ALMAN PARLAMENTOSU TÜRKİYE’Yİ SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMIYLA SUÇLAMAYA HAZIRLANIYOR (1) – MİLLİYET
Blog No : 2016 / 22
02.06.2016
Paylaş :
PDF İndir :



Milliyet, 22.05.2016

Almanya kendisine suç ortağı yaratıyor

 

20. yüzyılın en büyük soykırımını yapan Almanya kendine suç ortağı arıyor ve dost Türk milletini suçlayarak kendi kirli tarihini aklamak istiyor. Alman devlet politikasının hedefi: Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını dünyaya kabul ettirmek...

 

Alman Bild gazetesi 15 Mayıs tarihli nüshasında, Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller Partisi tarafından ortaklaşa hazırlanan ve 1915 olaylarının “soykırım” olarak nitelenmesini öngören bir karar tasarısının, Federal Meclis’in (Bundesgtag) 2 Haziran tarihli oturumunda kabul edileceğini bildirdi. Bu haberin ardından Alman basınında yer alan bilgi ve açıklamalar, tasarının kabul edileceğine kesin gözüyle bakıldığını gösteriyor. Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’in Der Taggesspiegel gazetesine, kendisinin de tasarıyı desteklediğini söylemesi, Merkel Hükümeti’nin Türkiye’yi Ermeni soykırımıyla suçlama hususunda kararlı olduğuna işaret ediyor.

Almanya bu kararlılığın ilk işaretini, geçen yıl Nisan ayında Federal Meclis’te gerçekleştirilen sözde “Ermeni Soykırımının 100. Yılını Anma” toplantısında, Meclis Başkanı Norbert Lammert’in, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlamasıyla vermişti. Onu takiben Cumhurbaşkanı Joachim Gauck da Berlin Katedrali’nde düzenlenen medyatik ayinde yaptığı konuşmada Türkiye’yi “Ermeni soykırımıyla” suçlamış, bunun da ötesinde Pontüs ve Süryani “soykırımlarını” da Türk milletinin sırtına yıkmaya yeltenmişti.

Bu konu bu yıl da parlamento gündeminden düşmemiş, muhalefette bulunan Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir’in girişimi ve Sol Parti’nin desteğiyle, sözde Ermeni soykırımının tanınmasını öngören bir karar tasarısı 25 Şubat 2016’da Federal Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmüştü. 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmesi hususunda iktidar ve muhalefet partileri arasında mutabakat sağlanmasına rağmen, 7 Mart 2016’da mülteciler konusunda toplanacak Türkiye-AB zirvesi üzerinde olumsuz etki yapacağı endişesiyle Türkiye’yi suçlayan bir karar alınmamıştı.

Mülteci meselesinde anlaşma sağlandıktan  hemensonra ise,bu mutabakatın Federal Meclis’e getirilmesinin siyasi ahlakla bağdaşır bir yönü olmadığı açıktır. Federal Meclis’te 1915 olayları konusunda ortak bir karar oluşturulmasının baş mimarı Cem Özdemir’dir. Cem Özdemir’in geçen yıl Erivan’ı ziyaret ederek Ermeni soykırım anıtına çelenk koyduğu ve Alman Hükümeti’ne “Almanya Ermenilere Türkler tarafından soykırım yapıldığını tanımalıdır” yolunda çağrıda bulunduğu anımsanacaktır. Sol Parti mensubu Federal Meclis üyesi Sevim Dağdelen de, aynen Özdemir gibi, Ermeni tezlerinin sözcülüğünü coşku ve iftiharla yapmaktadır.

Esasında, AİHM’nin Perinçek-İsviçre davasında vermiş olduğu karar ışığında, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlamak mümkün değildir. Şöyle ki: İsviçre mahkemeleri, Perinçek’i “inkârdan” suçlu bulurken, bunu, 1915 olaylarının hukuki vasıflandırılmasının “soykırım” olduğu hususunda uluslararası alanda bir “genel oydaşma [fikirbirliği] mevcut olduğu” inancına dayandırmışlardı.

