BALKANLARDA İSTEKSİZ AB GENİŞLEMESİ - DAILY SABAH - 14.05.2018
Blog No : 2018 / 39
23.05.2018
Paylaş :
PDF İndir :



Daily Sabah (14 Mayıs 2018)

Teoman Ertuğrul Tulun*

 

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in çok kısa süre önce bir söyleşide (Hollanda günlük gazetesi Trouw’da yayımlanmıştır)  “Biz Avrupalılar bazen dünyanın patronu olduğumuzu düşünüyoruz”, ancak  “yer küresinin küçük ve zayıf bir parçası olduğumuzu unutuyoruz. Ekonomik güç kaybediyoruz. Küresel gayri safi gelirin yavaş şekilde fakat şüphesiz % 25’inden %16-18’ine düşüyoruz”, ve  “nüfus olarak kaybeden taraftayız” şeklinde beyanda bulunduğu bildirilmiştir. Juncker’in ayrıca, “kültürel olarak varlığımız sürüyor, ancak baskın değiliz. Bu nedenle ben her zaman burada herkesi açık biçimde daha mütevazı olmaya davet ediyorum. Dünyanın geri kalanını muhakkak dinlemeliyiz” şeklinde konuştuğu belirtilmektedir.

 

Juncker’in, Avrupa’nın azalmakta olan rolüne ve etkinliğine ilişkin oldukça iç karartıcı nitelendirmesinin izini, AB Komisyonu tarafından bir süre önce açıklanan “Batı Balkanlar” ile ilgili yükümlülüklerin yerine getirilmesine dair stratejide bulmak mümkündür. Strateji, AB’nin bölgedeki genişleme sürecini, AB’yi 2025 yılına kadar güçlendirmeye yönelik geniş kapsamlı stratejinin bir parçası olarak görmektedir. Bu bağlamda AB Komisyonu önce Şubat 2018’de  “AB’nin Batı Balkanlar ile ilgili genişletilmiş sorumlulukları için güvenilir bir genişleme perspektifi” başlığı altında bir strateji kabul etmiştir. Bilahare 17 Nisan 2018 tarihinde Strasburg’da 28 üyeli AB Komiserler Koleji ( AB Komisyonu’nun tüm Komiserlerinin bir araya geldiği kurul) AB Konseyine, Arnavutluk ve -Yunanistan’ın ısrarı ile AB’nin benimsediği tuhaf tanımlama olan “eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti” terminolojisi kullanılarak- Makedonya ile üyelik müzakereleri başlatılması tavsiyesinde bulunmuştur. AB, Haziran 2003 Selanik AB Konseyi Zirvesi’nden beri “Batı Balkanlar” ile kâğıt üzerinde yoğun biçimde ilgilenmektedir. “Batı Balkanlar” terimi AB siyasetine yön verenler tarafından başlangıçta Balkan Yarımadasının Avrupa Birliği dışında kalan bölümünü tarif etmek için kullanılmıştır. Söz konusu terim, Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra oluşan yedi devleti (Bosna-Hersek, Arnavutluk, Hırvatistan, Kosova, Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Slovenya) içermektedir.

 

2003 Haziran ayında yapılan AB Selanik Zirvesi’ni takiben bütün “Batı Balkanlar” devletlerinin Avrupa Birliğine dahil edilmesi için taahhütte bulunulmuş ve o günden bu yana Slovenya (2004’te) ve Hırvatistan (2013’te) AB üyesi olmuşlardır. Bulgaristan ve Romanya gibi diğer diğer Balkan ülkeleri 2007’de AB üyesi haline gelmişlerdir. Esasında, AB’nin yapay “Batı Balkanlar” yaklaşımı Balkanların tarihsel bütünlüğünü göz ardı etmektedir. Benim bakış açıma göre bu terim, yanlış tasarımlandırmaya zemin hazırlayan yanlış bir isimlendirmedir. Bu yanlış isimlendirme ve yanlış tasarımlandırma AB siyasetine yön verenlere Balkanlar coğrafyasında Türkiye’yi marjinalize etme imkanı vermiştir. Genişleme süreci her ne kadar Türkiye’yi bütünüyle dışlamamakta ise de, “Batı Balkanlar” yaklaşımı Türkiye’yi diğer Balkan devletlerinden ayırmıştır. AB açıklamalarının analizi, “Doğu Balkanların” AB tarafından hiç bir zaman tanımlanmadığını ortaya koymaktadır. AB zihniyetinde “Doğu Balkanlar”, açık biçimde, “Batı Balkanlar” dışında geri kalandır; yani  “Doğu Balkanlar” Türkiye anlamına gelmektedir.

