BALKANLAR’DAKİ VAHABİLİK BİR TEHDİT Mİ? Dr. Erhan TÜRBEDAR
Blog No : 2011 / 36
-
03.11.2011
Paylaş :
PDF İndir :



Dr. Erhan Türbedar, TEPAV Dış Politika Analisti AVİM, 4 Kasım 2011 28 Ekim 2011’de Saraybosna’da beklenmedik bir terör eylemi gerçekleşti. Boşnak asıllı Mevlid Yaşareviç, elindeki silahla Saraybosna’daki ABD Büyükelçilik binasına doğru 40 dakika boyunca ateş edip korku saçtı. Ayağından vurulduktan sonra tutuklanan Yaşareviç’in, Vahabi inancının mensubu olduğu açıklandı. Bunun üzerine, Balkanlar’da Vahabi grupların varlığının bölge güvenliğine tehdit teşkil edip etmediği tartışması yeniden güncellik kazandı. Soğuk Savaş döneminde Balkanlar’daki Müslümanlar İslam dünyasındaki gelişmelerden önemli ölçüde soyutlanmış olmakla beraber, Osmanlılardan öğrendikleri ve yüzyıllarca uygulayıp durdukları İslam anlayışını korumayı başardılar. Nitekim günümüzde Balkanlar’daki Müslümanların ezici çoğunluğu Sünni Hanefi mezhebine bağlıdır. Bunun yanında, Arnavutluk’ta Bektaşiler, Dobruca bölgesinde ise Aleviler de yaygındır. 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında savaşmış El Mücahit birliğinin, Balkanlar’da faaliyet yapan Arap ülkelerine ait hayır kuruluşlarının ve Arap ülkelerinde din eğitimi gören bazı bireylerin neden oldukları en önemli sonuç, Balkanlar’da Vahabi inancının da varlık göstermeye başlamış olmasıdır. Vahabiler, Hanbeli ekolü içinden yetişmiş bir alim olan Muhammed bin Abdul-Vahhab’ın öğretilerini benimseyen, 18. yüzyılda başlayan ve İslam coğrafyasında karşıtları tarafından yaygın şekilde Vahabilik olarak tanımlanan inanç sistemine mensup kişilerdir. Söz konusu kişiler, İslam tarihi içindeki yer ve önemlerinin sulandırılması maksadıyla kendilerine Vahabi dendiğine inanıyor, bu yüzden Vahabi yerine kendilerini Selefi olarak takdim ediyor. Vahabiler kendilerinden olmayanları “gevşek Müslümanlar” olarak görüyor. Temel hedefleri ise, “orijinal İslam’a” dönüş yapılmasını sağlamak ve bunu dünyanın her köşesine yaymaktır. Bu kapsamda İslam’ın “temizlenmesi”, reform edilmesi ve bu yoldan köklerine geri dönülmesi gerektiğine inanıyorlar. Bu yöndeki tutumları yüzünden ise, Balkanlar’da var olan İslam anlayışı ve bölgedeki dini kurumlarla bir çekişme içindedirler. Suudi Arabistan’dan gelen bağışla inşa edilen Saraybosna’daki Kral Fahd Camisi örneğinde olduğu gibi, Vahabilerin kontrolü altındaki camiler üzerinde ilgili ülkenin İslam Birliği’nin pratikte herhangi bir yetkisi yoktur. Bulundukları Balkan ülkesinin Müslümanları arasına daha fazla nüfuz etmek amacıyla ise, Vahabilerin bazı camileri şiddet yoluyla ele geçirmeye çalıştıkları ve cami imamını dövdükleri durumlar yaşandı. Dahası, Vahabiler bazı Balkan ülkelerinin İslam Birliği’nin yetkilerine meydan okumakla, ayrıca imamların bilgi ve uzmanlıklarını sorgulamakla da zaman zaman gerginlik yaratıyor. Balkanlar’a ithal edilen Vahabi inancı bölgedeki Müslümanlar için kültürel bakımdan yabancıdır. Bu nedenle söz konusu inanç sadece bazı küçük grupları etkilemeye başarabildi. Bölgedeki Müslümanların çoğu kendi “Avrupalı Müslüman” imajının zarar gördüğü düşüncesiyle, Vahabilerin varlığından ve görünümlerinden rahatsız olduklarını gizlemiyor. Balkan ülkeleri İslam Birlikleri temsilcilerinin Mart 2011’de Üsküp’te gerçekleştirdikleri bir toplantının bildirisinde, Balkanlar’da dış destekle varlığını sürdüren bazı küçük Vahabi grupların bölge için dini aşırıcılık tehdidi oluşturduklarına dikkat çekilmiştir. Ayrıca söz konusu İslami grupların üyelerinin 15 yıldan beri bölgedeki devlet kurumlarına sızmak için çaba gösterdikleri belirtilerek, siyasilere bunlara destek sağlamama uyarısı yapılmıştır. Müslüman olmayanlara gelince, Balkan coğrafyasında Vahabi kelimesinin dini aşırıcılık dışında, terörizm kelimesi ile de eşanlamlı olarak kullanıldığı görülebiliyor. Bu yüzden medyada, Vahabi grupların bölgedeki varlığı yüzünden Balkanlar’da radikal İslam’ın artışta olduğu, bunun ise bölge ile AB’nin güvenliğine tehdit arz ettiği yönünde haberler yapılıyor. Sırbistan İçişleri Bakanı İvica Daciç’e göre, Balkanlar aşırı İslamcı gruplara asker sağlayan önemli bir bölgeye dönüşmüş durumdadır. İsrail’in aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ise “küresel cihad ağının” Balkanlar’a da yayılma riski bulunduğundan bahsediyor. Bunların aksine, Bosna-Hersek’teki AB Polis Misyonu (EUPM) Başkanı Stefan Feller, Batı Balkanlar’da Vahabi grupların varlığının Avrupa veya dünya güvenliğine terörizm tehdidi oluşturmadığı görüşündedir. Saraybosna Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. dr. Reşid Hafizoviç’e göre, Vahabilerin bir kısmı sakin bir hayat yaşıyor ve kimseye zararları olmuyor, diğer bir kısmı ise dinin arkasında gizlenerek, pratikte dinle alakası olmayan eylemleri gerçekleştirebiliyor. Balkan ülkelerindeki Vahabilerin varlığı hakkında böyle bir ayrım yapmak belki de en doğru yaklaşım olmalıdır. Çünkü Vahabiliğin aşırı şekli üyelerini şiddet olaylarına ve belki de terörizm eylemlerine sevk edebilir. Ancak, bu inancın genel öğretilerinin insanları teröre sevk ettiği istikametinde yorumlar yapmak yanlış ve bilgisizce bir davranıştır. Bazı eylemlerden dolayı hiçbir din suçlanamayacağı gibi, bu dine bağlı farklı mezhep veya yorumlar da sorumlu tutulamaz.

© 2009-2018 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.