Uluslararası Suçlar ve Tarih / International Crimes and History - Sayı / Issue: 17

Uluslararası Suçlar ve Tarih / International Crimes and History

Sayı : 17
Yıl : 2016
Fiyat : 17.00 TL

Editörün Notu

Balkanlar, tarih boyunca farklı göç yollarının kesiştiği bir coğrafya
olmuş, pek çok kavim bu topraklara izini bırakmıştır. Yolu
Balkanlar’dan geçen kavimler, bazen buradaki halkları yerlerinden
etmiş, içinde eritmiş veya kendileri bunların içinde erimiş ve bu
süreçlerin bir sonucu olarak farklı etno-ulusal ve etno-dinsel kimlikler
oluşmuştur. Bu yoğun, yüzyıllar süren, devamlı, rastlantısal ve karşılıklı
etkileşim sonucunda, Balkanlar dünyada etnik çeşitliliğin en fazla
olduğu coğrafyalardan biri haline gelmiştir.


Nüfus hareketleri ve topluluklar arası ilişkiler dış etkenlerden bağımsız
bir şekilde gerçekleşmemektedir. Bunlar, sosyo-politik bağlamdan hem
etkilenmekte hem de bu bağlamın oluşmasına neden olmaktadır. 15. ve
19. yüzyıllar arasında, bahse konu nüfus hareketleri ve toplumlar
arasında ilişkiler imparatorluklar bağlamında, özellikle de Osmanlı
İmparatorluğu’nun yönetimi altında şekillenen bir ortamda yaşanmıştır.
19. yüzyılın başından itibaren, imparatorluklar dağılmaya ve yerlerini
yeni ve özgün politik oluşumlar olan ulus-devletlere bırakmaya
başlamıştır. Yaklaşık bir yüz yıl içerisinde, Balkanlar’ın sosyal,
ekonomik ve politik yapısı çarpıcı bir biçimde değişmiştir. Bu süre
zarfında, anlaşmazlıklar ve çatışmalar yarımadanın etno-demografik
yapısını önemli ölçüde değiştirmiş ve çeşitli şekillerde yaşanan gönüllü
veya zorunlu göçlere yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve
sonrasındaki Soğuk Savaş döneminde de daha küçük çaplarda da nüfus
hareketleri yaşanmıştır. Soğuk Savaş sonrasında meydana gelen amansız
etnik çatışmalar, katliamlar, gönüllü veya zorunlu göçler de,
Balkanlar’ın nüfus yapısının değişmesine neden olmuştur. Günümüzde
Balkanlar, Orta Doğu’dan (özellikle Suriye’den) gelen büyük göç
dalgasının geçiş güzergâhında yer almaktadır. Bunun bir sonucu olarak,
Balkanlar trajik görüntülerin sahnelendiği bir coğrafya haline gelmiştir.

Uluslararası Suçlar ve Tarih dergisinin 17. sayısı karmaşık siyasal ve
toplumsal dinamiklerin halen hakim olduğu bu coğrafyaya
odaklanmaktadır.


Ali Asker ve Merve Özel Özcan’ın kaleme aldıkları Panslavizmin Çarlık
Rusyası’nın ve Sovyetler Birliği’nin Balkan Politikaları Üzerindeki
Etkisi başlıklı çalışma Rus düşünce tarihinde önemli akımlardan biri
olan Panslavizm’i irdelemektedir. Panslavizm akımının tarihsel gelişim
süreci, dönüşümü, etki ve sonuçları ele alan çalışma, bu düşünce
akımının Balkanlara yönelik Rus dış politikasındaki ve çağdaş Rus
milliyetçiliği içindeki yeri ve işlevleri hakkında tarihsel bir incelemeyi
okuyucuya sunmaktadır.


