daveti ve 18 Haziran 2020’de gerçekleştirilen altıncı “Doğu Ortaklığı Zirvesi’dir. Gelgelelim, bu iki etkinlik “2020’nin Ötesinde Doğu Ortaklığı Politikası” başlıklı belgede ifade edilen “Doğu Ortaklığı”nın başarısına dair iyimserliğin abartılı olabileceğini göstermektedir.  

Giriş kısmında belirtildiği üzere, 2009, 2011, 2013, 2015 ve 2017’de gerçekleştirilen “Doğu Ortaklığı” zirvelerinin altıncısının, bu girişimin onuncu yılı olan 2019’da gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Ancak, Brexit süreci, 2019 Mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimleri ve Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği Konseyi kadrolarındaki değişimlerin neden olduğu yoğun gündem ve belki de karmaşa nedeniyle sembolik bir öneme de sahip olan bu yılda bir zirve gerçekleştirilememiş ve 2020 yılına ertelenmiştir. Başlı başına bu ertelemenin bile bir yandan içinde bulunduğumuz dönemde AB içindeki karışıklıkları, diğer yandan “Doğu Ortaklığı”nın AB gündeminde geride kalan yerini ve önemini gösterdiği düşünülebilir. Bunların yanında, 13 Mayıs 2019’da “Doğu Ortaklığı”nın onuncu yılı şerefine düzenlenen etkinliklerde yayımlanması beklenen ortak bildiri, Azerbaycan’ın bildirinin içeriğine itirazları nedeniyle yayımlanamamıştır. Bunun yerine, bildiri metni sadece AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin imzasıyla kamuoyuna sunulmuştur.[31] Sunulan bu metin Gürcistan ve Ukrayna tarafından da tatmin edici bulunmamıştır.[32] Sembolik değere sahip onuncu yılında ortak bir bildirinin sunulamamasının ve sunulan metnin “Doğu Ortaklığı”nın en hevesli iki ortağını memnun etmemesinin,  bu girişimin itibarı ve imajı açısından hiç de olumlu bir gelişme olmadığı açıktır. Bu olay, “Doğu Ortaklığı”nın başarısı iddiaları hakkında şüphe doğurmaktadır.  

Gürcistan ve Ukrayna’nın Mogherini’nin imzasıyla yayımlanan metni tatmin edici bulmamasının nedeni, içinde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna’nın AB ile bütünleşme isteklerine dair bir vurgunun yer almamasıdır. Azerbaycan ise hazırlanan ortak bildiriye bölgedeki sürüncemede kalmış ihtilaflarla (İng. protracted conflicts) ilgili olarak uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan ülkesel bütünlük ilkesine atıf yapmaması nedeniyle itiraz etmiştir. AB’nin Rusya’nın doğrudan dahli olan Gürcistan, Moldova ve özellikle Ukrayna’daki ihtilaflar hakkında görece net bir tavır sergilerken Azerbaycan’ın uluslararası alanda tanınan ülkesinin bir kısmının Ermenistan tarafından işgali nedeniyle süregiden ihtilaf konusunda oldukça ikircikli bir tavır sergilemesi Azerbaycan’ın tepkisinin nedenidir. Esasen AB’nin bu çifte standartlı tavrı, hukukun üstünlüğü gibi ‘Batı değerleri’ni savunma söyleminin pratikte nasıl bir karşılığı olduğunu gösteren önemli bir örnektir.  

Yukarıda değinilen sebeplerden dolayı 2020’ye ertelenen Doğu Ortaklığı Zirvesi, 18 Haziran’da, Covid-19 salgını nedeniyle telekonferans yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Ancak bu zirvede, önceki zirvelerin aksine ortak bildiri veya bir başka metnin ortaya çıkmaması, ayrıca AB’nin resmi websitelerinde ve basında zirveyle ilgili yeterli açıklama, haber veya yorum olmaması dikkat çeken bir husustur. Zirvenin tek somut sonucu, Mart 2021’de Brüksel’de “2020’nin Ötesinde Doğu Ortaklığı Politikası” belgesinde belirtilen beş öncelikli konunun teyit edileceği ortak bildirinin yayımlanacağı bir zirvenin gerçekleştirileceğinin duyurulması olmuştur.[33]

