ABRAHAM FOXMAN’IN İTİBARI
Blog No : 2014 / 20
22.06.2014
9 dk okuma
Paylaş :
PDF İndir :



The Jerusalem Post, 18 Mayıs 2014

 

Foxman bir inkârcı değildir. Hatta tam tersine, geçmişte olanlar hakkında daha fazla gerçeği öğrenmek istediğini içtenlikle ifade etmiştir.

İftira ve İnkârla Mücadele Birliği’nin (Anti-Defamation League – ADL) ulusal başkanı olan ve Yahudi Soykırımı’ndan sağ kurtulan; Yahudiler ve herkes için “bir daha asla” mücadelesi uğruna neredeyse 50 senedir emek harcayan Abraham Foxman’ın, siyasi fırsatçılar tarafından bu kadar bariz bir karalama kampanyasına maruz kalması şoke edicidir.

Boston’daki Suffolk Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi, 17 Mayıs’taki mezuniyet töreni için yakında emekliliğe ayrılacak olan Foxman’ı konuşmacı olarak ayarlamak istemiş ve kendisine fahri hukuk diploması vereceğini açıklamıştı; ancak ABD’deki Ermeni Barosu (Armenian Bar Association) bu haberin üzerine harekete geçip üniversiteye “soykırım inkârcısı” Foxman’a yaptığı daveti iptal etmesi konusunda çağrıda bulunmuştur.

Bir takım Ermeni internet siteleri hem Foxman’ın hem de ADL’nin itibarını zedeleyecek makaleler yayınlamışlardır; ve Foxman’ın törene olan davetini kaldırtmaya yönelik ve kindarca yazılmış olan internet üzerinden yapılan imza toplama kampanyasına denk gelecek şekilde, Doğu Massachusetts Ermeni Ulusal Komitesi muhtemelen mezuniyet töreni günü bir öğrenci protestosu düzenleyecektir.

Foxman bir inkârcı değildir. Birinci Dünya Savaşı’nın Ermeni trajedisinin gerçeklerini hiçbir zaman için tanımayı reddetmemiştir. Hatta tam tersine, olanlar hakkında daha fazla gerçeği öğrenmek istediğini içtenlikle ifade etmiştir.

Yalnızca gerçek belgelerin incelenmesi sayesinde Osmanlı hükümetinin Ermenileri yok etmek niyetiyle mi (ki bir şeye soykırım denebilmesi için böyle bir niyetin olması gerekir); yoksa savaş koşulları göz önünde bulundurularak, liderleri düşmanla işbirliği yapan bir grup insanın ülke toprakları içindeki saldırıya açık bölgelerden tahliye etmek niyetiyle mi davrandığı hakkında bilgili bir görüş elde edilebilir.

Osmanlı devleti gerçekten de Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenileri evlerinden çıkarmış ve onları açlıktan, hastalıktan ve yağmalardan korumamıştır. Ermenilerin çektiği acılara ve günümüz Ermenilerinin geleneklerinin çok önemli bir parçası olan 1915 olaylarına yönelik hâlâ beslenen hislere karşı kayıtsız kalınamaz. 

Ancak Ermenilerin bu konudaki toplumsal hafızaları siyasi gündeme alet edilmektedir. Hem Türklerin hem de Ermenilerin çakışan ulusal hedeflerindeki niyetleri hâlâ inceleme altında olan bir konudur. Bu konunun çerçevesi Birinci Dünya Savaşı’ndan da daha büyüktür ve uzun bir geçmişi olan dini önyargılar, büyük güçlerin çıkarları ve birçok Müslüman ve Yahudi topluluğunun ve aynı zamanda Hristiyan topluluğun zararına olacak şekilde etnik kökenli çatışmaların kışkırtılmasını içermektedir.

Osmanlı hükümetinin ve Ermeni liderlerinin neyi başarmaya çalıştıklarıyla ilgili olan asıl kaynaklar daha yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu konuda çabucak ve sert bir yargıya varmak isteyen her kim ise, siyasi çıkarlara hizmet etmek isteyendir.

Maalesef bu meselede en fazla sesi çıkanlar kendilerini ya ulusal çıkarlara, ya da akademik bir çalışma alanı olarak soykırım konusuna adamış olanlardır. Buna bağlı olarak, Osmanlı hükümetinin savaş zamanındaki hedefleri hakkında umursamaz bir anlayışı yaratan ve yayan ve Türklere karşı bir karalama kampanyası olarak olaylara “soykırım damgasını” bastırtmaya çalışanlar; Ermeni lobi grupları ve tek bir Osmanlı belgesi bile okuma yeteneğinden yoksun olan soykırım araştırmacılarıdır.

İlginç bir şekilde Foxman’a ve ADL’ye karşı kullanılan kabadayı taktikleri, tam da bu tarihsel olaylar hakkında dürüst olmamanın bir kanıtıdır. Soykırım suçu hakkındaki farkındalığı mevcut seviyesine getiren Birlemiş Milletler Soykırım Sözleşmesinin, 1988 yılında Amerika’da onanması esas olarak bu konunun bir öncelik olması gerektiği hakkında Başkan Ronald Reagan’ı en sonunda ikna eden, ADL’nin bir üst kuruluşu olan B’nai B’rith’ın[i] ısrarlı çabaları sayesinde olmuştur.

Ancak tuhaf bir şekilde, Foxman’a saldıranlar tam da Amerika’yı Soykırım Sözleşmesi’ni onaması konusunda çağrıda bulunanların devamı olan ADL’ye düşman olmuşlardır. Foxman’a saldıranlar Soykırım Sözleşmesi’ni bir siyasi sindirme aracına döndürmüşlerdir.

Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi, Yahudi Soykırımı’nın doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sözleşmenin kırk sene sonra Amerika tarafından onanması ise tüm uluslar ve etnik, ırki ve dini gruplar adına; Nazilerin yaptığı gibi sistematik cinayetlerin yasadışı ilan edilmesi kesinleştirmek için yapılmıştır. Ancak “soykırım” terimi şaşırtıcı bir şekilde artık Yahudi Soykırımı’nın anısı için bir yük haline gelmiştir.

ADL’nin eski başkanı William Korey, Amerikan Barolar Birliğinin (American Bar Association) görüşlerine karşıt bir şekilde, Amerikan hukukunun Yahudi Soykırımı gibi diğer soykırımlara da karşı duruş sergilemesi konusundaki tartışmalara öncülük etmişti. Günümüz de ise Foxman, Yahudi Soykırımı’nın tarihsel benzersizliği hakkında konuşma cesaretini gösterdiği için Ermeni Barosu tarafından saldırıya uğramaktadır.

Hiç kuşkusuz, Yahudi Soykırımı’na konuyu öğrenmek için değil de siyasi bir davayı desteklemek için atıfta bulunulması, Yahudi Soykırımı’nın doğru bir şekilde incelenmesi çabalarına zarar vermektedir. Bu süreç aracılığıyla Yahudi Soykırımı’nın anlatımı çarpıtılmakta ve Yahudi Soykırımı’nın anısı yabancı çıkarlar tarafından şekillenir hale gelmektedir. Birleşik Devletler Yahudi Soykırımını Anma Müzesi’nde (United States Holocaust Memorial Museum) Adolf Hitlerin Ermenilerle ilgili sözde ifadesinin yer alması, bu çarpıtma ve şekillendirmeye bir örnek teşkil etmektedir.

Hitlere atfedilen “Sonuç olarak Ermenilerin yok edilişini bugün kim konuşuyor?” ifadesi, Hitler’e Yahudi Soykırımı konusunda ilham veren şey sanki Ermeni meselesiydi gibi göstermek isteyen baskı gruplarının istekleri sebebiyle bahsi geçen müzede sergilenmektedir. Dahası Hitlerin bu ifadesi, gerçek olup olmadığı şüpheli olmasına rağmen ve soykırımdan hayatta kalan Yahudiler Soykırımın anısının siyasi çarpıtmalardan uzak bir şekilde eğitici bir amaca hizmet etmesini açıkça istemiş olmalarına rağmen müzede sergilenmektedir.

Osmanlı Ermenilerinin, 1890lar’daki katliamlardan bile önce, 1880ler’den beri isyankâr faaliyetlerde bulunmuş oldukları kabul gören bir gerçektir; ve Avrupalı Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki herhangi bir zamanda Almanya’yı yok etmek istediklerinin imasını bile yapmak son derece nahoş bir ifade olur.

Ancak Hitlerin kafasında Yahudiler gerçekten de Almanya’nın yok olmasını istiyorlardı ve uluslararası çapta devrimsel bir tehdit oluşturuyorlardı. Hitlerin Avrupa’daki Yahudi varlığına karşı olan Yahudi düşmanı görüşlerinin, Anadolu’daki Ermeni isyanı ile kıyaslanabileceği fikrine artık herhangi bir şekilde yer verilmemelidir. Hitler bir soykırım uzmanı gibi gösterilmekten ziyade bir tür kitle katili olarak hatırlanmalıdır. Müzeler ise insanlara Hitlerin ne düşündüğünü değil, ne yaptığını öğretmelidir.

Ermenilerin sözde soykırımı tanıtma arayışında tarihin baskın bir şekilde bu denli siyaleştirilmesinin sebebi, gerçeklerin ortaya çıkarılmasının istenmesinden ziyade siyasi hedeflerin elde edilmek istenmesidir. Siyasi hedeflerden birisi Ermenilerin mağduriyeti söylemini popülerleştirerek Ermenistan’ın 1990lar’da Dağlık Karabağ’ı işgal ettiğinin üstünü örtmektir; bir takım uluslararası aktörlerin bir diğer hedefi ise olaylara “soykırım” damgasını vurma tehdidini Türkiye’nin politikalarını etkilemek için bir koz olarak kullanmaktır.

Osmanlı devleti ile Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaklar) arasındaki bir yüzyıl önceki çatışmanın pek çok masum Ermeni erkek, kadın ve çocuk mağduru olmuş olsa da, bu insanların anıları şu anda devam eden siyasi kavgalara alet edilmektedir. Bu nedenle de Foxman gibi kamuya mal olmuş kişiler, siyasetten uzak bir tarafsızlık ifade etmelerine rağmen bu tür kavgaların içine çekilmektedir.

Foxman, kendisine karşı yapılan kötü niyetli damgalama girişimlerine rağmen, yasama yoluyla yapılan siyasi söylem dayatmalarına karşı ihtiyatla yaklaşarak, uzun bir zaman önce ADL’nin kendisini demokratik ilkeleri savunmaya adayarak başlattığı geleneğin cesurca takipçiliğini yapmaktadır. Anıların siyasete alet edilerek kötü kullanılmasını engellemek, tarihi gerçekleri inkâr etmek değil, tam tersine onları korumaktır.

 

Yazar, Harvard Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden yüksek lisans mezunudur ve Utah Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktora adayıdır.

 

Bu çeviri AVİM uzmanı Mehmet Oğuzhan Tulun tarafından yapılmıştır. Metnin İngilizce orijinali için bakınız:

http://www.jpost.com/Opinion/Op-Ed-Contributors/Abraham-Foxmans-good-name-352643

 


[i] B'nai B'rith, İbranicede “İttifak Evlatları” anlamına gelmektedir. B’nai B’rith 1843’te kurulmuş olan, dünyanın en eski Yahudi hizmet kuruluşudur.


© 2009-2020 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.