BATI İLE RUSYA ARASINDA OLASI BİR SÜRTÜŞME ALANI OLARAK KARADENİZ: BÖLGENİN ANAHTARI TÜRKİYE’DE
13.03.2017
Paylaş :
PDF İndir :

9 Temmuz 2016 tarihinde yapılan Varşova Zirvesi’nde NATO devlet ve hükümet başkanları, Soğuk Savaşı'n sona ermesinden beri ilk kez “kışkırtıcı askeri hareketler dahil Rusya’nın mütecaviz davranışlarına” değinmiş ve bu davranışları Avrupa-Atlantik güvenliğine zarar veren davranışlar olarak nitelendirmişlerdir.[1] “Kırım’da devam eden hukuka aykırı ve haksız ilhak” ve “Baltık Denizi ve Karadeniz dahil NATO sınırları yakınında kışkırtıcı askeri faaliyetler” gibi Rusya’nın istikrar bozan eylemlerine ve politikalarına atıf yaptıktan sonra, İttifak’ın doğu kısmındaki ileri savunma pozisyonlarını genişletmek hususundaki kararlarını açıklamışlardır. Bu bağlamda, Baltık Denizi bölgesine ilaveten, Karadeniz bölgesinde kötüleşen güvenlik durumunu ve bölgede ortaya çıkan meydan okumaları vurgulayarak, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin güvenliği ve istikrarı sağlamayı amaçlayan çabalarını desteklemek yönündeki niyetlerini ifade etmişlerdir.

NATO ve genel olarak Batılı ülkeler için Karadeniz bölgesinde yeni değerlendirmeler yapılmasına neden olan esas gelişmenin Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı olduğu söylenebilir. Bu gelişmeye kadar NATO, Rusya’nın askeri faaliyetleri için dikkatini esas olarak Baltık ülkeleri ve Kaliningrad’a odaklamış ve çabalarını bu bölgeye teksif etmiştir. Transatlantik siyaset yapıcıları; çoğu kez Karadeniz’in önemini; bu bölgenin Avrupa, Orta Asya, Türkiye ve Rusya arasında bulunan bir enerji alanı ve ticaret bakımından kritik role sahip olduğunu; ve bu bölgenin Rusya-Kafkasya-Orta Doğu-Orta Asya arasındaki ana kesişme noktası olduğu gerçeğini gözden kaçırmışlardır. Bu bağlamda, Karadeniz’e girişin ve Karadeniz’den çıkışın tüm kıyıdaş ve bölgeye komşu ülkeler için hayati bir önemi haiz olduğunun ve bölgede bulundurulacak güçlü askeri varlığın bitişik bölgelere kuvvet yansıtılması açısından önem taşıdığının altının çizilmesi gerekir. Bu nedenle Rusya iki yüzyılı aşan bir süreden beri Karadeniz’de kontrol tesis etmek için yoğun çaba sarf etmiş, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kontrol etmek amacıyla birçok kez savaş açmıştır. Karadeniz ve Türk Boğazları olan İstanbul ve Çanakkale, Çar I. Petro (Deli Petro) döneminden beri Rusya’nın tarihi sıcak deniz limanları elde etmek arayışları açısından büyük öneme sahiptir. Dünya haritasına bakıldığında, iki yüzyılı aşan çabalara rağmen Rusya’nın deniz gücü olmak bakımından hâlâ dezavantajlı bir konumda olduğunu görmek mümkündür. Avrasya bölgesinin önemli güçlerinden biri olmasına rağmen, içinde bulunduğu coğrafya Rusya’nın okyanuslara ve açık denizlere çıkmasına elverişli değildir. ABD, İngiltere, Fransa gibi önemli Batılı güçlerin tüm okyanuslara ve denizlere serbestçe açılması coğrafi olarak mümkün iken, güneyindeki Türk Boğazları nedeniyle Rusya açık denizlere serbestçe çıkamayan “karaya sıkışmış”, kuzeyde Baltık Denizi nedeniyle “buzlara sıkışmış”, batı Avrupa nedeniyle Atlantik Okyanusu’na ve Akdeniz’e çıkışı olmayan bir konumdadır. Avrupa’daki bu duruma ilaveten İran, Afganistan ve Pakistan nedeniyle Umman Denizi’ne ve Hint Okyanusu’na çıkışı yoktur. Uzak Doğu’da Çin ve Kore nedeniyle Güney Çin Denizi’ne ulaşamamaktadır. Uzak Doğu’daki tek sıcak deniz limanı olarak görülebilecek Vladivostok’un sıcak denize çıkışı, Güney Kore ve Japonya tarafından çevrilen Tsushima Boğazı nedeniyle tam bir serbestiye sahip değildir. Bu elverişsiz coğrafi koşullar nedeniyle Rus stratejistleri iki yüzyılı aşan bir süreden beri bu duruma bir çıkış yolu üretmeye çalışmışlar ve Çar I. Petro’nun düşüncelerinden esinlenerek, kış aylarında buz tutmayan “sıcak deniz limanları” elde edilmesini bu coğrafi dezavantajı giderebilecek çare olarak görmüşlerdir.[2]

