AVRUPA’NIN AŞIRI SAĞ HARİTASI: ZENOFOBİ, İSLAMOFOBİ VE TÜRKOFOBİ
Yorum No : 2016 / 34
14.06.2016
Paylaş :
PDF İndir :

Son iki yıl içinde mülteci krizinin patlak vermesiyle Avrupa kapılarına sığınan Suriye vatandaşları Avrupa devletlerinin güvenlik konusunda daha da fazla duyarlı olmalarına sebep olmuştur. Mültecilerin artık sınırdan içeri alınmasını istemeyen Avrupa devletlerinde sağ eğilimli partilerin yükselişe geçmesiyle ırkçı söylemlerin arttığı ve daha da artacağı gözlemlenmektedir. Avrupa’daki radikal imamların varlığı, Avrupa’daki Müslüman gençleri kışkırtmayı amaçlayan vaazları ve 2015 yılı Ocak ayı Charlie Hebdo saldırısı ile başlayan Avrupa’daki terör olayları bu ırkçılık yanlısı artışın en önemli sebepleri arasında gösterilmektedir. Terör örgütlerine yönelik olması beklenen bazı düzenlemelerin yanı sıra Avrupa’da sağ eğilimli partilerin yükselişe geçmesi Avrupa’da yaşamlarını sürdürmekte olan Türklerin, Müslümanların ve diğer başka Avrupa dışından gelen yabancıların hayatlarını zorlaştırmakta, ayrımcı muamelelere maruz kalmalarına sebep olmaktadır.

AB’nin Mülteci politikalarının belirsizliğinin sürdüğü bir dönemde Polonya’nın sığınmacı kabul etmek istemediği yönündeki söylemleri somut karşıt bir tutum sergilendiğini ortaya koymuştur. Polonya bu tutumunu açıklarken sığınmacıların güvenliğini tesis edecek bir durumda olmadıklarını ifade etmiştir. Polonya’da sadece hali hazırda iktidarda olan Hak ve Adalet Partisi’nin (Law and Justice Party – PiS) değil, halkın geniş bir kesiminin de Müslüman ve mülteci karşıtı söylemlerini desteklediği haberlerde yer almaktadır. Bunun yanı sıra, ‘Kukiz15’ gibi bazı halk hareketlerinin Polonya-Ukrayna sınırına duvar çekilmesi gerektiğini savunduğu bildirilmektedir.

Polonya gibi Fransa da Avrupa’da ırkçılık ve yabancı karşıtlığı konusunda sabıkalı bir ülke olarak öne çıkmaktadır. Jean-Marie Le Pen, ırkçılık ve nefret söylemlerinin yanı sıra Nazi dönemindeki gaz odaları için yaptığı ‘tarihin detayı’ açıklaması yüzünden 30 bin Avro’ya mahkûm edilmiştir[1]. Öyle ki, şiddet içeren sert söylemleri dolayısıyla kızı Marine Le Pen tarafından partiden ihraç edilmiştir. Marine Le Pen, 2017 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Cephe lideri olarak güçlü bir aday olarak dikkat çekmektedir.

Avrupa’da iktidardaki sağ partilerin yanı sıra, hali hazırda muhalefette olmalarına rağmen güçlendikten gözlemlenen sağ partiler olduğunun da vurgulanması gerekir. Örneğin Hollanda parlamentosunda Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi (Partij voor de Vrijheid – PVV) beşinci büyük gücü oluşturmaktadır. Temel prensipleri İslam karşıtlığı ekseninde şekillenen parti AB karşıtlığını da her fırsatta dile getirmektedir. Yapılan anketlere göre PVV Hollanda’nın en güçlü partisi olarak değerlendirilmektedir[2]. Sırbistan’da da aşırı sağcı Ulusalcılar (SRS) son seçimlerde parlamentoya girme hakkı kazanmışlardır. Sırbistan’da aşırı sağ partilerin oy yüzdesi toplamda %13 civarındadır.

Muhalefet partileri olmalarına rağmen, son yıllarda oy kazanmaya başlayan aşırı sağ eğilimli partiler İsveç’te de gözlemlenmektedir. Avrupa karşıtlığı ile bilinen İsveç Demokratları partisi yabancıların varlığına müsamaha göstermeyen bir diğer yükselişteki Avrupa partisidir. Tüm Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin iktidar olmasalar dahi ciddi bir oy potansiyeli olduğu yapılan son seçimlerde ortaya konmuştur. İskandinav ülkeleri arasında sadece Norveç’te iktidarda 2013’ten beri bir sağ parti olduğu gözlemlenmektedir. Mülteci sorunu öyle ciddi bir hal almıştır ki, Norveç’te 2015’in Aralık ayında Göç ve Uyum Bakanlığı kurulmuştur.

