Diriliş Postası (26 Mart 2019)
Ceyhun Aşirov
Azerbaycan’ın Bakü TIP Fakültesinde öğretim görevlisi olarak da görev yapan Doktor Ali Aliyev aynı zamanda ülkesinin önemli siyasetçilerden… Kafkasya coğrafyasının içinde bulunduğu konjonktürü yakında takip eden Aliyev, kendileri için bölgede etkinlik kurmaya çalışan Rusya ve Batılı ülkelerden önce Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Diriliş Postası’nın Kafkasya muhabiri Ceyhun Aşirov’a özel röportaj veren Aliyev, Kafkasya’da yaşanan son süreçleri değerlendirdi, Türkiye bölgede rolünün daha da artırmalıdır,Ankara Kafkasya’nın ve Türk Dünyasının rotasıdır ’’ ifadelerini kullandı.
Siz, Azerbaycan’daki akademik çevrede olduğu gibi medya ve siyaset alanında da tanınmış simalardansanız.Açıklamalarınız ile de sık sık gündem oluşturuyorsunuz. Yeni okuyucularımız ve Türk kamuoyu sizi yeterince tanımıyor olabilir. Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben Tıp alanında çalışan bir bilim adamıyım, aynı zamanda da siyasetçiyim. 1991 senesinde Bakü Tıp Fakültesi’ni üstün başarı ile bitirdim. 1995 yılında Biyolojik Bilimler alanında doktora savunmamı tamamladım. Aynı üniversitenin biyokimya bölüm başkanlığını yaptım. Bunun yanında uzun zamandır başta ‘’kan pıhtılaşması ile birlikte görülen hastalıklar’’ olmak üzere, çeşitli konulardaki bilimsel çalışmalarım devam ediyor. 1995’ten beri de Bakü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim görevliliği yapmaktayım.
Bir tıpçı olarak siyasete ilginiz nereden geliyor?
Politikaya ilgim ve siyasi çalışmalarım öğrencilik yıllarımda başladı.
2005 yılında arkadaşlarımla beraber ‘’Sağ-Muhafazakar’’ bir parti olan ‘’Vatandaş ve Kalkınma Partisi”ni kurduk. İlk kurultayımızda Genel Başkan seçildim. Partiye bu ismi vermemizde AK Parti’nin de etkisi olmuştur. 2013 ve 2018 yılında Cumhurbaşkanlığına aday olmak istedim ancak adaylığım siyasi sebeplerle engellendi. Aynı şekilde milletvekili olmam da.
KAFKASYADA YAŞANAN SON SÜREÇLER
Son dönemlerde Kafkasya’da önemli gelişmeler oluyor; Gürcistan’da yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi, Ermenistan’da 20 senedir iktidarda olan hükümetin el değiştirmesi, buna paralel olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün hem Rusya hem de İran tarafından hedef alınmasını da düşünürsek Güney Kafkasya’da neler oluyor?
Güney Kafkasya her zaman dünya güçlerinin gündeminin ön sırasında olan bir bölge olmuştur. Gürcistan 15 sene önce batı ekseninde seçimini yaptı, özellikle de Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya müdahalesinden sonra. Geçtiğimiz sene de Avrupa, Gürcistan vatandaşları için vizeleri kaldırdı. Şuan Gürcistan NATO ile ciddi işbirliği içerisinde. Hatta yakın zamanda Gürcistan’ın NATO’ya üye olduğunu da göreceğiz. Ermenistan’da geçen sene yaklaşık 20 senelik iktidar değiştikten sonra yeni hükümet, Rusya ile derin bağlarının yanında batı ile de yeni ilişkileri geliştiriyor. Yeni Başbakan Paşinyan’ın izlediği bu aktif dış politikadan Rusya rahatsız oluyor. Rusya’nın Güney Kafkasya’da kalması için Karabağ düğüm noktasıdır. Bundan dolayı son dönemde Moskova, Ermeni iktidarı ile daha ılımlı politika izlemeye başladı. Güney Kafkasya’nın en zayıf halkası ise Azerbaycan’dır. Son dönemlerde bizim siyasetçilerimizin bazı hatalarından dolayı Rusya’nın ağırlığı artmış gözüküyor. Rusya’nın baskısı yüzünden Azerbaycan Ordusu, NATO ile işbirliği yapamıyor. Aynı şekilde Türkiye ile de temkinli ilişkiler kuruyor.Şuan bile iki kardeş ülke arasında vize uygulanmaktadır. Türk Ordusu ile daha aktif işbirliği yapılması, Avrupa birliği ile entegrasyon vb. adımlar Rusya’nın baskısı yüzünden uzatılıyor. Kısaca biz Türkiye’den uzaklaştıkça Rusya’ya bağımlılığımız artıyor.