Rusya son üç yıl içinde iki ülkede askeri müdahalede bulunmuştur. Bu ülkeler Ukrayna ve Suriye’dir. Bu iki ülkede Rusya’nın “sıcak deniz limanları” olan Sivastopol ve Tartus’un bulunması sürpriz değildir. Bir deniz üssünün bulunduğu Sivastopol Kırım Yarımadasında yer almaktadır. Şehrin sahipliği eski SSCB döneminde 1978 yılında Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden alınıp Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne devredilmiştir. SSCB’nin dağılmasından altı yıl sonra Rusya şehre yönelik toprak taleplerinden, 20 yıl süre ile “sıcak deniz limanı üssü” kiralamak karşılığında vazgeçmiştir. Sivastopol üssü, Rusya’nın Karadeniz Donanmasına ve 2013’te yeniden oluşturulan Akdeniz Görev Gücüne ev sahipliği yapmaktadır. Üs, Rusya’nın Karadeniz’de güç sahibi olması ve Akdeniz’e kuvvet yansıtması açısından öneme sahiptir. Suriye’nin batısında yer alan Tartus’ta 1971’ten bu yana Rus donanma unsurları bulunmaktadır. Tartus’taki deniz üssü, Rusya’nın Türk Boğazlarının ötesindeki alanda sahip olduğu tek deniz üssüdür.

Bu noktada, Rusya’nın ilk kez 2001’de kabul ettiği, 2020’ye kadar olan dönemi kapsayan yeni Deniz Kuvvetleri Doktrininin hatırlanmasında yarar bulunmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin söz konusu belgenin gözden geçirilmiş şeklini Temmuz 2015’te onaylanmıştır. Belge, Rusya Deniz Kuvvetlerinin hedeflerini ve stratejisini kapsamlı biçimde ele almakta ve gözden geçirmektedir. Temel hedef, Rus donanmasını, özellikle okyanus gibi derin sularda küresel ölçekte hareket imkanına sahip “mavi-su deniz kuvvetleri” haline getirmektir. Belge, Akdeniz’de kalıcı bir deniz varlığına sahip olmayı sağlayacak bir planın yansıra Karadeniz, Atlantik Okyanusu ve Antarktika’da mevcut Rus varlığını artırmayı öngörmektedir. Kırım ve Sivastopol ile ilgili olarak ise, diğer hususların yanı sıra Karadeniz Filosunun yapılanmasının ve personel durumunun güçlendirilmesini, Kırım’daki ve Krasnodar’daki altyapının iyileştirilmesini planlamaktadır. Gözden geçirilmiş belge Karadeniz’de NATO’ya yönelik “Geçişe Kapatma ve Alan Hakimiyeti” stratejisi öngörmektir (Not: “A2/AD” olarak nitelendirilen “Anti-Access / Area Denial” askeri teriminin uygulama örneklerinden birisinin Çanakkale Savunması olduğu, Türk Ordusunun denizde mayınlama yaparak ve engel koyarak, karadan topçu ve klasik piyade silahları ile yaptığı savunmanın A2/AD için çok önemli bir örnek oluşturduğu belirtilmektedir). Belgenin özellikle bu bölümü, İttifak’ın güneydoğu kanadı için artan bir tehdit olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Rusya’nın Karadeniz’de hakimiyet kurarak, Orta Avrupa’ya, tüm Balkanlar bölgesine ve en önemlisi Doğu Akdeniz’e deniz kuvvetleri gücünü yansıtmaya çalıştığı belirtilmektedir. Ayrıca, Rusya’nın ABD’deki Barrack Obama Yönetimi döneminde Batı’nın stratejik öneme sahip bu bölgeye yönelik göreceli ihmalinden açıkça istifade ettiği ve bölgeyi kendi kontrolüne almakta büyük mesafe kastettiği iddia edilmektedir. Bu değerlendirmelere göre, Batı’nın Karadeniz güvenlik kanadını ihmal etmesi ve Rusya’nın Karadeniz bölgesinin doğu ve kuzey bölümünü başarılı biçimde ele geçirmesi veya etkisizleştirmesi, yeni NATO ve AB üyesi ülkeler olan Romanya’yı ve Bulgaristan’ı Rusya’nın baskısına maruz bırakmıştır. Bu gelişmeler meyanında Romanya NATO’nun doğu cephesini güçlendirmesini teşvik etmiş ve Karadeniz’de çok uluslu düzenli deniz devriyesi yapılmasını önermiştir. Romanya önerisi, çok uluslu deniz filosunun Karadeniz’e kıyısı olan Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi NATO üyesi ülkelerin gemilerinin yanı sıra Almanya, İtalya ve ABD gemilerinden oluşabilmesi seçeneğini de içermektedir. Ancak Romanya önerisi Bulgaristan tarafından desteklenmemiştir. Basında, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov’un Temmuz 2016’da, Karadeniz’de muhripler değil yelkenliler, yatlar ve turistler görmek istediğini belirttiğine dair haberler yer almıştır.[3]