 

Sonuç ve Değerlendirme

Liberal uluslararasıcı ve bir tür idealist küresel hayırseverlik vurgusuna sahip söylemine rağmen, AB’nin komşuluk politikasının ve bunun ‘doğu boyutu’ olan “Doğu Ortaklığı”nın esas hedefinin AB’nin çevresinde, içinde olmayan ancak elinin altında olan bir ‘dost ülkeler halkası’ yaratmak ve bu sayede ekonomik, siyasi-stratejik ve güvenlikle ilgili çıkarlarını gerçekleştirmek olduğu görülmektedir. Komşuluk politikasının, ortak ülkelerde iyi yönetişime dair bazı ilerlemelere yol açtığı doğru olsa da, bu politikanın nihayetinde uluslararasıcı (İng. internationalist) olmaktan ziyade bir tür merkez-çevre ilişkisi üzerine kurulu neokolonyal bir yaklaşımın sonucu olduğu da bir gerçektir.  

Bazı başarılı sonuçlara ulaşmış olsa da, on yılın sonunda “Doğu Ortaklığı”nın belli bir tıkanma noktasına geldiği görülmektedir. AB’nin söylem, niyet ve pratiği arasında sıklıkla ortaya çıkan çelişkiler, tutarlı ve etkili bir dış politika üretmekteki yetersizliği ve AB ülkeleri arasında komşuluk politikasının niteliği ve hedefleri hakkındaki görüş ayrılıkları; bazı ortak ülkelerin bu girişimi suiistimal eden yaklaşımları; değişen küresel dengeler ve Rusya’nın gitgide artan cüretkâr tavrı, bu tıkanıklığın nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.  

AB’nin, 2000’li yılların ortalarında formüle ettiği komşuluk politikası, Doğu Bloğunun tarihe karıştığı, Avro-Atlantik’in küresel zaferini ilan ettiği, idealist ve hayalci küreselleşme tezlerinin rağbet gördüğü ve NATO ile AB’nin önemli genişleme süreçlerinden geçtiği bir dönemin ürünüdür. Dolayısıyla, bu dönemde hâkim olan siyasi ve ideolojik kavrayış tarafından şekillendirilmiştir. Ancak bu yıllar, aynı zamanda, soğuk savaş sonrası dönemin yerini yavaş yavaş ‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ döneme bırakmaya başladığı bir zamandır. Öyle ki; “Doğu Ortaklığı”nın hayata geçirildiği 2009 yılından yaklaşık bir sene önce patlak veren 2008 Gürcistan-Rusya Savaşı, ‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ döneme geçişin sembolik dönüm noktası olarak düşünülebilir. ‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ dönemin şekillenmeye başladığı bu süreç, komşuluk politikasının üzerine kurulu olduğu pek çok siyasi ve ideolojik kabulün geçerliliklerini belli ölçülerde yitirmeye başladığı bir dönem olmuştur. Yarattığı çelişkiler ve yürütülmesinde yaşanan sorunlardan kaynaklı tıkanıklığın önemli nedenlerinden biri olarak Doğu Ortaklığı”nın, Soğuk Savaş sonrası dönemin düşünce sistematiğine göre oluşturulmuş fakat ‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ dönemin gerçekliğinde yürütülmeye çalışılan bir politika olması gösterilebilir.

AB’nin farklı boyutlarıyla dış politikasını, oluşmakta olan yeni gerçekliklere göre adapte etmede yaşadığı uyuşukluk ve sorunlar, komşuluk politikasının bu tıkanıklıktan kurtulamamasının önemli bir nedenidir. AB’nin içinde bulunduğu entelektüel atıllık, kendi gerçekliklerini dayatmak yerine komşu bölgelerdeki devletlerin ve halkların gerçek kaygı, beklenti ve önceliklerini kavramaktaki yetersizliğine sebep olmaktadır. Bu hususlar, AB’nin çevresindeki coğrafyalarla olan sorunlu ilişkilerinin en önemli sebebi olarak karşımızda durmaktadır.