Azerbaycan Rusya’nın taleplerini tam olarak karşılıyor mu?
İnsaf ile söylemem gerekir ki, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de irade göstererek Rusya’nın bütün taleplerine “evet” demiyor. Moskova, Azerbaycan’ın Avrasya İttifakına, Gümrük birliğine, ‘’Rus NATO’su’’ olarak bilinen Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne girmesini arzu ediyor. Lakin Aliyev, Rusya’nın bu talebini geri çeviriyor. Ama ne zamana kadar bunu sürdürecek bilemeyiz.
Şunu da belirtmem gerekir ki, Rusya Karabağ’daki durumdan yararlanarak Kafkasya’da kalmaya çalışıyor. Karabağ problemi devam ettikçe de bu böyle olacak. Bundan dolayı Rusya bölgedeki siyasi süreçleri kontrol altında tutma çabasındadır.
Peki buna karşı Azerbaycan hangi adımları atıyor?
Siyasi iktidar uzun zamandır halkı ihmal ediyordu. Son zamanlarda Azerbaycan iktidarı, halkla ilişkisinin düzeltilmesi gibi bazı olumlu adımlar atıyor. Cumhurbaşkanının etrafında Kremlin güdümünde olanlar var. Son gelişmeler gösteriyor ki, Rusya’nın kendi güdümündekilerle Aliyev’e etki gücü azalmış. Dolaysıyla iktidar, Rusya’nın etkisinden çıkmaya başlamış. Bundan dolayı da Moskova ve Tahran rahatsız oluyor. Ben uzun zamandır konuşmalarımda sürekli İktidara ‘’Halkla aranızı iyi tutun, kadrolarınıza dikkat edin, tam bağımsız olmanın tek yolu milli ve yerli siyaset izlemekten geçer’’ şeklinde çağrılar yapıyordum. Bana kulak verdiler iddasında değilim, sadece ‘’durum’’ artık bunu gerektiriyor. Eskiden kusurları kapatmak için petrol anlaşmaları yeterli oluyordu şimdi artık bu faktör söz konusu değil.
İŞGAL ALTINDAKİ KARABAĞ SORUNU
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT)bünyesinde faaliyet gösteren Minsk Grubu özellikle Rusya, 27 yıldır Karabağ sorununun çözümünden bahsediyor. Bu müzakerelerin yaklaşık 30 yıldır sürmesine rağmen bugüne kadar somut bir ilerleme kaydedildiğini göremiyoruz. Bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz?
Böyle giderse ilerleme olmayacak. AGİT bünyasindeki Minsk Grubu, Karabağ ihtilafının çözülmesi için değil ‘’çözülmemesi’’ için kurulmuştur. Tarihte yaşadıklarımızdan ders almamız gerekiyor. Türkiye'nin tarihi bizim tarihimizdir. Geçtiğimiz yüzyılda Musul ve Kerkük ile ilgili oluşturulmuş uluslararası heyetin faaliyetinin sonucu ne olduysa, AGİT Minsk Grubu da aynı akıbeti yaşıyor. AGİT tarafından bu sorunu çözmek için karşı tarafı zorlayıcı bir mekanizma oluşturulmamış.
Sizce geçtiğimiz haftalarda Ermenistan’ın Devlet Güvenlik Kabinesi’nin Azerbaycan için hem stratejik hemde manevi önemi olan Karabağ / Hankent’te toplanmasındaki amaç nedir?
Ermeniler, Rusların silahına güvenerek bizi tehdit ediyor. Onlar Rusya olmadan Azerbaycanla baş edemeyeceklerini iyi biliyorlar. Resmen “bizi vurun” diyorlar. Aslında bu Moskova'dan gelen bir talimattır. Rusya, bölgeyi daha aktif kontrol edebilmek için çatışma ortamına ihtiyacı duyuyor. En başta da Rusya’nın Azerbaycan’daki son süreçlerden endişeli olduğunu söylemiştim. Eğer dirençsizlik oluşursa, bu öncelikle bölgeyi kontrol etmek isteyenlerin işine yarar.Son günlerde yaşananlar sadece Ermenistan yetkililerinin Hankent’teki toplantısı değil aynı gün Paşinyan’ın orduda görev yapan oğlu ile Karabağ’a gedip meydan okurcasına mesajlar vemesini de eklemek lazım. Ayrıca Ermenistan Meclis Başkanı’nın Moskova’daki konuşmasında Azerbaycan’ı tehdit etmesi, Ermenistan Savunma Bakanı’nın "savunma taktiğinden saldırı taktiğine geçiyoruz" söylemini kullanması ve son olarak da Hocalı Soykırımı yıldönümü sırasında Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın Tahran ziyaretinde konuşma yaptığı salona "Karabağ Ermenistan'a aittir, tamam!" bir pankart asılarak verilmek istenen mesajı iyi irdelemek lazım. Bu söylediklerimin hepsi bir ay içinde yaşandı.
