
13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleştirileen 62. Münih Güvenlik Konferansı için bu yıl hazırlanan “Yıkım Altında” başlıklı rapor hakkında bilgi sunan yorum yazımızda, sözkonusu raporda esas olarak İkinci Dünya Savaşı ertesinde oluşturulan kurallara bağlı olduğu iddia edilen uluslararası düzenin yıkım altında olduğu temasının işlendiği ve bu yıkıma yol açan sürecin temel sorumlusunun ABD Başkanı Trump ve onun destekçilerinin olduğunun öne sürüldüğü belirtilmişti. Raporda, ABD’nin artık bu düzeni korumak ve düzene karşı çıkan güçlere karşı düzeltici politikalar izlemek yerine kendisinin düzeni yıkmaya yöneldiği görüşünün öne sürüldüğüne dikkat çekilmişti.[1]
Konferans’ta yapılan konuşmalara, dile getirilen görüşlere bir bütün halinde bakıldığında, Konferans’ın, genel hatları itibariyle kurallara dayalı uluslararası düzenin mevcut durumu hakkındaki çelişkili anlatılarla şekillendiğini söylemek mümkündür. Bazı anlatılara göre düzen hasar görmüş veya tamamen bozulmuşken, diğer bazı anlatılara göre ise bu düzen belirli ölçüde hasar görmüş olmaka birlikte, eski temeli üzerinde yeniden yapılandırılması imkanları mevcuttur. Hatta bu konuda çalışmaların yapıldığı bir dönemden geçilmektedir. Bu görüşü öne sürenlere göre, özellikle Avrupa kıtasında, kıymetli değerleri ve kuralları korumak, yaşatmak için savunma hatları oluşturmak ve küresel yönetişimdeki boşlukların en azından bir kısmını doldurmak, Atlantik-Avrupa ekseninin bütünüyle çökmesine meydan vermeden ve ABD’den kopmadan yeni koalisyonlar oluşturmak imkanı mevcuttur.
Mevcut uluslararı düzen konusundaki en kapsamlı, açık sözlü ve cesur görüşün Konferans’ın açılış konuşmasını yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından dile getirildiğini söyleyebiliriz. Merz, Konferans raporunun “Yıkım Altında” başlığını şu şekilde eleştirel bir dille yorumlamıştır.
“Bu konferansın kasvetli bir başlığı var: Yıkım Altında. Bu başlık, haklar ve kurallar üzerine kurulu uluslararası düzenin yıkılma sürecinde olduğunu ima ediyor gibi görünüyor. Korkarım ki bunu daha da açık bir şekilde ifade etmeliyiz: En iyi zamanlarda bile ne kadar kusurlu olsa da, bu düzen artık mevcut değil,” [2]
Başbakan Merz konuşmasında, büyük güç politikalarıyla karakterize edilen bir çağa adım atıldığını, Avrupalılar olarak ilk görevlerinin bu gerçeği tanımak ve “yeni çağa hazırlık yapmak” olduğunu, büyük güçler çağında Avrupa'nın özgürlüğünün tehlikede olduğunu, bu özgürlüğü korumak için kararlılık ve iradenin yanı sıra yeni bir rota belirleme, değişme ve fedakarlık yapılmasının gerektiğini, Avrupa'nın bu amaçla bir özgürlük programına ihtiyacı olduğunu, Avrupa’nın NATO içinde egemen ve güçlü bir grup olması gerektiğini , transatlantik ilişkilerin canlandırılması ve küresel ortaklarla güçlü bir ağ kurulması gerektiğini belirtmiş, “haklar ve kurallara dayalı uluslararası düzen artık mevcut değil” şeklinde vurgulamada bulunmuştur.
Başbakan Merz’in konuşmasının, Türkiye açısından en ilgi çekici yönlerinden birisi, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde güvenliğini, özgürlüğünü sağlamak için neler yapması gerektiğine dair görüşlerini açıkladığı bölümdür. Konferans raporunda Avrupa’nın önümüzdeki dönemde özellikle Hint-Pasifik bölgesiyle işbirliğine gitmesi ihtiyacı kuvvetli biçimde vurgulanır, bu ihtiyaç için ayrı bir bölüm ayrılırken, Türkiye’nin ismine bir kelime ile olsun değinilmemiştir. Buna karşılık Başbakan Merz konuşmasında Türkiye ile de ilgili olarak aşağıdaki dikkat çekici görüşü dile getirmiştir.
