MUSUL İKİNCİ HALEP OLMA YOLUNDA
Paylaş :
PDF İndir :

11.04.2017


Gazetevatan (10 Nisan 2017) 

Irak ordusu ve koalisyondaki müttefikleri tarafından bu sıralar kullanılan taktikler öncekilere kıyasla çok daha ağır. Sosyal medyada dolaşan çeşitli videolar federal polis gücünün, nüfus yoğunluğu olan bölgelere havan ve roket saldırıları gerçekleştirdiğini gösteriyor. Topçuların kullandığı ağır silahlarla ilgili temel bilgiye sahip herkes, bu silahların nokta vuruştan aciz olduğunu ve nereye düşüp kimleri öldüreceklerini tam olarak öngörmenin imkanı olmadığını da bilir.

Irak ordusu ve koalisyondaki müttefikleri tarafından bu sıralar  kullanılan taktikler öncekilere kıyasla çok daha ağır. Sosyal medyada dolaşan  çeşitli videolar federal polis gücünün, nüfus yoğunluğu olan bölgelere havan ve  roket saldırıları gerçekleştirdiğini gösteriyor. Topçuların kullandığı ağır  silahlarla ilgili temel bilgiye sahip herkes, bu silahların nokta vuruştan aciz  olduğunu ve nereye düşüp kimleri öldüreceklerini tam olarak öngörmenin imkanı  olmadığını da bilir.
   
Koalisyon saldırısında 230 sivil öldü
 
Masum insanların vurulması, DEAŞ'ın insanları canlı kalkan olarak  kullanması yüzünden başladı. Irak ordusuyla çatışan DEAŞ'ın keskin nişancıları  genelde meskun mahallerde çatıların üstüne konuşlanıyor. Sivilleri adeta istif  ettikleri küçük, kapalı alanları mühimmat ve patlayıcılarını depolamak için  kullanıyorlar. Bu da Irak ordusunun ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinden hava  desteği istemesine sebep oluyor. Koalisyon ise genellikle yüzlerce sivilin  ölümüyle neticelenecek derecede şiddetli hava saldırılarıyla misillemede  bulunuyor.
 
Böyle bir hava saldırısı iki hafta önce gerçekleşti. Bütün dünya  Londra'daki dehşetli olayı seyrederken, çok daha trajik bir olay gerçekleşti.  Fakat uluslararası toplum nezdinde pek fark edilmediği gibi, sosyal medyada da  bir ağırlığı olmadı. ABD öncülüğündeki koalisyon 23 Mart'ta gerçekleştirdiği  saldırıda yaklaşık 230 sivili öldürdü. Katledilenlerin birçoğu kadın ve çocuktu.  Şanslı olanlar patlama anında göz açıp kapayana kadar can verdiler. Enkaz altında  mahsur kalan diğerleriyse ya boğularak ya da yaralarından dolayı öldüler.
 
Bu olay Şubat 1991'de, Birinci Körfez Savaşı sırasında, ABD Hava  Kuvvetleri'nin Bağdat'ın Amiriye mahallesinde bulunan bir sığınağı  bombalamasıyla, o sırada içeride saklanan 400 küsur sivili öldürdüğü olayla çok  çarpıcı bir benzerlik taşıyor. O zaman, şimdi de olduğu gibi, Amerikan  istihbaratı hedef alınan bölgede sivillerin bulunduğu ve dolayısıyla yapılacak  saldırıda sivil zayiat yaşanmasının yüksek bir ihtimal olduğu bilgisine sahipti.  Bu noktada şu soruyu muhakkak sormamız icap ediyor: Mutlak sivil zayiat  yaşanacağını bile bile hava saldırısı nasıl gerçekleştirilebiliyor? Tanesi on  binlerce dolar olan lazer güdümlü bir füzeyi ateşlemek için gereken tuşa basmayı  bu derece kolay kılacak kadar ucuz mu Iraklıların hayatı?
 
 Taktikler değişmezse sivil zayiatı katlanabilir
 
Musul adım adım yeni bir Halep'e dönüştürülüyor. Ancak Musul'u farklı  kılan, yaşananlara bu sefer uluslararası öfkenin ve timsah gözyaşlarının eşlik  etmiyor olması. Bu sıralar işlenen suçlar ve sebep olunan can kayıplarında, Esed  rejiminin ve Rusya'nın yerini Irak ordusu ve onun ABD öncülüğündeki müttefikleri  aldı. 'Terörizmle mücadele' ve 'DEAŞ'ı mağlup etme' bahanesiyle ne kadar da kolay  basıyorlar tetiklere.
 