Özellikle 2000’li yılların sonlarından itibaren AB içinde ortaya çıkan bazı sorunların komşuluk politikasını üzerindeki olumsuz etkileri de görülmektedir. 2008 ekonomik krizinden sonra, 2011’de patlak veren ‘Arap Baharı’ sonrasında, günümüze kadar uzanan süreçte, AB’nin güney komşu bölgelerinin tam bir yangın yerine dönmesiyle gündeme gelen ‘göçmen sorunu,’ AB’de ‘kapanmacı’ (İng. isolationist) görüşlerin taraftar kazanmasına neden olmuştur. AB’de ekonomik ilerlemenin hız kesmesi de benzer bir sonuç doğurmaktadır. İçinde bulunduğumuz süreçte yaşadığımız Covid-19 pandemisi sürecinin de ‘kapanmacı’ eğilimleri güçlendirme ihtimali söz konusudur. Bunların yanında, AB içinde ‘eski/batı Avrupa’ ile ‘yeni/doğu Avrupa’ arasında çeşitli konularda yaşanan fikir ayrılıkları “Doğu Komşuluğu”nun niteliği ve hedefleri hakkında da kendini göstermektedir. Her iki grup da kendi tarihsel deneyimleri ve kısa, orta ve uzun vadeli çıkarları sebebiyle doğu komşu bölgeye farklı anlamlar atfetmektedir. AB’deki bu bölünmüşlük, “Doğu Ortaklığı” hakkında ortaklara ve diğer ülkelere farklı mesajların verilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu durum, AB’nin tutarlılık ve güvenilirliğini zedeleyen bir etken haline gelmiştir.  

“Doğu Ortaklığı”nın ortak ülkelerinin tutumları da bir diğer sorunlu alandır. Bununla ilgili olarak, ilk belirtilmesi gereken şey, altı ortağın bu girişimin niteliği ve hedefleri hakkında farklı perspektiflere sahip olduğudur. Gürcistan, Moldova ve Ukrayna, “Doğu Ortaklığı”nın AB üyeliği için bir adım olarak kabul edilmesinde ısrar etmektedir. AB üyeliği perspektifi bulunmayan Azerbaycan için “Doğu Ortaklığı,” AB ile ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından bir öneme sahiptir.  2015’de Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye olmasıyla AB üyeliği ihtimali son bulan Ermenistan için “Doğu Ortaklığı”nın, ‘tamamlayıcılık politikası” (İng. policy of complementarity) diye adlandırılan dış politika yaklaşımı çerçevesinde AB ile ilişkilerin mümkün olduğunca geliştirilmesi gibi bir anlama geldiği söylenebilir. Ortak ülkeler arasındaki bir başka Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ülke olan Belarus için ise “Doğu Ortaklığı”nın, Rusya’yla çeşitli konularda giriştiği pazarlıklarda kullanacağı bir koz olmasının ötesinde herhangi bir önceliğe sahip olmadığı görülmektedir.

Gürcistan, Moldova ve Ukrayna’nın, Avro-Atlantik yanlısı tercihte bulunmuş olan ve bu nedenle Rusya’nın hışmına uğrayan, AB’yle uyumlulaşma adına sancılı reform süreçlerini gerçekleştirmek için didinen ülkeler imajını kuşanarak, “Doğu Ortaklığı”nı ve genel olarak ‘Batı tercihi’ söylemini, AB’nin ekonomik yardımlarından olabildiğince büyük pay kapmak için araçsallaştırdığı görülmektedir. Ermenistan’ın da böyle bir tavrı olduğu söylenebilir. Bu ülkelerin samimiyeti sorgulanabilir bu tutumlarının AB ülkeleri arasında tepkiye neden olduğu görülmektedir. Nitekim, AB basınında bu ülkelerin, özellikle de Ukrayna’nın, yalnızca ‘bildirimsel Avrupalılaşma’ (İng. declarative Europeanization) gibi bir eğilim içinde olduklarını ifade eden, AB’nin tüm desteğine rağmen reformları gerçekleştirmek niyetinden olmadıklarından şikayet eden yorumlara rastlanmaktadır.

