AB LİDERLER ZİRVESİ KARARLARI ŞAŞIRTMADI
Analiz No : 2021 / 23
30.06.2021
10 dk okuma

24 – 25 Haziran 2021 tarihlerinde Brüksel’de Avrupa Birliği (AB) Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi gerçekleştirilmiştir. Zirve’de AB’nin KOVİD-19 pandemisi ile verdiği mücadele ve AB’nin Türkiye ve Rusya ile ilişkileri de değerlendirilmiştir. Avrupa Konseyi, 24 Haziran 2021’de Türkiye’ye ilişkin kararlarını açıklamıştır. Kararlar genel olarak, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Gümrük Birliği, sığınmacılar, iklim, kamu sağlığı, terör ve bölgesel konulara ilişkin alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ise alınan kararlarla ilgili olarak “beklenen ve gereken adımları içermekten uzak” ifadelerini kullanmıştır[1].

25 Haziran 2021 tarihinde açıklanan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Türkiye’nin aday üye statüsünden bahsedilmemesi Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyunun dikkatine getirilen diğer bir önemli bir husustur. 

Zirve’de ayrıca Kıbrıs iki toplumlu, iki bölgeli federasyon önerisi yinelenmiştir[2]. Bu öneri uzun zamandır ısınamayan ilişkilerin yeniden sekteye uğramasına yol açabilecektir. Kıbrıs konusunda tarafların müzakere süreci 53 senedir devam etmektedir. Bu konuda araştırılmamış, denenmemiş hiçbir yol, yöntem kalmamıştır. AB’nin hala hayaller içinde olduğunu ve hala mümkün olmayan şeyleri gerçekleştirmeye çalışmakla vakit geçirdiği gözlemlenmektedir. AB, iki toplumlu federasyon konusunda ısrar etmektedir. Ancak bu konunun varacağı bir uzlaşma ufukta görülmemektedir.

AB’nin iki toplumlu federasyon önerisi ile bağlantılı olarak dikkatlere getirilmesi gereken bir nokta da 2004 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) AB değerleriyle ters düşen bir şekilde AB’ye üye yapılmasıdır. 

Henüz geçtiğimiz yıl, GKRY lideri Nikos Anastasiades, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını “agresif” olarak değerlendirmiş, Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke statüsünün düşürülmesi gerektiğini söylemişti. Anastasiades, Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini sürdürmesinin AB tarafından yasa dışı olarak tanımlandığını söyleyerek kabul edilemeyeceğini dile getirmişti. Daha da ileri giderek, AB’ye Türkiye’nin aday bir ülke olarak yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde üyeliğinin ve adaylığının mümkün olamayacağını önerebilmiştir.

Burada göz ardı edilen bir husus dikkat çekmektedir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de de Avrupa’da da yok sayılması hiçbir amaca hizmet etmeyecektir. Türkiye’nin enerji yolları üzerindeki stratejik öneminin yok sayılması mümkün değildir. Kıbrıs adasında Türk ve Rum tarafları anlaşamıyor olsa da Türkiye’nin stratejik konumunun önemine karşı çıkmanın kimseye faydası olmadığı göz ardı edilmemelidir. 

AB, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen, GKRY’nin AB’ye girmesine izin verilmesinin sakıncaları, Avrupa Parlamentosu Türkiye eski Raportörü Kati Piri tarafından da ifade edilmişti. AB’nin bu kararı, Türkiye'nin tam üyeliği konusunda oybirliği sağlamak niyetinden vazgeçildiği anlamına gelmiştir. GKRY de oybirliği sağlanması ihtimalini zayıflatacak kilit üye devlet konumuna gelmiştir. Türkiye’nin GKRY’nin AB üyeliğine itirazları hukuka dayanmaktadır. Uluslararası Hukuk Profesörü H. Mendelson Q.C., GKRY’nin AB’ye katılmasının 1960 Garanti Anlaşması çerçevesinde hukuka aykırı olacağını vurgulamıştır. Garanti Anlaşmasının 1. Maddesi uyarınca;

“Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolayısı ile teşvik edecek her nevi hareketi yasak ve ilan eder.”[3]

Zirve’de Türkiye’ye ilişkin ele alınan diğer önemli konu da Suriyeli sığınmacılar için ön görülen mali yardımlardır.Türkiye’ye yaklaşık 3 milyar Euro destek verileceğini Almanya Şansölyesi Angela Merkel açıklamıştır[4]. 2016’daimzalanan göç mutabakatının yenilenmesini Almanya başta olmak üzere diğer AB ülkeleri de savunmaktadır.Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapması oluşturulması planlanan bu fonunhükümetlere değil insani yardım projelerine aktarılması planlanıyor.

Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi de içeren mali yardım paketi de görüşülüyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu yardım fonunun toplam 5,7 milyar Euro’yu bulması beklenmektedir. Bu yardımın amacı, AB’ye yeni bir sığınmacı akının önüne geçilmesidir.

Suriyeli sığınmacılarla ilgili diğer noktalara yer vermeden önce, AB’nin yardım fonları söz konusu olduğunda başka hatırlamalar faydalı olabilecektir. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Yunanistan’da Miçotakis ile görüşmesinde 30 milyar Euro KOVİD-19 desteği taahhüdü vermiştir[5]. Avrupa Komisyonu benzer şekilde İtalya için de 191,5 milyar Euro’luk bir yardım paketine onay vermiştir[6]. KOVİD-19 pandemisi ile ilgili bölge ülkeleri dikkate alındığında “Batı Balkan”[7] ülkeleri olarak adlandırdıkları Bosna Hersek ve Kosova bu yardım paketlerinin dışında tutulmuştur. Bosna Hersek, Kosova ve Moldova üst düzey devlet yetkilileri, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Milorad Dodik, Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi üyeleri Şefik Caferoviç ile Zeljko Komsic, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Stevo Pendarovski, Moldova Başbakan Vekili ve Dışişleri Bakanı Aureliu Ciocoi Antalya Diplomasi Forumu’nda katıldıkları “Edinilen Dersler Işığında Bölgesel Dayanışmayı Nasıl Güçlendirebiliriz?” başlıklı panelde genel olarak Balkan ülkelerinin pandemi sürecinde kendi kendilerine bırakıldıklarını ve aşı tedarikinin zorlu bir süreç olduğunu vurgulamıştır[8]. Burada AB’nin aşı tedariki konusunda çeşitli ayrımlara gittiği gözlemlenmektedir.

Sığınmacı konusunda Türkiye’nin bir “tampon bölge olarak” değerlendirilmesi ve Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye karşı zorluk çıkarak Birlik üyelerine bu yardımların taahhüdünü vermesi, sığınmacılar konusunda Irak ve Suriye sınırlarındaki güvenlik önlemlerinin de artırılmasının dahil edildiği 3 milyar Euro’luk “destek paketi” gülünç bir meblağdır. Tüm bu veriler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin kendi olanaklarıyla Suriyeli sığınmacılara 38 milyar dolar harcadığının da hatırlanmasında yarar vardır.