“Avrupa entegrasyonu ve transatlantik ortaklık bizim için ne kadar önemli olursa olsun, özgürlüğümüzü korumak için artık yeterli olmayacaklar. Ortaklık burada mutlak bir terim değildir. Bir ortaklık, tüm değerler ve çıkarlar konusunda tam bir anlaşma gerektirmez. Bu, bu günlerin, haftaların ve ayların derslerinden biridir.Tüm endişelerimizi paylaşmadığımız, ancak önemli ortak endişelerimiz olan yeni ortaklarla yakınlaşıyoruz. Bu, bağımlılıkları ve riskleri önlerken, her iki taraf için de seçenekler ve fırsatlar açar. Özgürlüğümüzü korur. Kanada, Japonya, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Körfez ülkeleri ve diğer ülkeler burada kilit rol oynayacak. Karşılıklı saygı ruhuyla ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmak istiyoruz... En büyük gücümüz, hukuk ve kurallara dayalı, saygı ve güven üzerine kurulu ve özgürlüğün gücüne inanan ortaklıklar, ittifaklar ve örgütler kurma yeteneğimizdir.”
Konferansın, şüphesiz, en fazla ilgi ile beklenen konuşmasında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ABD Başkan Yardımcısı J.V: Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı'nda Avrupa ülkelerine yönelik, kaba olarak nitelendirilebilecek oldukça sert, transatlantik ilişkilerinde soğukluğa neden olan abartılı eleştirilerinden üslüp olarak farklı bir yol izlediğini, ABD’nin Avrupa’ya yönelik eleştirilerini “şekerle kaplı acı eleştiri“ biçiminde, görünüşte nispeten yumuşak bir tonda dile getirdiğini söyleyebiliriz.
ABD Dışişleri Bakanı konuşmasında Amerika ve Avrupa'nın ortak köklere ve ortak bir kadere sahip olduğunu ancak ekonomik ve kültürel anlamda yaşanan düşüşün tersine çevrilmesi gerektiğini, Avrupa’nın Batı'yı kurtarmak için medeniyet arayışında Vashington ile birlikte çalışması lazım geldiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda Rubion’un konuşmasının en dikkat çekici yönlerinden birinin Hristiyanlığın Batı medeniyetinin özünü oluşturduğuna dair kapsamlı değerlendirmeleri olduğunu söylemek mümkündür. Rubio’nun bu yönde belirttiği hususlardan kısa birer bölüm aşağıda sunulmaktadır:
“Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa için, birlikte olmalıyız. Amerika 250 yıl önce kuruldu, ancak kökleri çok daha önce bu kıtada atıldı. Doğduğum ülkeyi kuran ve yerleşen adam, atalarının hatıralarını, geleneklerini ve Hristiyan inancını kutsal bir miras, eski dünya ile yeni dünya arasında kırılmaz bir bağ olarak kıyılarımıza taşıdı.Biz tek bir medeniyetin – Batı medeniyetinin – parçasıyız. Yüzyıllarca süren ortak tarih, Hristiyan inancı, kültür, miras, dil, atalar ve atalarımızın ortak medeniyet için birlikte yaptığı fedakarlıklarla şekillenen, ulusların paylaşabileceği en derin bağlarla birbirimize bağlıyız. İşte bu yüzden biz Amerikalılar bazen tavsiyelerimizde biraz doğrudan ve aceleci görünebiliriz. İşte bu yüzden Başkan Trump, Avrupa'daki dostlarımızdan ciddiyet ve karşılıklılık talep ediyor. Bunun nedeni, dostlarım, [Avrupa’yı] derinden