AVRUPA BİRLİĞİ’NİN TRUMP’TAN ÖNEMLİ SORUMLULUKLARI VAR
Yorum No : 2018 / 46
13.06.2018
Paylaş :
PDF İndir :

Son dönemde Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın arka arkaya yaptığı açıklamalara yoğun mesai harcamaktadır. ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, daha sonra yaptığı Vergi tarifeleri, Trump’ın AB’nin gündemini meşgul etmesine neden olmuştur.  Bu açıklamaların ardından Kanada’da gerçekleşen G-7 zirvesi bu açıklamaların gölgesinde geçmiştir. Hatta zirvenin yüksek tansiyonunu yansıtan önümüzdeki günlerde de sıklıkla karşılaşılabilecek önemli bir fotoğraf karesi bile çıkmıştır. Peki AB’nin ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarından önce ilgilenmesi gereken iç sorunları arka plana mı itildi? Bu soru da en az Trump’ın AB gündemini meşgul etmesi kadar önemli bir sorudur.

G-7 Zirvesi’nden önce Trump’ın yaptığı açıklamaları kısaca hatırlayacak olursak, iki önemli husus dikkat çekmektedir. Biri AB’nin şiddetle karşı çıktığı Kudüs açıklaması, diğeri ise belirli ürünlerde Gümrük vergisi uygulamalarıdır. Hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Trump, 7 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etmişti. Bu açıklamanın ardından hiç de sakin olmayan İsrail – Filistin ilişkileri daha da fazla gerilmiş, Gazze’deki protestolarda sayısı hergün artan Filistinli hayatını kaybetmiştir. İran nükleer anlaşmasını feshetmesi de AB üye devletleri tarafından hakaret olarak algılanmıştır. Şu anda asıl sıkıntı Trump’ın ekonomik politikalarıyla AB’yi köşeye sıkıştırması, NATO’da bize yük olmayın kendi askeri harcamalarını yapmaları yönündeki yinelenen mesajı AB için önemli sıkıntılardır. Bu gerginlik G-7 Zirvesi’nde Trump kapanış bildirgesini imzalamamış olmasıyla en üst noktaya ulaşmış ve aleniyet kazanmıştır.

AB’nin problemleri bu konularda da sınırlı kalmamaktadır. AB’nin çok daha fazla sıkıntıları vardır. Güçlenen Rusya ve Çin, her ikisi ile olan ilişkiler ve güneyden gelen mülteci akını AB’nin dikkate alması gereken dış sorunlarıdır. Trump’ın yarattığı olumsuz diplomatik havaya odaklanan AB’nin gerçekte çok köklü sorunları vardır. Bunun yanı sıra AB’nin politikalarında tutarlılık sorununa da vurgu yapılması gerekmektedir. Birlik içindeki devletlerin eksikleri göz ardı edilirken, konu AB’ye girmek için elini taşın altına koyan Türkiye ile ilişkiler olduğunda nesnellik gözlemlenmemektedir. Bu konuya daha önce AB’nin Türkiye konusunda ucu açık davranması ile ilgili kaleme aldığımız bir çalışmada değinilmiştir. 

Kıbrıs sorunu Türkiye – AB ilişkilerinin en önemli maddelerinden biridir. Geçtiğimiz günlerde Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin doğal kaynak arayışlarını yüksek düzeyli Brüksel zirvesinde sert dille kınayarak yasadışı olduğunu iddia eden AB’nin bu tutumu Doğu Akdeniz’de barışçıl olmaktan uzak bir tutumdur. Bu da Türkiye’ye karşı çifte standartlı bir başka tutumdur. 

AB’nin Gümrük Birliği hususunda ABD cenahındaki mevcut sorunlarının yanı sıra, Türkiye ile yapılan ve uzun zamandır güncellenemeyen Gümrük Birliği anlaşması da AB’nin Türkiye konusunda çaba harcaması gereken bir başka husustur.

AB’nin bütünlüğünü ve iç tutarlılığını sağlayamaması Brexit’e neden olmuş, bu durum AB’nin kendi içinde ayrışmasına kadar varmıştır. Bu durum da “orta doğu Avrupa” ya da “batı Avrupa” gibi söylemlerin kullanılmaya başlanmasına neden olmuştur. 

Göçmen meselesi ise başlı başına bir sorundur. Hali hazırda üçüncü nesil Geri Kabul anlaşmaları, özellikle sınırdaş ülkelerden Avrupa’ya düzensiz göç akınını hedeflemektedir. Bu noktada Türkiye kilit bir rol üstlenmektedir. Türkiye, Doğu Akdeniz’den gelen yasadışı göç akının en önemli yollarından biridir. Geri kabul anlaşmasında Türkiye üzerine düşen görevleri yerine getirdiği halde AB yine vadettiklerini gerçekleştirmekten kaçınabilmektedir.

Sığınmacı sorunu en güncel sorun olarak dikkat çekmektedir. Avrupa Ekonomik ve Sosyal Topluluğu (The European Economic and Social Community – EESC) Türkiye’nin sığınmacılar konusunda, Orta Doğu ve Akdeniz’de önemli ve nihai bir rol oynadığını kabul etmektedir. Bu konuda Türkiye’nin büyük bir boşluk doldurduğu da gözardı edilemez bir gerçektir. EESC prensiplerini sıralarken yabancı düşmanlığını güçlü bir şekilde kınadığını ve benzer tutumların AB değerleri ile bağdaşmadığını ifade etmiştir. Ancak bu ifade başka bir sorunun varlığının önemini azaltmamaktadır.

Yabancı düşmanlığı, aşırı-sağ söylemler ve bu söylemlerle güçlenen AB içindeki aşırı sağ partiler her geçen seçimde güçlenerek iktidara gelmeye başlamıştır. Avusturya ve Hollanda bu duruma örneklerden ikisidir. Bu partiler AB içinde Müslümanlara, Yahudilere, Suriyeli sığınmacılara ve Türklere yönelik söylemleri işe düşmanlık içeren söylemleriyle şiddeti körüklemektedir. AB’nin bu gelişmeler karşısında yine kendi söylemleri ile tutarlılık sergilemediği ve ivedikle çözmesi gereken bir sorun olarak yaklaşmadığı görülmektedir. 

AB’nin sistemi yoğun güncel gelişmelerden dolayı tıkanmış gibi görünmektedir. Birlik’in ivedilikli gereksinimi kendi sorunlarına öncelik vermesidir. Kendi sorunlarını çözmeden dış sorunları çözmesi mümkün değildir. Hem iç hem de dış sorunları birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. AVİM, Avrupa’nın bu sıkıntıları uzun bir süredir değerlendirilmektedir. AVİM’in görüşü yeni bir dünya oluştuğu yönündedir. Bu sadece eskisi gibi AB’nin ya da Batı’nın yönlendirdiği bir dünya değil, Rusya, Çin, Pasifik gibi yeni dengelerin ortaya çıktığı bir dünyadır. Dolayısıyla, artık öyle bir oluşumda Türkiye de sadece Batı’nın en doğusu olmaktan çıkmış, Doğu’nun da en batısı, başka bir değişle Avrasya’nın merkezine gelmiştir. AB’nin Türkiye ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesinin bu sıkıntıların ışığında zamanı gelmiştir ve hatta geçmektedir. AB Türkiye’nin artık hem doğu ile ilişkilerinde hem Güney’den gelen Mülteci akınında çözümler üretebilecek bir ülke olarak ortaya çıktığını görmek ve değerlendirmek durumundadır. 




Henüz Yorum Yapılmamış.