Türkiye, Karabağ konusunda daha etkili olabilir mi? Örneğin Türkiye, Minsk Grubu’nun 4. Eş başkanı olabilir mi? Bunun olması için neler yapabiliriz?
Karabağ sorununun Eş Başkanlığını Rusya, ABD ve Fransa’nın yaptığı AGİT çerçevesinde bir çözüme kavuşturulması asla beklenmemeli. Biliyorsunuz bu 3 ülke de hem Hıristiyan hemde Ermenistan’ın dostu ve müttefikidir. İtiraf etmek lazım ki zamanında hatalar yapıldı. Özellikle Karabağ Sorununun çözümü için seçilen ‘’hakem’’ devletlere dikkat edilmesi gerekiyordu. Örneğin Fransa yerine Almanya’nın seçilmesi ve Azerbaycan ile müttefik olarak da Türkiye’nin eş başkanlığa getirilmesi çıkarlarımız açısından daha uygun olurdu. Maalesef o zamanlar Türkiye şuan sahip olduğu güç ve otoriteye sahip değildi. Ayrıca dünya siyasetinde de bugünkü kadar belirleyici rolü yoktu. Yapılan hataları karşı tarafın telafi etmesi zorunludur. Azerbaycan tarafı olarak bu isteği dinlendirmeliyiz. Genel olarak Türkiye'nin Güney Kafkasya'daki rolünü artırmak için somut adımlar atmamız gerekiyor. Bu bağlamda Türkiye’nin Minsk Grubu’nda eş Başkan devletlerden biri olarak görev alması Karabağ sorununun çözümü yolunda ilk adım olabilir.
AGİT’ten söz açılmışken… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek AGİT gerekse BM yapısı ile ilgili Uluslararas ‘’Karar Mercilerine’’ yönelik eleştirilerine ne diyorsunuz?
Tabii ki hak veriyorum. Türkiye’nin aktifliği sadece Kafkasya ile sınırlı olmamalıdır. BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Müslüman devlet olarak Türkiye daimi üye olmalıdır. Benim görüşüme göre, İslam Konferansı Örgütüne üye ülkeler BM'ye bu talebi sunmalılar. Dünya nüfusunun en az % 20'sini kapsayan Müslümanların BMGK’da olması zarurettir.
Madrid Prensiplerini de düşünürsek 2019 senesinin Karabağ sorununun çözümünde dönüm noktası olduğu ifade ediliyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Madrid Prensipleri Azerbaycan’ın hem çıkarlarına aykırı hemde taleplerini karşılamıyor. Şimdiki durum ve koşullar dahilinde Cumhurbaşkanı Aliyev’in anlaşmaya imza atacağına inanmak istemiyorum. Sahadaki Askeri durum değişmedikçe anlaşma imzalanması Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesi demektir. Bunu da bizim kabul etmemiz mümkün değildir.
TÜRK ORDUSUNUN BÖLGEDE KONUŞLANMASI
Ermenistan kendini güvenceye almak ve Karabağ’ı işgal altında tutmak için kendi topraklarında Rus ordusunu bulunduruyor. Bazı siyasetçilerde “Azerbaycan, Türk ordusunu bölgeye davet etsin” ve “Azerbaycan’da Türk askeri üsleri kurulsun” diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu mümkün mü?
Ermenilerin silahlı gücü Ruslardır. Şuan Türkiye ile ilişkilerimiz iyi olsa da bence yeterli seviyede değildir. Bana göre Azerbaycan mümkün olduğu kadar askeri, siyasi ve ekonomik olarak Türkiye ile daha da yakınlaşmalı. Bu bizim hem hakkımız hemde talebimizdir. TSK’nın bölgeye davet edilmesi konusuna gelince;Rusya’nın bu duruma nasıl tepki vereceğini kestirmekte zorluk çekiyorum. Bu konu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli ve ince bir meseledir. Herhalde devletin başında olanlar ellerindeki veriler ışığında bu konuyu değerlendiriyorlardır. Bu aşamada Rusya’yı da çok karşımıza almamak lazım. Bugün Erdoğan-Putin ilişkileri iyi düzeyde. Dünya tarafından sıkıştırılan ve yaptırımlara maruz kalan Rusya, Türkiye ile yakınlaşmaya mecburdur. Kanaatimce, Putin’in sayın Erdoğan’ı Kırım’a davet etmesi kendisine destek arayışıdır. Putin müttefiklerini artırarak izolasyondan çıkmaya çalışıyor. Şu aşamada Rusya ile Kafkaslarda karşı karşıya gelmenin zamanı değil bu durum ertelenmelidir ne kadar zaruri olsa da. Lakin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin her alanda dahada derinleştirilmesine bir an evvel başlanmalıdır.
