TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE PSİKOLOJİK FAKTÖR - Halit GÜLŞEN
Blog No : 2010 / 26
-
24.03.2010
Paylaş :
PDF İndir :



Son dönemde Rusya-Azerbaycan ilişkilerinde yaşanan gelişmeler ve iki ülke arasında imzalanan gaz anlaşmaları dikkat çekmektedir. İki ülke arasında 2009 yılının son aylarında imzalanan anlaşma çerçevesinde Azerbaycan, 2010 yılında Rusya’ya satacağı gaz miktarını iki kat artırmış bulunmaktadır.1 Bu durum ilk olarak Nabucco Projesi’nin geleceği tehlikeye mi giriyor, sorusunu akıllara getirmiştir. Nitekim Nabucco Projesi’ne en fazla gaz sağlaması beklenen ülke Azerbaycan’dır. Nabucco Projesi’nin geçiş güzergâhı konusunda temel direği olan Türkiye’nin de bu durumdan olumsuz etkilenmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu konu ile ilgili belirtilmesi gereken bir başka nokta ise, Aliyev’in Türkiye’yi Nabucco sürecini sekteye uğratmakla suçlamış olmasıdır. Bu konuda Aliyev 2010 Şubat ayının ilk haftasında yaptığı bir açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır: “Nabucco projesi çerçevesinde Türkiye’nin bizim gaza verdiği fiyat bizi kesinlikle tatmin etmiyor. Türkiye’nin takındığı bu tutum karşısında bizim projenin ilerlemesi için katkıda bulunmamız söz konusu olamaz.”2 Bu noktada ilk olarak belirtilmesi gereken şudur ki, Nabucco Projesi’nin yavaşlatılması ya da hızlandırılması Türkiye’nin inisiyatifinde olan bir durum değildir. Türkiye’nin projeye yönelik tavrı nettir. Herkesin bildiği gibi, Nabucco Projesi’nin temel sorunu, hem gazı tedarik edecek ülkelerin hem de tedarik edilecek olan bu gazı alacak ülkelerin hala muğlâk olmasıdır.3 Bu noktada Azerbaycan tarafından Türkiye’nin projeyi yavaşlatmakla suçlanması manasız ve temelsizdir. Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye-Azerbaycan arasındaki gaz alışverişinde de yeni bir fiyat belirlemesine gidilmiştir. Azerbaycan, son dönemde sık sık Türkiye’nin Azerbaycan’a gaz için ödediği fiyatın çok düşük olduğunu gündeme getirmeye başlamıştı. Bu durumun sonucu olarak Türkiye bin metreküp gaz için Azerbaycan’a ödediği 120 dolarlık fiyatı, 300 dolara çıkartmıştır. Azerbaycan’ın Rusya ile doğalgaz anlaşması imzalamasını ve doğalgaz fiyatı konusunda Türkiye’den zam istemesini, tarafsız bir gözle bakıldığında kabul edilebilir bir gelişme olarak değerlendirmek mümkündür. Türkiye Rusya’dan aldığı doğalgaza bin metreküpü için 330 dolar öderken, Azerbaycan’a 120 dolar ödemesi ve bu noktada Azerbaycan’ın Türkiye’den gaz fiyatı konusunda zam istemesi normaldir. Ancak önemli olan nokta, fiyat artışı konusundaki talebin Aliyev tarafından Türkiye’yi eleştirir bir tarzda ve basın karşısında söylenmesidir. Bu durum, ister istemez Türk yetkililerin zihninde Azerbaycan yönetimine yönelik tereddütlerin oluşmasına yol açacaktır. Ancak tüm bu gelişmelerde dikkat çeken bir nokta bulunmaktadır. Gerek Azerbaycan’ın Rusya ile imzaladığı yeni gaz anlaşması gerekse Türkiye’ye yönelik gaz fiyatı ve Nabucco Projesi konusunda yaptığı eleştiriler, Türkiye-Ermenistan arasında yaşanan yakınlaşma sürecine paralel olarak gelişmiştir. Bu durum da akıllara Azerbaycan’ın söz konusu girişimlerinin, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına karşı bir hamle olup olmadığı sorusunu akıllara getirmektedir. Bu noktada, Azerbaycanlı yetkililerin yaptıkları bu açıklamaların arkasında Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının oluşturduğu olumsuz bir psikolojinin yattığı yönünde bir yorumda bulunmak mümkündür. Ancak bu noktada bir konunun altını çizmek gerekmektedir. Türkiye, Dağlık Karabağ Sorunu çözülmeden protokollerin işleme konulmasının söz konusu olmadığını birçok kez resmi ağızlardan dile getirmiştir. Ancak, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde gelişen sürece bakıldığında, bu açıklamaların Azerbaycan cephesini tatmin etmediği anlaşılmaktadır. Eğer Türkiye-Ermenistan arasındaki yakınlaşma süreci çerçevesinde imzalanan protokoller söz konusu olmasaydı, Azerbaycan Türkiye’ye doğal gaz fiyatı ve Nabucco Projesi konusunda bu tür sert eleştirilerde bulunur muydu, ya da, Rusya ile enerji konusunda yeni bir anlaşmayı kısa sürede uygulamaya koyar mıydı? İki ülke arasındaki ilişkilerin geldiği noktanın anlaşılabilmesi açısından, bu soruların cevabı oldukça önemlidir. Türkiye’de konu ile ilgilenen ya da olayları yalnızca haberlerden takip eden birçok kişi, Azerbaycan’ın bu girişimlerinin Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına bir tepki olarak ortaya çıktığını düşünmektedir. Elbette bu düşüncenin, en azından bu yönde soru işaretlerinin, Türkiye’deki politikacıların zihninde de oluşması kaçınılmazdır. Bu durumun, Türkiye-Azerbaycan arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkilemesi de kuvvetle muhtemeldir. Bu noktada insanlar zihinlerinde yer etmiş olan, “tek millet, iki devlet” kavramını da sorgulamaya başlayacaklardır. Bu noktada, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının Azerbaycanlı siyasiler üzerinde, Azerbaycan’ın son dönemde izlediği politikaların ise Türk siyasileri üzerinde olumsuz bir psikolojik etki yarattığı görülmektedir. Bu psikolojik etki iki tarafın yöneticilerinin de açıklamalarına yansımaktadır. Ancak Türkiye-Azerbaycan bu tür ilişkileri son derece önemlidir ve devlet yöneticileri bu tür duygusal etkilerden uzak kalarak ikili ilişkileri yürütmelidirler. Belki de bu noktada ilk yapılması gereken şudur: Türkiye ile Azerbaycan karşılıklı olarak ortak çıkarlarını belirlemelidir. Hangi konularda birlikte hareket edeceklerini net bir şekilde ortaya koymalıdırlar. Ortak bir paydada bulaşamadıkları konular üzerinde ise nasıl bir çözüm üretebileceklerini tartışmalıdırlar. Bu yönde atılacak adımlar, iki ülke ilişkilerinin daha sağlam temellere oturmasını sağlayacaktır.

© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.