ERMENİSTAN-RUSYA EKSENİNDE ARTAN GERGİNLİK VE GÜÇ MÜCADELESİ
Analiz No : 2020 / 20
Yazar : Tutku DİLAVER
01.07.2020
12 dk okuma
Paylaş :
PDF İndir :

Ermenistan’da 2018 yılında gerçekleşen Nisan Devrimi sonrasında Nikol Paşinyan’ın iktidara gelmesi, Rusya-Ermenistan ilişkilerini önemli ölçüde etkiledi. Öncelikle, Paşinyan’ın siyasi geçmişinde Rusya karşıtı söylemlerin olması Rusya’nın yeni yönetime mesafeli yaklaşmasına neden olmuştu. Ardından, Rus basınında Nisan Devriminin Avrupa destekli olduğuna dair şüpheler sıkça dile getirilmeye başlanmış ve belki de 1991’den bu yana -ilk kez- iki ülke arasındaki güven duygusu temelinden sarsılmıştı. Başbakan Paşinyan’ın AB ve özellikle de Fransa’yla ilişkilerini sıkı tutması ve göreve gelir gelmez Rusya’nın en önem verdiği kuruluşlardan biri olan Kolektif Güvenlik Örgütü Genel Sekreteri Yuri Khachaturov’u görevinden alması, Rusya’nın Nisan Devrimi hakkındaki şüphelerini giderek artırmasına neden oldu.

Devrim sonrası Erivan sürekli olarak dış politikada bir değişiklik olmadığı ve Ermenistan’ın Rusya’nın dostu olduğu şeklinde açıklamalar yapsa da, kriz her geçen gün biraz daha hissedilir hale geldi. Ermenistan iç siyaseti de bu ikili gerilimden nasibini yeterince aldı ve hala almaktadır. Yeni yönetimin, Ermeni oligarklara açtığı yolsuzluk soruşturmaları, uzun vadede Rusya’nın Ermenistan’daki müttefiklerinin azalmasına ve etkisinin azalmasına neden olabilecek durumlar yaratıyor. Bu noktada eski Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın davası sembolik bir önem taşıyor.

Paşinyan’ın, 2008 seçimleri sırasında yaşanan halk olayları nedeniyle Koçaryan’dan şahsi olarak intikam almak istediği de kısa zamanda ortaya çıkmış oldu. Ancak Koçaryan ismi aynı zamanda eski yönetim anlayışını ve Rusya yanlısı tutumu simgeliyordu. Paşinyan hali hazırda Rusya tarafından makbul olarak kabul edilen bir başka ismi, Serj Sarkisyan’ı görevden istifaya zorlamıştı. Bu hamlesinden sonra Koçaryan gibi bir ismi saf dışı bırakabilmesi demek hem iç siyasetteki gücünü göstermesi hem de Rusya’ya gövde gösterisi yapabilmesini anlamlarına gelecekti. Dolayısıyla, Koçaryan’ın tutuklanmasının ardında görünenden çok daha fazlası bulunduğu anlaşılıyor.

Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlılığı göz önüne alındığında, elbette ki Rus etkisini azaltmak kısa zamanda gerçekleşebilecek bir durum değil. Rusya Ermenistan’da enerji ve savunma gibi önemli iki sektörün en büyük yatırımcısı ve ayrıca, Ermenistan’ın komşuları Türkiye ve Azerbaycan’la kapalı olan sınırları nedeniyle en büyük ticaret ortağı konumunda. Paşinyan Rusya’nın bu tekelini kırabilmek için karşısına denge unsuru olarak Avrupa’yı ve ABD’yi koymak istiyor. Ancak Paşinyan’ın -Frankofon zirvesinde de görüldüğü gibi- Avrupalı ülkelerle yakınlaşma çabaları, bu ülkelere gerçekleştirdiği ziyaretler ve bu ülkelerden yatırımcıların Ermenistan pazarına çekilmeye çalışması yönündeki hamleleri Moskova tarafından hiç hoş karşılanmıyor. Ermenistan’da ABD’li şirketlere ait laboratuvarların açılması, enerji alanında Avrupa’dan yatırım alınacağına dair söz alınması ve İran’la yapılan anlaşmalar, Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan aracılığıyla İngiltere, Almanya ve Fransa’dan ülkeye yatırımcı çekilmeye çalışılması, Rusya’nın bu ülkede bu güne kadar kurduğu düzeni tehdit ediyor.

En nihayetinde Ermenistan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da ifade ettiği gibi, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki en büyük müttefiki. Dahası Rusya’nın Ortadoğu’daki konumunun giderek güçlendiği bu günlerde Ermenistan, Rusya için daha da önemli bir konuma geldi. Gümrü’de bulunan Rus Askeri Üssü, Suriye’deki üs hariç Ortadoğu bölgesine en yakın askeri merkez ve Rusya’ya bölgeye karadan ulaşım sağlama imkânı veriyor. Dolayısıyla Rusya için Ermenistan artık, klasik “arka bahçe” söyleminden çok daha fazlasını ifade ediyor. Buna rağmen, Ermeni halkının Paşinyan’a verdiği destek göz önüne alınarak, aceleci ve aşırı sert tepkiler vermekten kaçınılıyor. Rusya daha önce Gürcistan ve Ukrayna’da yaptığı hataları yapmamak adına temkinli hareket etmeye ve Paşinyan iktidarını zor durumda bırakarak, kendisine bağımlılığını artırmak istiyor.