Yukarıda belirtildiği gibi, Temmuz 2016’da yapılan NATO Varşova Zirve’sinde Rusya’nın ihtiraslı hamlelerine karşı NATO’nun doğu cephesi ile ilgili önemli kararlar alınmıştır. Bu husustaki somut kararlar esas olarak NATO’nun Kuzeydoğu Avrupa’daki üyeleri Polonya ve Baltık ülkeleri Letonya, Litvanya ve Estonya ile ilgilidir. NATO’nun doğu cephesindeki güvenlik durumunun kötüleştiğine değinilmesine rağmen, bununla ilgili somut önlemler alınmasının ertelendiği söylenebilir. Zirve Bildirisinde bu bağlamda sadece Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin çabalarının desteklenmesinden söz edilmektedir. Muhtemelen Bulgaristan’ın karşı çıkması nedeniyle Romanya’nın Karadeniz filosu oluşturulmasına dair önerisine atıf bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Romanya’nın ev sahipliğinde 1-11 Şubat 2017 tarihleri arasında icra edilen Deniz Kalkanı 2017 (Sea Shield 2017) tatbikatına Romanya, Bulgaristan, Kanada, İspanya, Türkiye ve ABD’den 16 savaş gemisi, bir denizaltı (Türk denizaltısı Dolunay), 10 savaş uçağı ve 2800 asker katılmıştır.[4]

Diğer taraftan söz konusu tatbikatın kapanışına denk düşen 16 Şubat 2017 tarihindeki NATO Savunma Bakanları toplantısında Karadeniz’deki güvenlik durumu ele alınmıştır. Toplantıya ilişkin açıklamalar yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenbeg, toplantıda Karadeniz’de NATO mevcudiyeti konusunun görüşüldüğünü, Romanya’da bulunan çok uluslu tugay esas alınarak kara ve hava unsurlarının bölgesel varlığının güçlendirileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, sekiz müttefikin tugay için personel tahsis edeceğini, beş müttefikin eğitim ve hava polisliği görevi için kara ve hava kuvvetleri unsurları sağlayacağını ifade etmiştir. Ayrıca, geliştirilmiş eğitim, tatbikat ve mevcut duruma ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla ve Daimî Deniz Kuvvetlerinin Karadeniz’de diğer NATO kuvvetleriyle harekât yapması halinde denizdeki eşgüdümü sağlamak için Karadeniz’deki NATO deniz kuvvetleri varlığının artırılması kararlaştırılmıştır. NATO Genel Sekreterinin basın toplantısında belirttiği gibi, bu önlemler “Müttefiklerin dayanışma ve birlik içinde bulunduklarını ve güçlü olduklarını” göstermeye yöneliktir. Açıklanan önlemlerin kuvvetli bir içerik taşıdığını söylemek mümkün değildir.

NATO (veya genel anlamda Batılı ülkelerin) ve Rusya açısından Karadeniz güvenliğinin iki yönü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Karadeniz’in bizatihi kendisinin ve kıyıdaş ülkelerin güvenliğidir. İkinci husus, Rusya’nın deniz kuvvetlerinin kabiliyetlerini kullanarak Akdeniz ve Orta Doğu bölgesine askeri güç yansıtmak konusundaki tarihi ihtirasları ile ilgilidir. Birinci hususla ilgili olarak NATO’nun (ve genel olarak Batı’nın) Romanya ve Bulgaristan gibi yeni NATO üyelerine kuvvet göndererek, bu ülkelerde hava savunma sistemleri konuşlandırarak önlem alması mümkündür. Ayrıca, NATO’nun ve Batı ülkelerinin Karadeniz’e serbestçe geçmeleri halinde, Rusya’yı daha kolay biçimde sınırlamaları imkânı da mevcuttur.

Bu hususlar dikkate alındığında, yukarıda değinilen iki husustan ikincisinin birinci unsura nazaran daha büyük bir stratejik ağırlığa sahip olduğu söylenebilir. Türk boğazları olan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından deniz kuvvetlerini geçiremediği takdirde Rusya’nın Karadeniz’e bitişik Akdeniz ve Orta Doğu gibi kritik bölgelere askeri gücünü yansıtması kolay değildir. Konuya stratejik açıdan yaklaşıldığında, Rusya’nın Akdeniz’in sıcak sularında deniz kuvvetleri ve dolayısıyla askeri güç bulundurmasının NATO ve Batı için önem taşıdığının da belirtilmesi gerekir. Tüm bu hususlar Türk Boğazlarının stratejik açıdan hayati önemini göstermektedir.