Zirve’de Türkiye’ye ilişkin ele alınan konular arasında Gümrük Birliği de vardır. Geçtiğimiz Mart ayındaki raporda Türkiye ile ekonomik ilişkilerin daha da derinleştirilmesi, buna karşın AB çıkarlarını göz ardı etmeye devam etmesi halinde ise ekonomik yaptırım uygulanması gerektiği vurgulanmıştı. Raporda Türkiye ile olan gümrük birliği anlaşması kapsamının daha da genişletilmesi tavsiyesinde bulunulmuştu. Gümrük Birliği, AB ve Türkiye arasında 1996 yılında sanayi ürünlerini kapsayan bir mutabakat olarak imzalanmıştır. Geride bıraktığımız yirmi beş yılda AB ticaret politikası pek çok değişikliğe maruz kalmış, kapsamı genişlemiştir. Tüm bu değişiklikler mutabakatta güncellenme ihtiyacını doğurmuştur. Bunca zaman güncellenmediği için işleyişle ilgili pek çok sorun meydana gelmiştir. Gümrük Birliği, AB üye ülkeleri dikkate alındığında yalnız Türkiye için öne sürülmüş bir koşuldur. Üyelik gerçekleşmediği zaman Gümrük Birliği Antlaşması sorunlu bir hale gelmiştir. Türkiye AB’ye üye olmadığı için Gümrük Birliği için alınan kararlarda da söz hakkına sahip değildir. Böyle bir durumda AB nasıl bir karar alırsa Türkiye o karara riayet etmek durumunda kalmaktadır.

Sonuç olarak, Brüksel’de gerçekleştirilen Zirve’den çıkan kararlar her ne kadar Türkiye – AB ilişkilerini nispeten ılımlı bir hale getirse de, Kıbrıs konusundaki iki toplumlu federasyon önerisi, artık sürüncemeden çıkamayan Gümrük Birliği güncellemeleri ve Suriyeli sığınmacılar konusunda öngörülen destek paketi hususundaki asimetrik tutum Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasındaki gibi gereken adımları atmaktan uzak olarak nitelendirilebilir. 

 

 

*Fotoğraf: https://tr.sputniknews.com/avrupa/202007171042474783-salgindan-bu-yana-ilk-kez-bir-aradalar-ab-liderler-zirvesi-basladi/

 

[1] “No: 226, 25 Haziran 2021, 24-25 Haziran 2021 tarihli AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Kabul Edilen Kararlar Hk.,” mfa.gov.tr, 25 Haziran 2021, https://www.mfa.gov.tr/no_-226_-24-25-haziran-2021-tarihli-ab-devlet-ve-hukumet-baskanlari-zirvesi-nde-kabul-edilen-kararlar-hk.tr.mfa.

[2] “European Counicl conclusions on external relations, 24 June 2021,” consilium.europa.eu, 25 Haziran 2021, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2021/06/25/european-council-conclusions-on-external-relations-24-june-2021/.

[3] “GKRY’den AB’ye Türkiye’nin Aday Statüsünü İptal Etmesi Yönünde Çağrı”, avim.org.tr, 10 Haziran 2021, https://avim.org.tr/tr/Yorum/GKRY-DEN-AB-YE-TURKIYE-NIN-ADAY-STATUSUNU-IPTAL-ETMESI-YONUNDE-CAGRI

[4] “AB Liderleri Türkiye’yi Konuştu,” cnnturk.com, 25 Haziran 2021, https://www.cnnturk.com/video/dunya/ab-liderleri-turkiyeyi-konustu.

[5] “State aid: Commission approves €30 million Greek guarentee scheme to support SMEs active in the construction sector affected by coronavirus outbreak,” ec.europa.eu, 14 Haziran 2021, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/mex_21_2983.

[6] “Brussels greenlights Italy’s €191,5 billion COVID-18 recovery plan,” euronews.com, 23 Haziran 2021, https://www.euronews.com/2021/06/22/brussels-greenlights-italy-s-191-5-billion-covid-19-recovery-plan.

[7] AVİM, "Batı Balkanlar" terimini ayrılıkçı siyasi bir terminoloji olarak değerlendirmekte ve bölgeye ilişkin coğrafi ve tarihsel "Balkanlar" tanımlamasının kullanılmasında ısrar etmektedir.

[8] “Türkiye’nin ‘Yenilikçi Diplomasi’ Atılımı: Antalya Diplomasi Forumu,” avim.org.tr, 24 Haziran 2021, https://avim.org.tr/tr/Analiz/TURKIYE-NIN-YENILIKCI-DIPLOMASI-ATILIMI-ANTALYA-DIPLOMASI-FORUMU.


© 2009-2021 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.