Son olarak, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna’nın, “Doğu Ortaklığı”nın AB üyeliği için bir basamak olduğu yönündeki söylemlerine değinmek gerekmektedir. Her ne kadar, ‘yeni/doğu Avrupa’ da böylesi bir iddia içinde olsa da, “Doğu Ortaklığı”nın böyle bir niteliği yoktur ve AB, yayımladığı belgelerde bunu tekrar tekrar vurgulamıştır. Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ‘yeni/doğu Avrupa’nın bir tür emrivaki peşinde olduğunu söylemek mümkündür.  

‘Soğuk Savaş sonrasının sonrası’ dönemden bahsedilmesini mümkün kılan, değişen küresel dengeler ve Rusya’nın gitgide artan cüretkâr tavrı, AB’nin komşuluk politikası ve “Doğu Ortaklığı”yla ilgili dengeleri bozan esas etken olarak belirmektedir. Rusya’nın 1990’lı yıllarda içine düştüğü siyasi, ekonomik ve toplumsal krizin ilk yıllarında, hem bu ortamın hem de Boris Yeltsin’in Avro-Atlantikçi çizgisinin etkisiyle Avro-Atlantik kampının, Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasıyla ilgili politikalarına ciddi bir itiraz ortaya çıkmamıştır. Bunun yanında, 1993 yılı gibi erken bir tarihten itibaren ‘yakın çevre doktrini’ Rusya’da öne çıkmaya başladığı görülmektedir. 2000’li yıllara gelindiğinde bir nebze de olsa kendini toparlayan Rusya, NATO ve AB genişlemelerini kuşkuyla karşılamaya ve tepkisini daha açık ifade etmeye başlamıştır. 1999’da NATO’nun Sırbistan’ı bombalaması, ABD’nin 2003 Irak işgali ve eski Doğu Bloğu coğrafyasında 2000-2005 yıllarında yaşanan “renkli ve çiçekli devrimler,”[34] 2008’de Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası hukukta bir istisna olarak tanınması gibi gelişmeler, Rusya’nın tehdit algısını güçlendirmiştir. Rusya, bu dönemde gündeme gelen “Avrupa Komşuluk Politikası,” “Akdeniz için Birlik” ve özellikle “Doğu Ortaklığı”nı, Batı’nın, kendisinin ayrıcalıklı bir önceliğinin olduğunu iddia ettiği ‘yakın çevresine’ yerleşme hedefini taşıyan jeopolitik bir hamle olarak yorumlamıştır.

Küresel ve bölgesel gelişmelerle ilgili uzun vadeli stratejiler belirleyerek bunlarla uyumlu politikaları sabırla yürüten Rusya, Doğu Avrupa’yla geçmişten gelen siyasi, kültürel ve ekonomik bağlarını ve Ortodoks Kilisesi gibi kurumları araçsallaştırarak bu gidişatı durdurmak için çaba sarf etmektedir. AB’nin yumuşak gücüyle başa çıkamadığı noktalarda, 2008’de Gürcistan ve 2014’de Ukrayna’da görüldüğü gibi, sert güç kullanmaktan da kaçınmamaktadır. Stratejisini yumuşak güç üzerine kuran AB ise, Rusya’nın sert gücü karşısında çaresiz kalmaktadır.  

Rusya’nın Avro-Atlantik yönünde tercih yapan ‘yakın çevresi’ndeki ülkelere uyguladığı baskının, bir yandan “Doğu Ortaklığı” ve benzeri girişimler için bir sorun teşkil ettiğini, öte yandan bunların beklenen başarıya ulaşmadığı durumlarda bir tür bahane olarak kullanıldığını da belirtmek gerekmektedir. “Doğu Ortaklığı” özelinde, Rusya’nın günah keçisi olarak kodlanmasıyla AB, dış politikasındaki çelişkiler ve başarısızlıkların bir kısmını ‘revisyonist Rusya’ya fatura ederken, aynı şekilde ortak ülkeler de reform süreçlerindeki başarısızlıklarını ‘Kremlin’in baskısı’ veya ‘Rusya’nın etkisi’ gibi nedenlerle izah etme yolunu seçmektedirler. Bu durum, hem “Doğu Ortaklığı” hem de Avrasya Ekonomik Birliği’nin ‘büyük balığı’ olan Ukrayna örneğinde açıkça görülmektedir.