önemsiyoruz. Geleceğiniz ve bizim geleceğimiz için derinden önemsiyoruz. Bu, sadece ekonomik veya askeri olarak değil, manevi ve kültürel olarak da bağlı olduğumuz bir Avrupa'ya duyduğumuz derin endişeden kaynaklanıyor. Avrupa'nın güçlü olmasını istiyoruz Avrupa'nın hayatta kalması gerektiğine inanıyoruz, çünkü geçen yüzyılın iki büyük savaşı, nihayetinde kaderimizin sizinkiyle iç içe olduğunu ve her zaman da öyle olacağını bize tarihin sürekli hatırlatıyor; çünkü biliyoruz ki Avrupa'nın kaderi asla bizimkinden bağımsız olmayacak ... Ve bu yüzden müttefiklerimizin zayıf olmasını istemiyoruz, çünkü bu bizi daha zayıf kılar. Kendilerini savunabilecek müttefikler istiyoruz ... müttefiklerimizin suçluluk ve utançla zincirlenmesini istemiyoruz. Kültürleriyle ve miraslarıyla gurur duyan, aynı büyük ve asil medeniyetin mirasçıları olduğumuzu anlayan ve bizimle birlikte onu savunmaya istekli ve yetenekli müttefikler istiyoruz.”[3]
ABD Dışişleri Bakanı konuşmasında bu hususları belirtmenin yanısıra, müttefiklerinin bozuk statükoyu rasyonelleştirmesini değil, onu düzeltmek için gerekenlerle yüzleşmesini istediklerini, Batı’nın gerilemesinin kibar ve düzenli bakıcısı olarak kalmayı da arzulamadıklarını, insanlık tarihinin en büyük medeniyetinin yenilenmesi gerektiğine inandıklarını da oldukça açık biçimde dile getirmiştir. İstedikleri ittifakın, iklim değişikliği korkusu, savaş korkusu, teknoloji korkusu gibi korkularla hareketsizliğe sürüklenmemiş bir ittifak olduğunu, geleceğe cesurca ilerleyen bir ittifak istediklerini belirtmiştir. Kısacası, Rubio, ABD’nin Avrupa’dan, AB’den NATO İttifakından taleplerini sözünü sakınmadan , ancak mümkün mertebe incitici olmayacak şekilde ve Avrupa’nın gururunu okşayacak hususlara da değinerek ortaya koymuştur.
Diğer önde gelen konuşmacılardan İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in konuşmasında özellikle Ukrayna’daki durum ve Rusya’nın Avrupa’ya yönelik tehdin ön plana aldığı ve Rusya’ya karşı birlik içinde hareket edilmesi gereğini önemle vurguladığı görülmektedir. Başbakan Starmer, uluslararası düzenin çöküşü söylemine ihtiyatlı biçimde yaklaşmış, “Avrupa olmadan İngiliz güvenliği, İngiltere olmadan da Avrupa güvenliği olamayacağını,” Avrupa güvenliği için ABD’nin vazgeçilmez bir güç olmaya devam ettiğini, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin, Avrupa'nın kendi savunmasından öncelikli olarak sorumlu olması gerektiğini açıkça belirtmesinin yeni bir anlayış ortaya koyduğunu, dünyanın temelden değiştiğine, ortak değerleri ve hukukun üstünlüğünü korumak için yeni yollar bulunması gerektiği görüşüne katıldığını, ancak bu ihtiyaca cevap aranırken son 80 yıldır Batıyı ayakta tutan şeylerin göz ardı edilemeyeceğini vurgulamıştır. İngiltere Başbakanı, bu durumun “bir yıkım anı olarak” değerlendirilebileceğini, ancak bu anı. “bir kopuş anı yerine, radikal bir yenilenme anı” olarak değerlendirmek gerektiğini söylemiştir.