İkili ilişkilerde perde arkasında meydana gelen gerilimler, yazının başında da bahsedildiği gibi farklı konular üzerinden görünür hale geliyor. Örneğin, Rusya Koçaryan’ın tutuklanmasına başlarda sessiz kalsa da, daha sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Koçaryan’ın doğum gününe yönelik kutlama mesajı göndermesi ve hatta Koçaryan’ın eşini ziyaret etmesi, Paşinyan’ın hamlelerinin bir karşılığı olacağını gösteriyor. Nitekim giderek yükselen muhalif sesler ve yeni kurulan siyasi partilerin pek çoğunun, eski yönetime ve dolayısıyla Rusya’ya yakın isimlerden oluştuğu görülüyor.

Bu noktada bir değerlendirme yapılacak olursa Rusya’nın iki yönlü olarak Ermenistan planını yaptığı görülüyor. Her iki olasılık da Rusya açısından karlı neticelere sahip. İlk olasılıkta, Paşinyan’ın bütün enerjisini iç siyasete yöneltmesiyle birlikte, Ermenistan-Batı ilişkileri hedeflendiği düzeylere çıkamadığı için Rusya’nın çıkarlarını tehdit edecek bir durum oluşmamış oluyor. Rusya’nın Ermenistan’daki yatırımları ve varlığı tehlikeye girmemiş oluyor. Batı’nın Ermenistan’a nüfuz etme hızı da yavaşlatılmış olacağından, Rusya’ya orta vadeli bir fırsat sunmuş oluyor. İkinci ihtimaldeyse, iç siyasette sıkışan Paşinyan için Rusya ile anlaşmaktan başka bir çare kalmamış oluyor. AB ülkelerinin Ermenistan’a yatırım yapmaları için, Paşinyan yönetiminin istikrarlı bir çizgide ilerlemesi gerekiyor. Paşinyan iktidarının geleceğinin görülememesi ve peşine gelecek yönetimin Rusya etkisinde olma ihtimalinin bulunması nedeniyle, AB ülkeleri orta vadede yatırımlara ihtiyatlı yaklaşıyor. Buradan anlaşılacağı üzere Rusya, ülke içi meselelere adeta görünmez bir el gibi müdahale ederek, kendi çıkarları doğrultusunda hamleler yapıyor.

Bunun en yakın örneği olarak Rusya’nın Ermenistan enerji sektörüne yönelik hamleleri gösterilebilir. 2019 Ocak ayında, Rusya’nın göreve yeni gelen Paşinyan iktidarına karşı duyduğu şüphe, Ermenistan’a gönderilen gaz fiyatlarına da etki etti. Normalde 150 dolardan satılan gazın m3’ü, iktidar değişikliğinden nasibini alarak -ani bir yükselişle- 165 dolar oldu[1]. Erivan kısa süreliğine de olsa, tüketiciye yansıtmadan durumu idare etmeyi başardı. Ancak 2020 yılı için fiyatların belirlenmesi konusunda Rus şirketi Gazprom’la tekrar masaya oturulduğunda, pazarlıklar biraz daha gergin bir hal almaya başladı. Ermeni hükümeti iktidara gelirken halka refah sözü vermişti. Ancak o dönemden bu yana, ekonomide herhangi bir düzelme olmadığı gibi, yaşamsal giderlerin birim fiyatlarında fahiş artışlar meydana gelmeye başladı. Gazprom’un 2019’da yaptığı zammın etkileri hala devam ederken, ortaya çıkan COVID-19 salgını halkın refah durumunu iyice bozdu. Paşinyan Ermeni halkına karantina döneminde fatura ödenmeyeceği yönünde söz verse de, Gazprom bu teklife yanaşmadı[2]. Bunun üzerine, Rusya’nın uyguladığı gaz tarifesinden memnun olmayan bir diğer ülke Belarus’un da desteğiyle bu konu geçtiğimiz Mayıs ayında düzenlenen Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) toplantısında dile getirildi. Belarus tarafından dile getirilen bu duruma Putin’in cevabı ise “Erivan ve Minsk’in bunu isteyebilmesi için öncelikle Moskova ile daha derin bir entegrasyonu olması gerektiği[3]” şeklinde oldu. Bu cevap aslında Rusya’nın Erivan’a ve politikalarını beğenmediği başka ülkelere karşı uyguladığı politikayı da gözler önüne sermiş oldu.