 

Önümüzdeki süreçteki olası tartışmalar 

“Doğu Ortaklığı” kapsamında, önümüzdeki süreçte, bir takım tartışmaların gündemi meşgul edeceği öngörülebilir. İlk olarak Gürcistan, Moldova-Ukrayna üçlüsü ile AB’nin farklılaşmış ve daha yoğun bir ilişki yürütmesi yönündeki argümanların tartışılmaya devam edeceğini söylemek mümkün görünmektedir. Ancak, ‘AB+3’ gibi “Doğu Ortaklığı” çerçevesini aşan yeni çok taraflı bir formatın ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olmadığı söylenebilir. Bunun yerine, “Doğu Ortaklığı” çerçevesinde çok taraflı ilişkiler sürdürülürken, bu üç ülke ile ikili ilişkilere daha fazla önem verilmesi, bu üç ülkenin AB’nin ekonomik yardımlarından daha fazla yararlandırılması gibi bir durum daha olası görünmektedir.

İkinci olarak ‘eski/batı Avrupa’ ve ‘yeni/doğu Avrupa’ arasındaki “Doğu Ortaklığı”nın niteliği ve hedefleri hakkındaki tartışma, Gürcistan-Moldova-Ukrayna üçlüsünün de katılımıyla,  devam edecek gibidir. Bu kapsamda, Polonya’nın yanında başta Litvanya olmak üzere Batık ülkelerinin de “Doğu Ortaklığı”nın siyasi ve jeopolitik niteliklerinin teyidi ve Gürcistan, Moldova-Ukrayna üçlüsüne AB üyelik perspektifi verilmesi yönünde ısrarcı olan AB ülkeleri olacağı söylenebilir. Bu nedenle, bahsi geçen ‘yeni/doğu Avrupa’ ülkelerinin “Doğu Ortaklığı,” özellikle de Gürcistan-Moldova-Ukrayna üçlüsüyle ilgili yaklaşımlarının ve bunun yanında ‘eski/batı Avrupa’nın Rusya’yla olan münasebetlerinin takibi, doğu komşu bölgeyle ilgili yaşanabilecek gelişmelerin zamanında tahlili için faydalı olacaktır. 

Aralık 2016’da sunulan “Doğu Ortaklığı – 2020 için 20 Çıktı” ve Mart 2020’de sunulan  “2020’nin Ötesinde Doğu Ortaklığı Politikası” başlıklı belgeler AB’nin “Doğu Ortaklığı”na dair yol haritasını belirleyen iki belgedir. Bu iki belgede vurgulanan öncelikler arasında yukarıda değinildiği üzere bazı farklar varsa da, bunlar genel yaklaşım olarak birbirinin devamı niteliğinde belgelerdir. Yine yukarıda belirtildiği üzere, 18 Haziran 2020’de gerçekleştirilen altıncı ve son Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde, Mart 2021’de Brüksel’de gerçekleştirileceği duyurulan yedinci zirvede “2020’nin Ötesinde Doğu Ortaklığı Politikası” belgesinde belirtilen beş öncelikli konunun teyit edileceği bildirilmiştir. Bunlardan yola çıkarak, en azından 2023 yılına kadar, çok dramatik gelişmeler olmadığı takdirde, “Doğu Ortaklığı”nın hâlihazırdaki, esas olarak iyi yönetişimin sağlanmasına yönelik ‘teknik’ konular üzerinde odaklanan yaklaşımını sürdüreceği, “Doğu Ortaklığı”nı daha fazla ‘siyasileştirmekten’ kaçınılacağı akla gelmektedir. Sonuçta, önümüzdeki süreçte ‘doğu cephesinde’ yeni bir şeyin olmayacağını, eski oyunun devam edeceğini söylemek mümkün görünmektedir.   

 

*Fotoğraf: Eastern Partnership

 


[1] “Media advisory - 10th Anniversary of the Eastern Partnership - 13-14 May 2019,” Council of the European Union, Nisan 29, 2019, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2019/04/29/media-accreditation-eastern-partnership-10th-anniversary/.