Kein Starmer’in konuşmasında dikkat çeken önemli bir husus nükleer güçlere ilişkin ifadeleridir. Starmeir, bu bağlamda şu hususları dile getirmiştir:
“Fransa ile nükleer iş birliğimizi güçlendiriyoruz. On yıllardır İngiltere, tüm NATO üyelerini korumak için caydırıcılığını ortaya koyan Avrupa'daki tek nükleer güç olmuştur. Ancak şimdi herhangi bir düşman, bir kriz anında birleşik gücümüzle karşı karşıya kalabileceğini bilmelidir. Bu, birlikte çalışmamızın ne kadar hayati önem taşıdığını şüphe götürmez bir şekilde gösteriyor. Bu nedenle, AB ile daha neler yapabileceğimizi de ele almalıyız.”[4]
İngiltere Başbakanı. ayrıca, savunma, teknoloji ve yapay zeka alanlarındaki liderliklerini Avrupa ile bir araya getirerek kıtanın genelinde ortak bir sanayi tabanı oluşturmak, savunma üretimlerini hızlandırmak istediklerini, bu amaçla Almanya ve Fransa ile E3'te bunu yaptıklarını, “özellikle İtalya ve Polonya'nın yanı sıra Norveç, Kanada ve Türkiye ile de yakın iş birliği içinde çalıştıklarını” ifade etmiştir.
Nükleer güçlerin işbirliğine Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron de Konferans’taki konuşmasında değinmiş, nükleer caydırıcılığı yeniden tanımlamaları gerektiğini, bu konuda birkaç hafta içinde detaylandıracağı stratejik bir diyalog başlattıklarını belirtmiştir. Macron konuşmasını takiben yapılan soru-cevap bölümünde yöneltilen bir soruyu, da “Ayrıca, nükleer güç olan Birleşik Krallık ile de özel bir diyaloğumuz olduğunu belirtmek isterim ve birkaç ay önce Northwood'da bu işbirliğinde ilerlemeyi öngören yeni bir anlaşmayı sonuçlandırdık ... İsveç ile de [bu konuda] çok özel bir görüşmemiz var, ancak seçici bir yaklaşımla.” şeklinde cevaplamıştır.[5]
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise konferanstaki konuşmasında, beklenebileceği üzere, kendi bakış açılarıyla Avrupa olarak nitelendirdiği Avrupa Birliği’nin bağımsız bir güç olması gereği üzerinde durmuştur. Komisyon Başkanı, sadece AB’den ibaret olduğunu varsaydığı bağımsız bir Avrupa’nın güçlü bir Avrupa olacağını, güçlü bir Avrupa’nın daha güçlü bir transatlantik ittifakı doğuracağını, bunun için Avrupa'nın bağımsızlık planına odaklanmak gerektiğini, Avrupa'nın güvenliğinin her zaman birincil sorumluluk olarak görülmesi gerektiğini, Avrupa'nın harekete geçmesi ve sorumluluğunu üstlenmesi lazım geldiğini, bu bağlamda yeni bir Avrupa Güvenlik Stratejisine ihtiyaç bulunduğunu, bu stratejinin oluşturulması için tüm politika araçlarının kullanım şeklinin acilen yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç bulunduğunu, Avrupa'nın “müşterek savunma maddesini” hayata geçirme zamanının geldiğine inandığını. müşterek savunmanın AB için isteğe bağlı bir şey değil, AB Antlaşması’nın 44 (7) maddesinde yeralan bir yükümlülük olduğunu belirtmiştir.
Nihai tespitler
Konferans’a yön veren konuşmalar ve tartışmalar bir bütün halinde değerlendirildiğinde, İkinci Dünya Savaşı ertesinde Batı dünyasının ABD’nin liderliğinde oluşturduğu, Avrupalı güçlerin ve esas olarak Avrupa Birliği’nin kendi öncelikleri çerçevesinde “kurallara dayanan uluslararası düzen” olarak isimlendirdiği ve tüm dünyaya empoze etmeye çalıştığı , özünde ciddi ölçüde çifte standartlar barındırması nedeniyle esasında çarpık bir karaktere sahip olan düzenin mevcut ABD Yönetiminin eleştirileri ve bu düzenden desteğini şimdilik çekmesi nedeniyle temelinden sarsıldığını ve ciddi bir çöküş sürecinin içine girdiğini söylemek mümkün görünmektedir.