Cengiz Haksöz’ün The Making of the Rhodopean Borders and
Constructıon of the Pomak Identities in the Balkans (Rodoplar Sınırının
Oluşumu ve Balkanlar’da Pomak Kimliğinin İnşası) başlıklı çalışması
Slavca konuşan Müslüman bir topluluk olan Pomakların, kimlik oluşum
süreçlerini Bulgar, Yunan ve Türk ulus kurma süreçleri ile ilişkiselliği
içerisinde incelemektedir. Bu çerçevede Haksöz, Rodoplardaki sınırların
oluşturulması ve bu sınır oluşumunun Bulgaristan, Yunanistan ve
Türkiye’deki Pomakların kimlik inşa süreçlerini nasıl şekillendirdiği
üzerinde durmaktadır.


1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın dağılma süreci, büyük insani dramlara
sebep olan çatışmaların ve katliamların yaşandığı çok trajik bir dönem
olmuştur. Öncesinde bir arada veya yan yana yaşayan toplulukların bu
şekilde yıkıcı ve kanlı mücadelelerin içine girmeleri incelenmesi ve
dersler çıkartılması gereken bir tarihsel süreçtir. İbrahim Fevzi Güven,
Yugoslavya’nın Dağılması Bağlamında Josip Broz Tito ve Slobodan
Miloseviç’in Söylem ve Politikalarının İncelenmesi başlıklı makalesinde
Yugoslavya’nın iki lideri, Tito ve Miloseviç’in tutum ve politikalarını
karşılaştırarak, Yugoslavya’nın dağılma süreci ele almakta, iki liderin
farklı ideoloji ve politikalarının Yugoslavya’nın kaderini nasıl
etkilediğini incelemektedir.


Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, NATO’nun Kosova müdahalesinden sonra
yaşanan en büyük uluslararası hukuk ve dış politika sorunlarından
birinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Rusya, yürüttüğü işgal
politikasını, NATO’nun Kosova müdahalesini örnek göstererek
meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Abdullah Tunç ve Hamdi Fırat Büyük,
Kosova ve Kırım Vakalarının Uluslararası Hukuk Perspektifinden
Karşılaştırmalı Bir Analizi başlıklı çalışmalarında, Kosova müdahalesi
ve Kırım’ın işgalini, uluslararası hukuk başta olmak üzere tarihi,
demografik ve siyasi yönleriyle ele almakta ve iki olayın benzer ve farklı
yönlerini analiz etmektedirler. Tunç ve Büyük, bu analizleri sonucunda
iki olay arasında var olan temel farklılıkları ortaya koymakta ve Kosova
örneğinin Kırım’ın ilhakına emsal olamayacağını göstermektedirler.


Balkanlar üzerine odaklanan bu çalışmaların yanında, Uluslararası
Suçlar ve Tarih dergisinin bu sayısında yer alan Teoman Ertuğrul
Tulun’un The Fabricated Pontus Narrative and Hate Speech (Üretilmiş
Pontus Anlatısı ve Nefret Söylemi) başlıklı çalışması, 1980’li yılların
sonlarından bu yana dile getirilmeye başlanmış olan “Pontus Rum
Soykırımı” anlatısını ele almaktadır. Yunan ve Türk kaynakların
karşılaştırmalı incelemesine dayanan bu çalışma, “Pontus Rum
Soykırımı” anlatısına içsel olan nefret söyleminin unsurlarına da işaret
etmektedir.


Son olarak, Şükrü Elekdağ’ın Karadeniz havzasında önemli jeopolitik
gelişmelerin yaşandığı günümüzde, Montrö Sözleşmesi’nin karşılaştığı
güvenlik sorunlarına değinen ve bu sözleşmenin fesih ve tadili
durumunda Türkiye’nin karşılaşabileceği olasılıkları inceleyen 81.
Yılında Montrö Sözleşmesi’nin Karşılaştığı Güvenlik Sorunları ve
Sözleşmenin Feshi ve Tadili İçin Girişimler Vukuunda Karşılaşılacak
Senaryoların Analizi başlıklı raporunu da bu sayımızda okuyuculara
sunarız.

İçindekiler
Yazarlar