Başında Donald Trump'ın bulunduğu mevcut ABD yönetimi ve onun  müttefiklerinin, 'Son Savaş' olacak bir hamleyle DEAŞ'ı en sonunda yenebilmek  için, dikkatlerini Rakka'ya verebilmek adına Musul'daki mücadelenin bir an önce  bitmesini istiyor oldukları bir sır değil. Ancak Musul'da zafer garanti  edilinceye kadar, DEAŞ'ın Rakka'da mağlup edilmesi mümkün olmayacak. Devam eden  savaş, birçok kişinin sayısız vesileyle belirttiği gibi, çok acımasız ve uzun  soluklu. Irak kuvvetleri ve onların müttefikleri savaş planlarını ve taktiklerini  yeniden değerlendirmezlerse çok daha fazla sayıda sivil hayatını kaybedecek.  Böyle bir yeniden değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağından emin olamasak da hem  Bağdat yönetiminin hem de Washington'daki mevkidaşlarının sabırsızlığı, 'işi bir  an önce bitirme' ve DEAŞ'ı mağlup etme arzu ve ısrarlarının çok ağır bastığı bir  ortamda, hem sağduyuyu hem de müşterek insani itidal ve ahlakı bir kenara itmeye  devam ediyor.
 
Cezai müeyyide yok
 
Hem 1991'de hem de geçen ay yaşanan olaylar, savaş suçları  kategorisine giriyor. Sivil kayıpların yaşanacağına ve her iki hedefin de içinde  sivillerin olacağına dair yeterli bilgi bulunmasına rağmen, gücü elinde tutanlar  saldırının gerçekleşmesi için yeşil ışık yakabildi. Her iki taraf da, yani Irak  Silahlı Kuvvetleri ve ABD, konuyla ilgili soruşturma açıldığını duyurdu. Ancak bu  cinayetleri işleyenlerin herhangi bir cezayla karşı karşıya kalacağını söylemek  zor.
 
Ortadoğu'da her gün ABD ve müttefiklerinin 'terörle savaş' adı altında  baskınlar ve hava saldırıları gerçekleştirdiğine şahit oluyoruz. Bu eylemler  hiçbir işe yaramadığı gibi, tek hizmet ettikleri şey, saldırıların kurbanları  büyük ölçüde masumlar olduğu için, radikalleşmeyi ve terörizmi daha çok  körüklemek. Bir süre önce ABD Özel Kuvvetleri’nin Yemen'de bir baskın  gerçekleştirdiğini duyduk. Orada da yine masum kanı döküldü. Suriye'deki iç savaş  senelerdir devam ediyor olmasına rağmen, herhangi bir uluslararası toplum  müdahalesinden bahsetmek neredeyse mümkün değil. Tek yapılan, bu tarihe kadar  hiçbir problemi çözememiş olan, 'teröristleri' hedef alan hava saldırıları.  Birkaç yılda bir İsrail ordusunun Gazze'nin zavallı halkına karşı bir saldırı  gerçekleştirdiğini görüyoruz. Gazzeliler en açık bir ifadeyle bir açık hava  hapishanesinde yaşıyorlar ve bu da 'teröristleri hedef alma' adına yapılan bir  uygulama.
 
Tarihe baktığımızda ve artık her gün bariz şekilde gördüğümüz husus,  uluslararası toplumun, bu tarz suçları işleyenlerden hesap sorma konusundaki  rehaveti ve başarısızlığıdır. Soruşturmalar açılır, tartışmalar yapılır ama  neticede her şey halının altına süpürülüp unutulur.
 
Bütün bu kısır süreçler yaşanırken, sırf dünyanın yanlış bölgesinde  yaşadıkları için en büyük acıları çekenler, Musul, Halep ve Gazze benzeri  yerlerdeki siviller ve kendilerini bu şiddet sarmalının içinde bulan diğer tüm  talihsiz insanlardır.




Henüz Yorum Yapılmamış.