[2] “Eastern Partnership Foreign Ministers meeting, 13 May 2019,” Council of the European Union, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/international-ministerial-meetings/2019/05/13/.

[3] “Eastern Partnership leaders' video conference, 18 June 2020,” Council of the European Union, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/international-summit/2020/06/18/.

[4] Commission of the European Communities,  Wider Europe — Neighbourhood: A New Framework for Relations with our Eastern and Southern Neighbours, Mart 11, 2003, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/pdf/com03_104_en.pdf.

[5] “European Neighbourhood Policy (ENP),” European Union External Action,  Aralık 21, 2016, erişim Temmuz 01, 2020, https://eeas.europa.eu/diplomatic-network/european-neighbourhood-policy-enp/330/european-neighbourhood-policy-enp_en.

[6] “Poland, Sweden defend ‘Eastern initiative’,” Euroactiv, Mayıs 26, 2008, erişim Temmuz 01, 2020,  https://www.euractiv.com/section/med-south/news/poland-sweden-defend-eastern-initiative/.

[7] “Akdeniz için Birlik”in resmi websitesi için bk. https://ufmsecretariat.org/ (erişim Temmuz 01, 2020).

[8] “Eastern Partnership,” European Union External Action,  Ekim 19, 2016, erişim Temmuz 01,2020, https://eeas.europa.eu/diplomatic-network/eastern-partnership/419/eastern-partnership_en.

[9] Council of the European Union, Joint Declaration of the Prague Eastern Partnership Summit Prague, 7 May 2009, (2019): 6-7, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/media/31797/2009_eap_declaration.pdf.

[10] “Poland, Sweden defend ‘Eastern initiative’,” Euroactiv; “Hello Neighbour! A new EU policy from Morocco to Azerbaijan,” Euroactiv, Temmuz 08, 2008, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.euractiv.com/section/global-europe/opinion/hello-neighbour-a-new-eu-policy-from-morocco-to-azerbaijan/.

[11] “EU launches Eastern plan in Russia’s backyard,” Euroactiv, Mayıs 08, 2009, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.euractiv.com/section/global-europe/news/eu-launches-eastern-plan-in-russia-s-backyard/.

[12] Council of the European Union, Joint Declaration of the Prague Eastern Partnership Summit

Prague, 7 May 2009: 5.

[13] Nitekim bu konuda ortaklara kesin bir mesaj vermek adına girişime ortakların tercih ettiği “Doğu Avrupa Ortaklığı” (İng. East European Partnership) adı yerine “Doğu Ortaklığı” adı verilmiştir (“EU launches Eastern plan in Russia’s backyard,” Euroactiv).

[14] “EU’s Eastern initiative ‘not adequate’ for Azerbaijan,” Euroactiv, Kasım 02, 2010, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.euractiv.com/section/med-south/news/eu-s-eastern-initiative-not-adequate-for-azerbaijan/.

[15] Georgi Gotev, “EU seeks ‘time for reflection’ after Vilnius summit failure,” Euroactiv, Kasım 29, 2013, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.euractiv.com/section/europe-s-east/news/eu-seeks-time-for-reflection-after-vilnius-summit-failure/.

[16] Bu rapor için bk. European Commision, Review of the European Neighbourhood Policy, Kasım 18, 2015, erişim Temmuz 01, 2020,  http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/documents/2015/151118_joint-communication_review-of-the-enp_en.pdf.

[17] Bu rapor için bk. European Commision, Implementation of the European Neighbourhood Policy in Ukraine

Progress in 2014 and recommendations for actions, Mart 25, 2015, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/2015/ukraine-enp-report-2015_en.pdf.

[18] Bu raporlar için bk. European Commision, Implementation of the European Neighbourhood Policy in Georgia Progress in 2014 and recommendations for actions, Mart 25, 2015, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/2015/georgia-enp-report-2015_en.pdf; European Commision, Implementation of the European Neighbourhood Policy in the Republic of Moldova

Progress in 2014 and recommendations for actions, Mart 25, 2015, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/2015/repulic-of-moldova-enp-report-2015_en.pdf.

