
Soğuk Savaş sonrası Arktik bölgesi, uzun yıllar daha çok çevresel meseleler ile anılırken 2020’lerin ortalarından itibaren büyük güçlerin rekabet içinde olduğu bir bölge haline geldi. İklim değişikliği tehditi altında bölgedeki deniz yollarının daha uzun süre açık kalması, mineral, gaz ve petrol gibi zengin doğal kaynaklarının keşif ihtimali ve bölgenin stratejik konumu küresel siyaseti son dönemlerde kızıştırmakta ve merkeze taşımaktadır. Bu bağlamda ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere birçok devletin artan ilgisi ve varlığı, bölgeyi yeni bir “güvenlik yarışı”na dönüştürdü.[1]
Başkan Trump’ın Ocak 2026’da Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) yaptığı açıklamaları, yönetime gelişinden bu yana Grönland’a karşı duyduğu stratejik ilginin somut bir politika baskısına dönüşmüş ve diplomatik açıdan tartışmalı hale gelmiştir. Rusya’nın son yıllarda bölgede artan askeri gücü ve Çin’in kendisini “Yakın Arktik Devleti” (Near-Arctic State) ilan ederek arttırdığı ekonomik yatırımları ABD açısından Grönland’ın stratejik konumunu daha önemli hale getirmiştir.[2] Grönland, özellikle ABD’nin balistik füze erken uyarı ağının bulunduğu kritik bölgelerden biridir. Bu nedenle Trump’ın bölgeyi “ABD güvenliğinin uzantısı” olarak konumlandırdığı, bu doğrultuda son açıklamalarının ABD iç politikasındaki “sert güvenlikçi” söylemle uyumlu bir hamle olduğu aşikârdır. Washington’daki Arktik siyaseti, Pentagon’un yıllardır vurguladığı stratejik boşluk algısıyla şekillenmektedir. Trump ise sert söylemleriyle ve tarife tehditleriyle bu boşluğu doldurma girişiminde bulunsa da, bu yaklaşımı Danimarka, NATO ve bölgesel aktörlerle diplomatik gerilim yaratmıştır. Trump’ın Davos’taki son açıklamaları, tehditlerini geri çektiğini, Grönland meselesini güvenlik bağlamında gündeme getirirken “askerî güç kullanmayacağını”, bunun yerine NATO çatısı altında bir “çerçeve anlaşma” üzerinde uzlaştığını gösteriyor.[3]
Genel olarak bakıldığında Arktik’te büyük güçler arasında uzun süredir devam eden rekabet, yapılan son açıklamalarla farklı bir ivme kazanmıştır. ABD’nin önceki açıklamalarına kıyasla daha yumuşak bir ton kullanması, müttefiklerle işbirliğine öncelik veren daha diplomatik bir çizgiye yöneldiğini işaret ediyor. Buna karşın Rusya’nın askeri kapasite inşası ve Çin’in ekonomik/teknolojik nüfuz stratejisi, bölgeyi çok kutuplu bir rekabet alanı hâline getirmeye devam ediyor.[4] Bu nedenle Trump’ın son açıklamaları geçici bir tansiyon düşüşü yaratsa da, Arktik’in önümüzdeki yıllarda daha sofistike, daha çok katmanlı ve daha öngörülmesi güç bir güç mücadelesine sahne olacağı anlaşılıyor. ABD’nin ittifaklarla uyumu artırma çabası, bu karmaşık rekabet zemininde bir avantaj sağlasa da, bölgedeki stratejik baskının orta vadede azalması şu an için pek mümkün görünmüyor.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır