Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) önemli bir uluslararası kuruluştur. Bugüne değin kendisinden beklenenleri tam olarak yerine getirmediği yolunda düşünceler mevcuttur. Bu düşüncelerin sebebi de büyük bir potansiyele sahip olan bu kuruluşun daha büyük atılımlar gerçekleştirebileceği görüşünden kaynaklanmaktadır. Bu amaçla da gayret sarf edilmesi gerekeceği düşüncesi, ilke olarak, üye ülkeler tarafından paylaşılmaktadır. Ancak, bu yolda bazı güçlükler olduğunu da kabul etmek zorundayız.
Önce Teşkilatın geçirdiği gelişim aşamalarından söz etmek gerekmektedir. 1964 yılında İran, Türkiye ve Pakistan arasında kurulan Kalkınma için Bölgesel İşbirliği ( Regional Cooperation for Development ) Örgütü, uygulamada kullanılan İngilizce kısaltılmış şekli ile RCD, üye ülkelerin yaşam standartlarını yükseltmek, ekonomik kalkınma gayretlerine katkı sağlamak için üye ülkeler arasında ekonomik bütünleşmeyi özendirmeyi, teknik ve kültürel işbirliğini gerçekleştirmeyi amaç edinmiştir. Nitekim, RCD, birçok, ekonomik , teknik ve kültürel projeleri hayata geçirmek başarısını da göstermiştir.
O zamanki iki kutuplu dünyada ve soğuk savaş koşullarında, bu üç ülkenin ekonomik kalkınmasına önem atfeden Batı, bölgenin stratejik önemini de dikkate alarak, esas itibarile, RCD’nin hedef aldığı bu işbirliği ve entegrasyon yaklaşımını desteklemiştir.
1979 yılında İran’daki İslami Devrimden sonra Teşkilatın tüm faaliyetleri askıya alınmıştır. 1980 yılında da Teşkilat dağılmıştır. Bununla birlikte, RCD üyesi ülkeler, Teşkilatın ekonomik entegrasyon ve bölgesel işbirliği yolunda anlamlı bir kuruluş olduğu bilincinde olduklarından bu Teşkilatı yeniden canlandırmaya karar vermişlerdir. Ancak, bunu yaparken de Teşkilatın ismini değiştirmişler ve 1990 yılında yeni örgütlenmeye Ekonomik İşbirliği Teşkilatı adını vermişlerdir. Bu amaçla da, İslamabad’da yapılan olağanüstü toplantıda, üç kurucu ülkenin Dışişleri Bakanları RCD’nin kuruluşunu sağlayan orijinal İzmir Antlaşmasına ek bir Değişiklik Protokolü imzalamışlardır.
Bu gelişmenin ardından kısa bir süre sonra gözlemlenen olayları müteakip, başka bir deyişle Sovyetler Birliği’nin sona ermesi ve 15 yeni bağımsız devletin belirmesiyle birlikte ECO da genişlemiş ve üye ülkelerle tarihi ve kültürel bağları bulunan yeni bağımsız devletler Teşkilata üye olmuşlardır. Bu yeni üyeler Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’dır. Böylece Teşkilatın üye sayısı 10’a çıkmıştır.
Burada, ECO’ya üye ülkelerin aralarında gerçekten de kültürel ve tarihi yakınlık gibi önemli bir özellik mevcut olduğunu vurgulamak gerekmektedir.
Bu noktada, ECO’nun niçin önemli bir yapılanma olduğunu açıklayabiliriz:
-ECO 8 milyon kilometre yüzölçümüne sahip 450 milyon nüfuslu bir bölgeyi kapsamaktadır. Coğrafi olarak geniş bir alan söz konusu olduğu gibi bitişik bir toprak parçası oluşturmaktadır.
-İnsan kaynaklarına ek olarak zengin doğal kaynaklara sahip bir bölgedir. Sadece petrol ve doğal gaz rezervlerini anımsatmamız yeterlidir.
-ECO Bölgesi, strateji teorisyeni Sir Halford Mackinder’in kara egemenliği yolu ile dünya egemenliğinin elde edilmesi çerçevesinde izah ettiği Dünya Adasının (Avrupa-Asya-Afrika) en can alıcı yerini oluşturan Merkezi Kıta (Heartland) bölgesinin ortasında yer almakta olup, büyük bir stratejik öneme sahiptir. Tarihte büyük güçlerin rekabet içerisinde oldukları bir alandır.
-ECO ayrıca, Doğu-Batı, Avrupa-Asya arasında bir köprü işlevi gören bir bölgeyi simgelemektedir.
-Hint Okyanusu, İran Körfezi, Akdeniz ve Karadeniz gibi önemli deniz alanlarına erişim olanağı mevcuttur.
-Bir diğer önemli özelliği de Avrupa Birliği, Çin ve Rusya gibi büyük güçlere olan yakınlığıdır.
-Üye ülkeleri birbirlerine bağlayan kara, deniz ve demir yolları mevcuttur.
-Tüm bu unsurlardan da daha önemli olarak, üye ülkeler arasında tarihi ve kültürel bir yakınlık vardır. Bu özelliği bakımından Avrupa Birliği’ne benzetmek mümkündür. Bu özellik , Uygarlıklar Çatışması tezini ileri süren Samuel P. Huntington’un da dikkatini çekmiştir. Benzer kültürlere sahip ülkelerin ekonomik entegrasyona yöneldiğini açıklarken Huntington, ECO örneğine de değinmiştir. Öte yandan, lengüistik açıdan farklılıklar göstermekle birlikte bölgede binlerce ortak kelime mevcuttur.
Tüm bu unsurlar, ECO’nun başarılı bir performans gösterebilmek için önemli bir altyapıya ve anlamlı bir potansiyele sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Bu noktada bir hususu özellikle vurgulamak istiyorum. ECO, esas itibarile, teknik bir kuruluştur. Bu yönü itibariyle Avrupa Birliğinden farklıdır. Bilindiği üzere Avrupa Birliği ekonomik entegrasyondan başlayarak siyasal bir birliğe yönelmeyi hedef almıştır. Ancak, bu durum, Devlet ve Hükümet Başkanları zirve toplantılarında veya Dışişleri Bakanları Toplantılarında ECO çerçevesinde güncel veya küresel siyasal konulara ilişkin olarak görüş değişiminde bulunmaya engel teşkil etmemekte, aksine böyle bir duruma da olanak sağlanmaktadır.
ECO içerisinde entegrasyonun güçlendirilmesi, ticaretin artırılması için çeşitli önlemler alınmıştır. Ulaşım ve iletişimin geliştirilmesi için projeler gerçekleştirilmiştir. ECO Ticaret Anlaşması, Transit Taşımacılık Çerçeve Anlaşması, diğer çeşitli anlaşmalar ve ECO Bank’ın kurulması bu çerçevede örnek olarak verilebilir.
Tüm çabalara ve olumlu unsurlara rağmen, ECO açısından bazı sorunlar da mevcuttur. Bir örnek vermek gerekirse, ECO bölge içi ticaretin artırılması amaçlanmıştır. Bölge içi ticaret 2005 yılında %6 iken 2010 itibarile bu rakam %7’ye yükselmiştir. Bu durumu kuşkusuz bir başarısızlık olarak nitelemek gerekmektedir. Üye ülkelere mensup bağımsız uzmanlarca hazırlanmış 2015 ECO Vizyon Belgesinde iç ticaretin bu tarihte %20’ye yükseltilmesinin hedef alınması önerilmiştir. Avrupa Birliği’nin bölge içi ticaretinin %65 olduğu dikkate alınırsa ECO açısından düşük bir performans olduğu söylenebilir. Bu konudaki engelleyici unsurların bertaraf edilmesi kuşkusuz yararlı olacaktır. Ancak, ilk aşamada tüm üye ülkelerin ECO Ticaret Anlaşmasını imzalamaları ve uygulamaları önem taşımaktadır.
Ayrıca, ECO’nun bir uluslararası kuruluş olarak daha etkin biçimde çalışmasına engel olan yapısal ve kurumsal sorunlar da mevcuttur.
Türkiye ECO’nun daha etkin ve verimli bir çalışma ortamına kavuşturulmasına önem atfetmektedir. Başarılı ve aktif bir ECO’nun tüm üye ülkelerin çıkarlarına hizmet edeceği Türkiye’nin temel yaklaşımını teşkil etmiştir. Bu değerlendirme ışığında, 2010 yılında Istanbul’da yapılan ve Türkiye’nin ECO dönem başkanlığını üstlendiği Zirve Toplantısında Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, ECO’ya verimlilik, dinamizm ve görünürlük kazandırmak amacına yönelik tavsiyelerde bulunmak üzere bir Akil Adamlar Grubu’nun oluşturulmasını önermiştir. Bu öneri, Zirve Toplantısı Sonuç Bildirgesinde yer almıştır.
Akil Adamlar Grubu ( Eminent Persons Group-EPG ) 2011 yılı ortalarında kurulmuş ve yıl sonlarında çalışmalarına başlamıştır. Bu kez toplanan Akil Adamlar Grubu ( EPG) , ECO tarafından şimdiye değin görevlendirilmiş üçüncü EPG olmak özelliğini taşımaktadır. İkinci EPG, ECO için 2015 Vizyon Belgesini hazırlamış ve bu amaçla bir dizi önlemler önermiştir. Bu belge 2005 yılında Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilmiştir.
EPG, 2012 yılında çalışmalarını yoğun biçimde sürdürmüştür. Verilen görev talimatında, ECO’nun verimlilik, dinamizm ve görünürlüğünü artırmak amacile, temel anlaşmalara değişiklik getirilmesi dahil olmak üzere öneriler yapabilmek için , tüm belgeleri ve 2015 Vizyon Belgesini de incelemesi, Teşkilata bağlı uzman kuruluşlar ve bölgesel örgütler hakkında bilgi sağlaması, bu bakımdan Tahran’daki Büyükelçilerden oluşan Daimi Temsilciler Konseyi ile temasta olması ve Sekretarya’nın da çalışmalarında EPG’ye gerekli yardımlarda bulunması kararlaştırılmıştır. EPG’nin, tavsiyelerini bir rapor halinde ECO Bakanlar Konseyi’ne sunması kabul edilmiştir.
EPG, 2012 yılı içinde çalışmalarını tamamlamış ve Raporu, EPG Başkanı tarafından 2012 Ekim ayında Baku’da yapılan ECO Zirve Toplantısı vesilesile Bakanlar Konseyi’ne sunulmuştur.
Sekretarya’nın güçlendirilmesi ve personelin seçiminde nitelik ölçütüne önem verilmesi, Teşkilatın bütçe olanaklarının artırılması, teşkilatın işlemesine engel olan karar alma mekanizmasına değişiklik getirilmesi dahil ayrıntılı önlemler içeren EPG Raporu, Teşkilatın, daha işler hale gelmesi ve başarılı olması amacını gütmüştür.
Türkiye, EPG’nin kurulmasını önerdiği gibi, bu amaçla gerekli finansmanı da sağlamıştır.
EPG’nin hazırladığı Raporun bu dönemde sunulmuş olmasının özel bir önemi vardır. Zira, ikinci EPG’nin hazırlamış olduğu ECO 2015 Vizyon Belgesi’nin gözden geçirilmesi ve 2016-2025 tarihleri arasındaki on yıllık dönemi kapsayacak yeni bir Vizyon Belgesinin hazırlanması gerekmektedir. Bu bakımdan EPG Raporunun yol gösterici olmak açısından zamanında hazırlanmış olduğu düşünülmektedir. EPG’nin 2013 yılından başlayarak yapacağı çalışmaların sonuçları yeni Vizyon Belgesinin hazırlanmasına kuşkusuz ışık tutabilecektir. Esasen, bu belgenin hazırlanması için EPG ‘nin görevlendirilmesi beklenmektedir.
EPG Raporu, Bakanlar Konseyi Toplantısı Kararlarında da belirtildiği üzere kabul edilmiş ve uygulanması için Daimi Temsilciler Konseyi görevlendirilmiştir. EPG Raporunda, Raporun kabul edilmesinden 6 ay sonra EPG’nin uygulamayı gözden geçirme toplantısı yapması kararlaştırılmıştır. Ayrıca, EPG, tüm üye ülkelerde ECO konusunda birer ulusal konferans düzenlenmesi, bu konferanslara hükümet ve özel sektör temsilcileri ile, medya, düşünce kuruluşları ve üniversiteler mensuplarının katılması önerisinde bulunmuştur. EPG’nin önerisinde, üye ülkelerin ECO ile ilgili görüşlerinin, değerlendirmelerinin ve beklentilerinin ele alınacağı bu toplantıların sonuçlarının 2013 yılı sonlarında Tahran’da yapılacak bir toplantıda EPG tarafından topluca değerlendirilmesi de önerilmiştir. Bu değerlendirme 2016-2025 dönemini kapsayacak yeni ECO Vizyon Belgesinin hazırlanmasına ışık tutacaktır.
EPG’nin işlerlik kazanmış bir uluslararası kuruluş olması amacile gerekli önlemlerin alınması için üye ülkelerin yüksek düzeyde siyasi bir iradeye sahip olmaları şarttır. Esasen, bu husus EPG Raporunda da vurgulanmıştır.
2005 yılında yapılan Dünya Zirve Toplantısında kabul edilen Binyıl hedeflerinde bölgesel örgütlenmelere özel bir önem atfedilmektedir. Bu da ECO’ya işlerlik kazandırmak için tüm üye ülkelerin siyasal iradeye sahip olmalarını özendirecek bir husustur.
Ancak, şu hususu da vurgulamak gerekmektedir ki ECO’nun aktif ve iyi işleyen bir uluslararası bölgesel kuruluş olması Türkiye’nin siyasal çıkarları ile örtüşmektedir. Tüm üye ülkelerin de, ECO’nun, ulusal çıkarları açısından yararlar sağlayacağı görüşünde olduklarına inanıyorum.
© 2009-2025 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır
Henüz Yorum Yapılmamış.
-
MEETING OF ECO (ECONOMIC COOPERATION ORGANIZATION) COUNCIL OF MINISTERS
Numan HAZAR 18.03.2016 -
MEETING OF ECO (ECONOMIC COOPERATION ORGANIZATION) COUNCIL OF MINISTERS
Numan HAZAR 01.02.2013 -
EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (EİT) KONSEYİ BAKANLARI TOPLANTISI
Numan HAZAR 02.12.2013 -
THE IMPORTANCE OF THE ECONOMIC COOPERATION ORGANIZATION (ECO)
Numan HAZAR 15.01.2013 -
MEETING OF ECO ( ECONOMIC COOPERATION ORGANIZATION ) COUNCIL OF MINISTERS
Numan HAZAR 01.12.2013
-
BALKANLARIN BİTMEYEN İSTİKRAR ARAYIŞI - YENİ ADANA - 22.09.2019
Hasan Sevilir AŞAN 01.10.2019 -
KUKLA PAPA
Tal BUENOS 27.10.2015 -
HOMAGE TO THE MEMORY OF HISTORIAN NORMAN STONE (1941-2019) - TURQUIE-NEWS.COM - 23.06.2019
Maxime GAUIN 03.07.2019 -
TURKIC WORLD VISION 2040 - ORGANIZATION OF TURKIC STATES - 13.11.2021
Organization of Turkic States 15.11.2021 -
BÜYÜK TAARRUZUN HAZIRLANIŞI VE UYGULANIŞI - 27.08.2020
Önder ALAYBEYİ 27.08.2020