AİHM’nin 2. Dairesi ise, bu görüşü şu nedenlerle reddetmiştir:

1) İsviçre siyasi otoriteleri arasında dahi bu konuda değişik görüşler olması nedeniyle, 1915 olaylarının hukuken soykırım olarak tanımlanması hususunda genel bir oydaşma (consensus) olduğu söylenemez. Ayrıca, dünyadaki 190 devletten sadece 20 tanesi Ermeni soykırımını resmen tanımıştır. Bu itibarla Ermeni anlatısı tek ve mutlak gerçek olarak kabul edilemez.

2) Soykırım, uluslararası hukukta tanımı açık ve kesin olarak yapılmış bir suçtur. Uluslararası içtihada göre  “soykırımın mevcudiyeti için, suçun, sadece hedef alınan grubun bazı üyelerinin değil, grubun tamamının veya bir bölümünün sırf o gruptan olmaları nedeniyle özel kasıtla (dolusspecialis) imhası amacıyla işlenmesi” gereklidir. İsviçre mahkemeleri Ermeni soykırımının mevcudiyetini ileri sürerken konunun bu hukuki boyutunu ihmal etmişlerdir.

3) Ermeni soykırımı, Yahudi soykırımı gibi kanıtlanmış bir tarihsel olgu değildir. Ermeni iddiaları “Yahudi Holokostu” ile asla mukayese edilemez. Zira, “Holokost” suçu uluslar arası bir mahkeme tarafından kanıtlanıp hükme bağlanmıştır. Buna mukabil, Ermeni iddiaları bir mahkeme kararına dayanmamaktadır. AİHM Büyük Dairesi de, İsviçre mahkemelerinin 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlarken, uluslararası hukuku dikkate almadıklarını vurgulamak suretiyle, 2. Daire’nin yukarıda belirttiğimiz görüşlerini onaylamıştır.

Bu hususlar, “soykırım” suçunun, ancak, Birleşmiş Milletler’in 1948 Soykırım Sözleşmesi hükümleri uyarınca yetkili mahkeme kararıyla kanıtlanabileceğini ortaya koymuştur. Oysa 1915 olaylarının “soykırım” teşkil ettiğine dair bir mahkeme kararı yoktur. Uluslararası Adalet Divanı’nın 2007’de Bosna Hersek-Sırbistan ve 2015’te Hırvatistan-Sırbistan davalarında aldığı kararlar da, “soykırım” suçunun ancak 1948 Sözleşmesi’ndeki şartlar bağlamında mahkeme kararıyla kanıtlanabileceğini vurgulamıştır. Keza, Fransa Anayasa Konseyi, 8 Ocak 2016 tarihinde verdiği kararla, bir fiilin soykırım olup olmadığının sadece bir yetkili mahkeme kararıyla saptanabileceğini, yasama ve yürütme organlarının bir olayı soykırım olarak tanıma yetkisine sahip olmadıklarını ortaya koymuştur.

Sonuç olarak, Alman parlamentosunun, tartışmalı olduğu AİHM tarafından saptanmış tarihsel bir sorun konusunda, uluslararası hukuk ilkelerini gözardı ederek sorunun hangi yanının doğru olduğuna karar vermesi, keyfi, adaletsiz ve hukuk dışı bir harekettir ve bu şekil ve şartlarda alınacak bir karar iftira olmaktan ileri gitmez.

Bu duruma rağmen, Almanya’da, uluslararası hukukun ve AİHM içtihadının gözardı edilerek 1915 olayları hakkında taraflı bir tutum izlendiğini, Ermeni görüşlerini yansıtan tek yanlı bir propagandanın yoğun şekilde desteklendiğini, bu konuda tarafsız tarihçilerin görüşlerine sansür uygulandığını, Türk STK’larının görüşlerini savunmak için düzenledikleri konferansların sabote edildiğini ve “ırkçı” ve “inkârcı” oldukları şeklinde baskılara maruz kaldıklarını, Almanyalı Türkler için milletvekili aday adayı olabilmenin ve tekrar seçilebilmenin yolunun Ermeni tezlerini kabulden geçtiğini ve Türkiye’yi soykırımla suçlayan görüşlerin ders kitaplarına sokulmasına izin verildiğini görüyoruz.

Konuya pek aşina olmayanlar, izah ettiğimiz bu durumun ve Ermeni tezleri lehinde sürdürülen yoğun propagandanın arkasında Almanya’daki küçük Ermeni azınlığın ve Ermeni lobisinin bulunduğunu zanneder ve bu algı derin bir hayrete ve şu soruya yol açar: “Almanya’da sayıları 30 bini geçmeyen Ermeni diyasporası, nasıl oluyor da üç milyon Türk’ün yapamadığını yapıyor?” Oysa, Almanya’da kayda değer etkileme gücü olan bir Ermeni diyasporası ve lobisi yoktur! Türkiye karşıtı faaliyetlerde Ermenilerin rolüne figüranlık denebilir. Alman halkında Türklerin soykırımcı olduğu bilincinin nasıl oluşturulduğunu araştırdığımız zaman, bu “başarının” arkasında Alman devlet politikası uyarınca sürdürülen sistematik propaganda olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bu araştırma bize, ayni zamanda Alman devletinin, Ermeni iddialarının uluslararası planda tanınması hususunda ciddi çaba sarf ettiğini ve Alman kurum ve kuruluşlarının bu amaca yönelik aktivitelerde bulunduklarını gösteriyor.

Yani, Alman devletinin, Ermeni soykırım iddiasının dünyaca kabul edilmesi için ulusal bir politika/strateji oluşturduğu ve bunu uygulamaya koyduğu bir gerçek. Bu strateji uyarınca, son dönemde, değişik kentlerde Alman kurum ve kuruluşlarınca çok sayıda Ermeni yanlısı etkinlik gerçekleştirilmiştir. Görünürde Ermeni derneklerinin inisiyatifiyle, fakat yerel makamların desteğiyle organize edilen bu etkinliklere eyalet ve federal düzeyde milletvekilleri katılmaktadır. Ülkemizde düzenlenen bazı Ermeni yanlısı faaliyetler de Alman kuruluşlarınca desteklenmiştir.

Fatih Akın tarafından çekilen ve Ermeni soykırım iddiasını destekleyen “The Cut” filminin 16 milyon Avro tutarındaki bütçesinin 10 milyon Avro’su Almanya tarafından karşılanmıştır. Ermeni “soykırımının” bayraktarlığını yapan Postdam’daki “Lepsius Evi” devlet destekli bir kuruluştur. Misyonu 1915 olaylarının dünyaca soykırım olarak tanınmasıdır. Bu kuruluş, bu amaçla konferanslar ve etkinlikler düzenlemekte ve bu alanda STK’nca yürütülen faaliyetleri maddi katkıyla desteklemektedir…

Finansmanları devletçe toplanan kilise vergileriyle karşılanan Protestan Kilisesine bağlı eğitim seminerlerinin düzenlendiği Protestan Akademileri ağı, ülke çapındaki panel toplantılarıyla Almanlara Ermeni iddialarını kabul ettirmeye çalışmaktadır. Görüleceği üzere, Almanya, Ermeni tezlerinin dünya çapında kabulü için faaliyet gösteren bir üs konumundadır.

Ancak bu noktada şu sorunun yanıtlanması gerekiyor: Almanya gibi uygar bir devlet, üç milyonluk bir Türk toplumu barındırmasına ve ülkemizle önemli ekonomik ve ticari ilişkileri bulunmasına rağmen, dost ve müttefik Türkiye’yi, hukuki ve tarihi gerçekleri çarpıtarak, Ermeni soykırımıyla suçlamasının sebebi nedir?

Almanya’nın bu tutumu, birbirlerini besleyen şu dört nedenden kaynaklanıyor:

1) Suçluluk duygusu altında ezilen Almanya’nın kendine bir suç ortağı bularak yükünü hafifletmek istemesi.

2) Protestan Kilisesinin Türklere duyduğu tarihsel husumet.

3)  Türkiye’ye AB yolunu sonsuza dek kapatmak.

4) Almanya’daki Türk toplumunun Türklük onurunu kırma yoluyla asimilasyonunu kolaylaştırmak.

 

* Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/almanya-kendisine-suc-ortagi-gundem-2249493/


© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.