Merz’in konuşması, Almanya’nın geçmişte ısrarla savunduğu liberal demokratik değerlerin vazgeçilmezliği söylemiyle kıyaslandığında, ikircikli bir yaklaşıma işaret etmektedir; zira Merz, retorikte özgürlük ve hukukun üstünlüğünü öne çıkarırken, pratikte güç siyaseti, askerî kapasite ve jeostratejik özerklik vurgusunu belirgin biçimde öne alarak Almanya’nın geleneksel liberal‑normatif çizgisinden anlamlı bir sapmaya gitmektedir.
Mevcut gelişmeler uluslararası düzen bakımından bir “fetret devrine” girildiğine işaret etmektedir. Diğer bir deyişle yeni bir dünya düzensizliği döneminin kapısı açılmıştır. Bu dönemde AB’nin, kurumsal olarak kendini Avrupa olarak nitelendirerek, kıtanın tek temsilcisi gibi davranmaya çalıştığı, kendi dışındaki Avrupa ülkelerini dışlayabilecek bir tutum takındığı, AB ülkeleri dışında sadece eski üyesi İngiltere ile işbirliği içinde hareket etmek eğiliminde olduğu görülmektedir. Diğer taraftan Almanya’nın başını çekmesi olası olan AB içindeki bir grubun ve İngiltere’nin yeni uluslararası düzen oluşturulması bağlamında küresel sorunları çözme çabalarını güçlendirmeye ve yeniden şekillendirmeye istekli olanları bir araya getirebilecek yeni koalisyonları ve formatları oluşturma imkanlarını araştırmaya istekli oldukları mesajını verdikleri dikkat çekmektedir.
İlk bakışta Türkiye’yi önemsiyormuş izlenimi yaratan yeni koalisyonlar oluşturma yaklaşımını, NATO İttifakının en önde gelen üyelerinden biri olan, yıllardır AB üyeliği için oyalanan Türkiye’yi Avrupa’nın parçası olarak görmeyen, Türkiye’yi dolaylı olarak Avrupa dışında sayan bir yaklaşım olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle, Türkiye’yi Avrupa dışında işbirliği yapılabilecek ülkeler grubu içinde gören yaklaşıma da ziyadesiyle ihtiyatlı biçimde yaklaşılmasının, sözkonusu yaklaşımın “şekerle kaplanmış” dolaylı bir dışlama şeklinde değerlendirilmesinin, dünya düzeni bağlamındaki önümüzdeki olası “fetret döneminde” Türkiye’nin “stratejik özerkliğini” güçlendirecek politikalar izlenmesine devam edilmesinin isabetli olacağı düşünülmektedir.
* Resim: BBC
[1] Teoman Ertuğrul Tulun. Kurallara Dayaliı UluslararasiıDüzen Efsanesi Yıkım Altında. Yorum No : 2026 / 13. 12.02.2026, https://avim.org.tr/tr/Yorum/KURALLARA-DAYALI-ULUSLARARASI-DUZEN-EFSANESI-YIKIM-ALTINDA-1
[2] SPEECH BY FEDERAL CHANCELLOR MERZ AT THE MUNİCH SECURİTY CONFERENCE 2026 https://www.bundesregierung.de/breg-en/federal-government/speech-chancellor-msc-2407256
[3] SECRETARY OF STATE MARCO RUBİO AT THE MUNİCH SECURİTY CONFERENCE REMARKS (https://www.state.gov/releases/office-of-the-spokesperson/2026/02/secretary-of-state-marco-rubio-at-the-munich-security-conference/
[4] PM speech during the Munich Security Conference: 14 February 2026. Prime Minister Keir Starmer gave a speech during the Munich Security Conference https://www.gov.uk/government/speeches/pm-speech-during-the-munich-security-conference-14-february