[19] Bu rapor için bk. European Commision, Implementation of the European Neighbourhood Policy in Azerbaijan

Progress in 2014 and recommendations for actions, Mart 25, 2015, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/2015/azerbaijan-enp-report-2015_en.pdf.

[20] Bu rapor için bk. European Commision, Implementation of the European Neighbourhood Policy in Armenia

Progress in 2014 and recommendations for actions, Mart 25, 2015, erişim Temmuz 01, 2020,  http://eeas.europa.eu/archives/docs/enp/pdf/2015/armenia-enp-report-2015_en.pdf.

[21] Bu belge için bk. Shared Vision, Common Action: A Stronger Europe A Global Strategy for the European Union’s Foreign And Security Policy, erişim Temmuz 01, 2020, http://eeas.europa.eu/archives/docs/top_stories/pdf/eugs_review_web.pdf.

[22] Bu bildiri için bk. Council of the European Union, Joint Declaration of the Prague Eastern Partnership Summit Prague, 7 May 2009.

[23] Bu bildiri için bk. Council of the European Union, Joint Declaration of the Eastern Partnership Summit, Warsaw, 29-30 September 2011, Eylül 30, 2011, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/media/31798/2011_eap_warsaw_summit_declaration_en.pdf.

[24] Bu bildiri için bk. Council of the European Union, Joint Declaration of the Eastern Partnership Summit, Vilnius, 28-29 ovember 2013, Kasım 29, 2013, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/media/31799/2013_eap-11-28-joint-declaration.pdf.

[25] Bu bildiri için bk. Joint Declaration of the Eastern Partnership Summit (Riga, 21-22 May 2015), erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/media/21526/riga-declaration-220515-final.pdf.

[26] Bu bildiri için bk. Council of the European Union, Joint Declaration of the Eastern Partnership Summit (Brussels, 24 November 2017), Kasım 24, 2017, erişim Temmuz 01, 2020, https://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-14821-2017-INIT/en/pdf.

[27] “Dutch referendum voters overwhelmingly reject closer EU links to Ukraine,” The Guardian,  Nisan 07, 2016, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.theguardian.com/world/2016/apr/06/dutch-voters-reject-closer-eu-links-to-ukraine-in-referendum.

[28] Bu belgenin güncellenmiş sürümü için bk. European Commision, Eastern Partnership - 20 Deliverables for 2020 - Focusing on key priorities and tangible results, Haziran 09, 2017, erişim Temmuz 01, 2020,  https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/sites/near/files/eap_20_deliverables_for_2020.pdf.

[29] Bu belge için bk. European Commision, Eastern Partnership policy beyond 2020 - Reinforcing Resilience - an Eastern Partnership that delivers for all, Mart 18, 2020, erişim Temmuz 01, 2020, https://eeas.europa.eu/headquarters/headquarters-homepage/76166/joint-communication-eastern-partnership-policy-beyond-2020-reinforcing-resilience-%E2%80%93-eastern_en.

[30] Bu belgeyle ilgili özet bilgi için bk. European Commission, Q&A: The Eastern Partnership policy beyond 2020, Mart 18, 2020, erişim Temmuz 01, 2020, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/ro/qanda_20_453.

[31] “Eastern Partnership Foreign Ministers meeting, 13 May 2019,” Council of the European Union, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/international-ministerial-meetings/2019/05/13/.

[32] “EU, Eastern Partners Downgrade Anniversary Statement Due To Objections From Baku,” RFERL, Mayıs 13, 2019, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.rferl.org/a/eu-eastern-partners-downgrade-anniversary-statement-due-to-objections-from-baku/29938053.html.

[33] “Eastern Partnership leaders' video conference, 18 June 2020,” Council of the European Union, erişim Temmuz 01, 2020, https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/international-summit/2020/06/18/eu-moldova%20relations/.

[34] Bunlar Sırbistan’daki Buldozer Devrimi (2000), Gürcistan’daki Gül Devrimi (2003), Ukrayna’daki Turuncu Devrim (2004-2005) ve Kırgızistan’daki Lale Devrimi’dir (2005). Ukrayna’da 2013-2014 yıllarında gerçekleşen AvroMeydan Devrimi’de bu silsile içinde değerlendirilebilir.  


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.