 

Söz konusu strateji, Batı Balkanların AB üyeliği beklentisinin “Birliğin kendi siyasi, güvenlik ekonomik çıkarlarına olduğu” hususunun altını çizmektedir. Strateji, bu şekildeki bir genişlemeyi “istikrarlı, kuvvetli ve birleşik Avrupa için jeo-stratejik bir yatırım “ olarak tarif etmektedir. AB Stratejisi, “Batı Balkan” ülkelerinin her birinin Avrupa yolunu açıklarken Karadağ ve Sırbistan’ı,  “süreçte halen önde gelenler” olarak nitelendirmektedir. Arnavutluk ve kendi taraflı terminolojilerine göre “eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti”, “Avrupa yolunda dikkat çekici ilerleme yapan, yerine getirdikleri yükümlüklere göre Komisyon’un katılma müzakereleri açılmasını teklif etmeye hazır olduğu”  ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır. Bosna-Hersek ile ilgili olarak strateji, “Komisyon’un, üyelik başvurusu için görüş hazırlamaya başlayacağını” beyan etmektedir. Kosova konusunda strateji, muğlak biçimde, Kosova’nın “ nesnel koşullar elverdiği zaman, İstikrar ve Ortaklık Anlaşmasının uygulanması ve Avrupa yolunda mesafe katetmek vasıtasıyla sürdürülebilir ilerleme sağlamak imkânına sahip olduğunu” belirtmektedir. Ayrıca,  Kosova’nın “ Sırbistan ile nihai normalleşme anlaşmasından büyük yarar sağlayacağı” vurgulanmaktadır.

 

Komisyon Yüksek Temsilcisi/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini, Genişleme Komiseri Johannes Hahn ile birlikte 17 Nisan 2018 tarihinde Strasburg’da Avrupa Parlamentosu’nda yıllık Genişleme Paketini sunmuştur. Adı geçenler,  Arnavutluk ve “eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti” ile katılım müzakerelerinin açılması hususunda AB Komisyonu’nun AB Konseyi’ne tavsiyede bulunduğunu açıklamışlardır. Komisyonu’nun kararını, sadece Makedonya ve Arnavutluk için değil, tüm “Batı Balkanlar” bölgesi için ileri doğru atılmış bir adım olarak nitelendirmişlerdir.

 

AB yakında gerçekleşecek Brexit ile karşı karşıyadır. Uluslararası basında “AB Doğu Avrupa’da Brexit’ten daha tehlikeli bir ayaklanma ile karşı karşıya şeklinde haberler yer almaktadır. AB Komisyonu Başkanı  Juncker’in açık biçimde belirttiği gibi, AB’nin uluslararası alanda etkisini kaybetmekte olduğunu söylemek mümkündür. AB’nin bu nedenle yeni kana ve nüfus azalmasını tersine çevirmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Böyle bir durumda AB Komisyonu’nun “Batı Balkanlara” yönelik genişleme sürecini ilerletme tercihi ve bölgenin daha az nüfusa sahip ülkeleri ile katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesi makul bir hareket olarak görülebilir. Bu bağlamda, Komisyonu’nun “Batı Balkanlarda” genişleme kararı ve tavsiyesi,  sadece “istikrarlı, kuvvetli ve birleşik Avrupa için jeo-stratejik bir yatırım” değil, AB’nin hayatiyetini artıracak bir tür can suyu gibi görünmektedir.

 

Komisyon’un bu yaklaşımı, AB Konseyi’nin onayını gerektirmektedir. Ancak, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 17 Nisan 2018 tarihinde Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşmasında, 28 üye ülke ciddi reformlar gerçekleştirinceye kadar AB’nin herhangi bir şekilde genişlemesi olasılığını dışlamıştır. Macron konuşmasında ilginç biçimde Balkan uluslarının Türkiye’ye veya Rusya’ya döndüklerini görmek istemediğini söylemiştir. Basında yer alan haberlere göre Balkan ülkelerini geçtiğimiz günlerde ziyaret eden AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, “Arnavutluk ve Makedonya’yı (AB) bloğun saflarına katmanın zor, fakat denemeye değer olduğunu” ifade etmiştir. Esasında Macron’un AB genişlemesi ile ilgili ifadeleri, AB’nin Balkanlar’daki isteksiz genişlemesinin muhtemelen zorlu ve daha ziyade umut vermeyen bir geleceğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu arada Macron’un, Balkan ülkelerinin neden yüzlerini Türkiye’ye dönmelerini istemediğini Türk kamuoyuna izah etmek borcu bulunmaktadır. Avrupa basın kaynakları ve AB yetkilileri şimdiye kadar Türkiye’nin Balkan ülkeleri ile ilgilenmesinin zararlarını açıklayamamışlardır (Türkiye’nin ilgisi şüphesiz yararlıdır.) Macron konuşmasında Türkiye’yi neden haksız biçimde hedefe koymak yolunu seçtiğini izah etmek durumundadır.

 

*Avrasya İncelemeleri Merkezi’nde (AVİM) Analist

**Fotoğraf: https://www.dailysabah.com

Bu yazı ilk olarak Daily Sabah’da İngilizce yayınlamıştır. Yazının orijinali için tıklayınız: https://www.dailysabah.com/op-ed/2018/05/14/half-hearted-eu-enlargement-in-the-balkans

 


© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.