[5] 13 février 2026 - Seul le prononcé fait foi Discours du Président de la République lors de la 62e Conférence de Munich sur la Sécurité. https://www.elysee.fr/emmanuel-macron/2026/02/13/conference-de-munich-sur-la-securite-en-allemagne
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
DÖNÜM NOKTASINDA: TÜRKİYE VE KARADENİZ DÜZENİ İÇİN VERİLEN MÜCADELE
Teoman Ertuğrul TULUN 31.10.2025 -
YUNANİSTAN DIŞİŞLERİ BAKANI DENDİAS DOĞU EGE ADALARI VE ONİKİ ADALAR'IN ASKERDEN ARINDIRILMIŞ STATÜSÜNÜ KABUL ETTİ
Teoman Ertuğrul TULUN 24.03.2022 -
BALKANLARDA YENİDEN SİLAHLI ÇATIŞMA HAYALETİ DOLAŞIYOR
Teoman Ertuğrul TULUN 14.02.2017 -
KARADENİZ’İN HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA GÜVEN VE GÜVENLİK ARTIRICI ÖNLEMLERE GEREKSİNİMİ VAR
Teoman Ertuğrul TULUN 16.11.2018 -
DEĞİŞEN PARADİGMALAR - AGİT BÖLGESİNDE SEÇİM MÜDAHALESİ VE DEMOKRATİK DÜRÜSTLÜK
Teoman Ertuğrul TULUN 14.03.2025
-
ÇİN’İN BATI ASYA’DA ARTAN ETKİNLİĞİ BAĞLAMINDA İRAN’IN BÖLGESEL GİRİŞİMLERİ
Bekir Caner ŞAFAK 08.05.2025 -
AVRUPA’DA YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK VE AYAKTA KALMAYA ÇALIŞAN SOSYAL DEMOKRATLAR
Hazel ÇAĞAN ELBİR 02.02.2017 -
“KRİZ YÖNETİCİSİNİN” MİRASI: MERKEL VE BALKANLAR
Teoman Ertuğrul TULUN 24.10.2021 -
BM GENEL KURULU HOLOKOST’UN İNKARINI REDDEDİP KINADI VE REDDİNİN ULUSLARARASI HUKUKİ TEMELİNİ HATIRLATTI
Teoman Ertuğrul TULUN 15.02.2022 -
BALKANLAR 2016: BELİRSİZLİK İÇİNDE BÜTÜNLEŞME ARAYIŞLARI
Teoman Ertuğrul TULUN 09.01.2017
-
25.01.2016
THE ARMENIAN QUESTION - BASIC KNOWLEDGE AND DOCUMENTATION -
12.06.2024
THE TRUTH WILL OUT -
27.03.2023
RADİKAL ERMENİ UNSURLARCA GERÇEKLEŞTİRİLEN MEZALİMLER VE VANDALİZM -
17.03.2023
PATRIOTISM PERVERTED -
23.02.2023
MEN ARE LIKE THAT -
03.02.2023
BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTININ YAŞANAN TARİHİ -
16.12.2022
INTERNATIONAL SCHOLARS ON THE EVENTS OF 1915 -
07.12.2022
FAKE PHOTOS AND THE ARMENIAN PROPAGANDA -
07.12.2022
ERMENİ PROPAGANDASI VE SAHTE RESİMLER -
01.01.2022
A Letter From Japan - Strategically Mum: The Silence of the Armenians -
01.01.2022
Japonya'dan Bir Mektup - Stratejik Suskunluk: Ermenilerin Sessizliği -
03.06.2020
Anastas Mikoyan: Confessions of an Armenian Bolshevik -
08.04.2020
Sovyet Sonrası Ukrayna’da Devlet, Toplum ve Siyaset - Değişen Dinamikler, Dönüşen Kimlikler -
12.06.2018
Ermeni Sorunuyla İlgili İngiliz Belgeleri (1912-1923) - British Documents on Armenian Question (1912-1923) -
02.12.2016
Turkish-Russian Academics: A Historical Study on the Caucasus -
01.07.2016
Gürcistan'daki Müslüman Topluluklar: Azınlık Hakları, Kimlik, Siyaset -
10.03.2016
Armenian Diaspora: Diaspora, State and the Imagination of the Republic of Armenia -
24.01.2016
ERMENİ SORUNU - TEMEL BİLGİ VE BELGELER (2. BASKI)
-
AVİM Konferans Salonu 17.02.2026
“BREST-LİTOVSK ANTLAŞMASI VE TÜRKİYE-SOVYETLER BİRLİĞİ VE ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNE ETKİSİ” BAŞLIKLI KONFERANS