Gaz ithalatı konusunda Rusya ile sorun yaşayan Ermenistan ikinci bir çıkış yolu olarak İran’la enerji alanında işbirliği yapma yolunu deniyor. Ancak burada da Rusya ile anlaşmadan hareket etmesi pek imkân dâhilinde değil. Çünkü İran ve Ermenistan arasında uzun yıllardan beri uygulanan takas usulü bir enerji ticareti var. Ermenistan’ın İran’a sattığı elektriğe karşılık olarak, İran da Ermenistan’a doğalgaz ihraç ediyor. Ancak Ermenistan elektrik üretiminde ihracatçı olabilecek kadar büyük bir potansiyele sahip değil. Ülkenin elektrik ihtiyacının büyük bir bölümü hâlihazırda Rus şirketi Rosatom tarafından işletilen Metsamor Nükleer Güç Santralinden (NGS) sağlanıyor. Kaldı ki Metsamor NGS de Çernobil felaketinden ve Spitak depreminden sonra tam kapasite olarak çalıştırılamıyor. Çernobil ile aynı teknolojiye sahip bu santralin kapatılması için Türkiye ve AB’den ısrarlı taleplerde bulunulsa da ülkenin enerji ihtiyacının karşılanmasında bir alternatif olmadığı için, santralin çalışma ömrü uzatılmaya çalışılıyor. Ermenistan’ın mevcut durumda İran’dan aldığı gaz ile iç pazar ihtiyacını karşıması mümkün görünmüyor. Ancak uzun süreden beri İran ve Ermenistan’ın üzerinde çalıştığı üçüncü yüksek gerilim hattı sayesinde hem elektrik satışını hem de doğalgaz alışını artırması imkânı bulunuyor. Bu konuyu akılda tutarak Metsamor NGS’nin yenilenmesi konusuna tekrar bakmamız gerekiyor.

Normal şartlar altında, Metsamor NGS’nin yenilenmesi için çalışmaları için Rusya’dan kredi alınacağına dair anlaşmaya varılmıştı. Nitekim anlaşma gereğince kredinin bir kısmı alınmıştı. Ancak kredinin kullanılması konusunda bir tarih olması ve Moskova ile Erivan’ın geri ödemeler konusunda bir türlü anlaşamamaları, Erivan’ın krediden çekilmesine neden oldu. Ardından, Metsamor’un yenilenmesinin Ermenistan devleti hazinesi tarafından üstlenileceği böylesinin Ermenistan için daha ekonomik olduğu şeklinde açıklamalar yapıldı[4]. Diğer yandan Ermenistan’ın Rusya’ya kapılarını kapatması pek de mümkün değil. Bu nedenle, Metsamor’un idaresinin Rosatom tarafından sağlanmaya devam edileceğinin de tekrar tekrar altı çiziliyor. Ancak Rosatom, Metsamor NGS’yi işletmek için aldığı paranın da artırılmasını talep ediyor[5]. Dolayısıyla Ermenistan’ın Rusya’ya olan bağımlılığı, İran gibi başka fırsatlara yönelerek yaratabileceği kazanımlarının önüne geçiyor. 

Paşinyan’ın içinden geçtiği bu çalkantılı döneme bir de covid-19 salgınının yarattığı kaos ortamı eklendiğinde, Ermenistan’da konjonktürün daha da sertleşeceği anlaşılabiliyor. Halkın bozuk ekonomi ve karantina nedeniyle bozulan psikolojisi Paşinyan’ın geleceğini yakından ilgilendiriyor. Keza şu durumda Rusya ile güç çekişmesine girişmek çok akılcı bir politika gibi görünmüyor. Ancak, Paşinyan’ın Rusya’ya karşı başlattığı bu gizli mücadeleden kolay kolay vazgeçmeyeceği de anlaşılıyor. Zira Paşinyan’ın, gideceğini açıklamasına rağmen, Sovyet Ordularının Nazi Almanya’sına karşı kazandığı mücadelenin 75. Yıldönümü etkinliklerine katılmama kararı alması ikili ilişkilerde yakınlaşmadan söz edilemeyeceğini gösteriyor. Karşılıklı restleşmeler sürerken Paşinyan’ın Putin’in bu davetine icabet etmemesine nasıl karşılık göstereceği ise merak unsuru. Keza, Putin’in hamleleri Paşinyan’ın Ermenistan’da gittikçe azalmakta olan popülaritesi açısından büyük bir tehdit oluşturabilecek gibi görünüyor.

 


[1] “Paradox of power: Russia, Armenia, and Europe after the Velvet Revolution,” ECFR, 7 Ağustos 2019, https://www.ecfr.eu/publications/summary/russia_armenia_and_europe_after_the_velvet_revolution.

[2] “Armenians protest premier for failing to stand up to Gazprom,” Eurasianet, 29 Nisan 2020,  https://eurasianet.org/armenians-protest-premier-for-failing-to-stand-up-to-gazprom.

[3] “Putin Rejects Armenian Demands Over Russian Gas Pricing,” Massispost, 19 Mayıs 2020, https://massispost.com/2020/05/putin-rejects-armenian-demands-over-russian-gas-pricing/.

[4] “Armenia considered beneficial to solve issue with its own resources: Minister on loan for NPP,”  Armen Press, 10 Haziran 2020, https://armenpress.am/eng/news/1018010/.

[5] “Armenia considered beneficial to solve issue with its own resources: Minister on loan for NPP.

 


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.