Siz, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin daha da gelişmesi ve Türkiye’nin Kafkasya’da daha aktif olması gerektiğini söylüyorsunuz. Öyleyseşuanki durumu yeterli görmüyorsunuz doğru mu?
Evet, yeterli görmüyorum. Türkiye Arap dünyasına ağırlık veriyor. Belki Türk dünyasından emin olduğu içindir. Belki de bölgede diğer büyük devletlerle karşı karşıya gelmek istememesindendir. Ya da bizim bilmediğimiz başka nedenlerde olabilir. Bana göre, enerji imkânları, lojistik potansiyeli ve strateji pozisyonu ile Türk devletleri daha öncelikli ve önemlidir. Belki de zamanı değildir. Çünkü Ruslar buraları kendi ekonomi ve siyasi çıkar coğrafyası olarak görüyor. Ama bugün denge değişmektedir. Türkiye’nin aktif dış siyaseti, ekonomik gelişimi Kafkas siyasetine yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Bence ‘’pasif ‘’ pozisyondan, ‘’orta aktif pozisyonuna ‘’ geçme zamanı gelmiştir. Şununda altını çizmek istiyor ki,Türkiye için Kafkasya’da Azerbaycan gibi bir müttefikinin olması büyük bir şanstır. Türkiye’nin bölgede daha aktif alması Azerbaycan’ın çıkarlarına da uygundur.
https://www.dirilispostasi.com/mulakat/kafkaslar-turkiyeyi-bekliyor-5c993d3a5fe82951e4086457
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
"DİYALOG HAZİRAN’DAN ÖNCE BAŞLAMAYACAK"
Balkanlar
26.03.2019
-
GÜNEY KORE'DE MİTSUBİSHİ'NİN VARLIKLARINA EL KOYMA KARARI
Asya - Pasifik
26.03.2019
- ALMANYA-FRANSA ORTAK MECLİSİ TOPLANDI Avrupa - AB 26.03.2019
-
AB ANLAŞMASIZ BREXİT PLANINI TAMAMLADI; MAY 'İKİNCİ REFERANDUM MASADA' DEDİ
Avrupa - AB
26.03.2019
- KAFKASLAR TÜRKİYE’Yİ BEKLİYOR Kafkasya ve Türk-Ermeni İlişkileri 26.03.2019
-
25.01.2016
THE ARMENIAN QUESTION - BASIC KNOWLEDGE AND DOCUMENTATION -
12.06.2024
THE TRUTH WILL OUT -
27.03.2023
RADİKAL ERMENİ UNSURLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN MEZALİMLER VE VANDALİZM -
17.03.2023
PATRIOTISM PERVERTED -
23.02.2023
MEN ARE LIKE THAT -
03.02.2023
BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ YAŞANAN TARİHİ -
16.12.2022
INTERNATIONAL SCHOLARS ON THE EVENTS OF 1915 -
07.12.2022
FAKE PHOTOS AND THE ARMENIAN PROPAGANDA -
07.12.2022
ERMENİ PROPAGANDASI VE SAHTE RESİMLER -
01.01.2022
A Letter From Japan - Strategically Mum: The Silence of the Armenians -
01.01.2022
Japonya'dan Bir Mektup - Stratejik Suskunluk: Ermenilerin Sessizliği -
03.06.2020
Anastas Mikoyan: Confessions of an Armenian Bolshevik -
08.04.2020
Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset - Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler -
12.06.2018
Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923) - British Documents on Armenian Question (1912-1923) -
02.12.2016
Turkish-Russian Academics: A Historical Study on the Caucasus -
01.07.2016
Gürcistan'daki Müslüman Topluluklar: Azınlık Hakları, Kimlik, Siyaset -
10.03.2016
Armenian Diaspora: Diaspora, State and the Imagination of the Republic of Armenia -
24.01.2016
ERMENİ SORUNU - TEMEL BİLGİ VE BELGELER (2. BASKI)
-
AVİM Konferans Salonu 06.04.2026
“TÜRKİYE–GÜRCİSTAN İLİŞKİLERİ: STRATEJİK ORTAKLIK, BÖLGESEL BAĞLANTISALLIK VE ÇOK KATMANLI KURUMSAL İŞ BİRLİĞİ” BAŞLIKLI KONFERANS