İngiltere parlamentosunda da Nigel Frage önderliğindeki Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (United Kingdom Independence Party – UKIP) çok etkin bir parti olarak göze çarpmasa da, 2014’te Avrupa Parlamentosu seçimlerinden İngiltere’nin en güçlü partisi olarak çıkmıştır[3]. Son günlerde İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması tartışmalarının (BREXIT) en güçlü yanlılarından biri de UKIP’tir. Mültecilerin kontrolsüz bir biçimde Avrupa’ya dağılmasından şikâyetçi olan UKIP, AB’nin mülteciler politikalarının da yetersiz ve işlevsiz olduğunu savunmaktadır.

Almanya’da da aşırı sağ partilerden Almanya için Alternatif Partisi (Alternative für Deutschland – AfD) giderek güçlenmektedir. Eyaletlerdeki seçimlerde hızla kazanmaya başlayan partisinin 2017’de federal meclise girmesi beklenmektedir. Aynı parti Avrupa para birimi Avro’ya da karşıdır. Avrupa’da ve Almanya’da yükselen ırkçılığa, yabancı karşıtlığına ve Türkofobi’ye verilebilecek en son örnek, 2 Haziran günü Almanya Meclisi’nin 1915 olayları ile ilgili almış olduğu karardır. Avrupa’nın ortasında, İkinci Dünya Savaşı sırasında sistemli bir şekilde ari ırk yaratmak amacıyla Holokost’a uğratılan Yahudileri unutan Almanya kendine bu suçta ortak aramaya ve kendi suçunu hafifletme yolu olarak böyle bir kararı onaylamıştır.

1960’lı yıllardan bu yana, Avrupa’da yaşamlarını sürdürmekte olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik şiddetin arttığından bahsetmek mümkündür. Medeniyetlerin beşiği olarak adlandırılan Avrupa’nın insan hakları düşünüldüğünde karnesinin çok parlak olmadığı aşikârdır. Merhum Büyükelçi Gündüz Aktan’ın Avrupa’daki ırkçılık, nefret söylemleri ve insan hakları ihlâlleri ile ilgili olarak çarpıcı incelemeleri bulunmaktadır. Avrupa’daki ırkçılığın Yahudi karşıtlığı, zenofobi, heterofobi ya da kavim merkezcilikle karıştırılmaması gerektiğini ve daha farklı boyutta bir ırkçılık olduğunu belirtmiştir. Avrupa ırkçılık geleneğinde belli bir grubun günah keçisi olarak belirlenmesi ve tüm suçların bu gruba yönlendirilmesi söz konusudur. Aktan, günümüzde inanç temelli çatışmaların yeni uluslararası sistemde kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır. Son örneklerle bu sav doğrulanmaktadır. 29 Mayıs 1993 tarihinde Almanya’nın Solingen şehrinde kundaklanan Türk ailesi bunun bir örneğidir. 23 yıl önce yaşanmış bu elim olayın ardından günümüzde çok fazla fark olmadığını gözlemlemek mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı 23 yıl önceki saldırıyı anarken Avrupa’da son dönemde yükseliş gösteren İslam karşıtlığının ve ırkçılığın yol açtığı endişenin altını çizmiştir.

Avrupa’daki aşırı sağ patilerin güçlenmesi Avrupa’da yaşamlarını sürdürmekte olan yabancılar, Müslümanlar ve Türkler için endişe vermektedir. Özellikle 1990’lı yılların başından itibaren yaşanan olaylar Avrupa’da yaşama fikrinin iyice zorlaştığını gözler önüne sermektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında, teröre karşı alınan önlemlerin Avrupa’da yaşantılarını sürdüren azınlıklar için insan hakları terörü başlattığını söylemek mümkündür. Avrupa’daki terörün doğurduğu insan hakları terörü, devletlerarası ilişkilerin sarsılması riski taşıdığı anlamına gelmektedir.

Fotoğrafın Kaynağı: http://uk.businessinsider.com/map-shows-far-right-growth-across-europe-2016-3

[1] “Gaz Odalarına ‘Detay’ diyen Le Pen’e 30 bin Euro Ceza”, Hürriyet, 06.04.2016 http://www.hurriyet.com.tr/fransada-le-pen-yine-mahkum-oldu-40083085

[2] “Avrupa’nın Aşırı Sağ Haritası” http://www.dw.com/tr/avrupan%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-sa%C4%9F-haritas%C4%B1/a-19215638

[3] “Avrupa’nın Aşırı Sağ Haritası” http://www.dw.com/tr/avrupan%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-sa%C4%9F-haritas%C4%B1/a-19215638


© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.