20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’ye Türk Boğazları olan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında tam kontrol hakkı vermekte, barış zamanında ticari gemilerin serbestçe geçişini garanti etmekte, savaş gemilerinin geçişini Türkiye’nin sıkı denetimine tabi tutmaktadır. Bu bağlamda, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin sadece uçak taşımak amacıyla yapılmış olan gemileri Boğazlardan geçirmesi mümkün değildir. Denizaltılar, ancak yeni yapılmış olmaları halinde üslerine intikal için Boğazlardan geçebilir. Savaş gemilerinin geçişi için sekiz gün önce Türkiye’ye diplomatik yollardan bildirim yapılması gerekmektedir.

Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin Karadeniz’e uçak gemisi ve denizaltı geçirmeleri mümkün değildir. Bu ülkelerin ancak savaş gemileri Karadeniz’e geçebilir. Ancak bu gemilerin Karadeniz’deki toplam tonajı 45.000 tonu aşamaz. Aynı anda Karadeniz’de bulunabilecek toplam gemi adedi dokuzdur. Savaş gemilerinin geçişleri için 15 gün önceden diplomatik yoldan Türkiye’ye bildirim yapılması gerekmektedir. Bütün bu sınırlamaların yanı sıra bir savaş sırasında eğer Türkiye savaşan taraf ise, savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi tamamen Türkiye’nin takdirine bağlıdır. Türkiye’nin kendisini yakın savaş tehdidi altında görmesi halinde de savaş gemilerinin geçişi açısından savaştakine benzer tedbirler almak hakkı mevcuttur.

Tüm bu hususlar dikkate alındığında, sonuç olarak, Karadeniz güvenliğinin anahtarının Türkiye’de olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Kırım’ın ilhakından sonra Karadeniz’deki askeri dengenin büyük ölçüde Rusya’ya kaydığı görülmektedir. Rusya’nın askeri etkinliğinin artması eğilimi önümüzdeki yıllarda büyük ihtimalle devam edecektir. NATO ve genel olarak Batı’nın bu gelişmeleri geriye döndürmesi kolay görünmemektedir. Karadeniz’deki gerilimin bir çatışma haline dönüşmesi her ne kadar düşük bir ihtimal ise de, ileride ortaya çıkabilecek ciddi çatışmaları önlemek ve caydırıcı olmak için NATO’nun ve Batı’nın ilk aşamada Rusya’nın askeri kabiliyetlerini dengelemesi gerekmektedir. Karadeniz bölgesinin önde gelen deniz kuvvetlerine sahip olmasının yanı sıra İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerindeki tam kontrolü nedeniyle Türkiye, Rusya’nın askeri ihtiraslarını kontrol altına alınmasında kilit öneme sahiptir. Türkiye’nin NATO üyeliği ve muhtemel AB üyeliği, özellikle AB’nin bölgede dengeyi sağlayabilmesi açısından, Batı için büyük bir kazançtır.

 

*Fotoğraf: http://ukraine-analytica.org/wp-content/uploads/NATO-Russia-1160x480.jpg

 

[1] “Warsaw Summit Communiqué”, NATO, 09 July 2016, http://www.nato.int/cps/en/natohq/official_texts_133169.htm

[2] Teoman Ertuğrul Tulun, “Front Line And Powder Keg Of The New Cold War The Baltic Sea Region, Baltic Countries, And Kaliningrad”, Center For Eruasian Studies(AVİM), 21.02.2017, http://avim.org.tr/en/Analiz/FRONT-LINE-AND-POWDER-KEG-OF-THE-NEW-COLD-WAR-THE-BALTIC-SEA-REGION-BALTIC-COUNTRIES-AND-KALININGRAD ; Robbie Gramer, “Changing Tides Russia's Growing Stronghold in the Black Sea”, Foreign Affairs, 08.02.2016, https://www.foreignaffairs.com/articles/russian-federation/2016-02-08/changing-tides

[3] Janusz Bugajski and Peter Doran, “Black Sea Imperatives”, Center for European Policy Analysis, 21.11.2016, http://cepa.org/reports/black-sea-imperatives ; “Global security. The Russian Quest for Warm Water Ports”, Global Security, http://www.globalsecurity.org/military/world/russia/warm-water-port.htm ; Edward Delman, “The Link Between Putin’s Military Campaigns in Syria and Ukraine”, The Atlantic, 02.10.2016, https://www.theatlantic.com/international/archive/2015/10/navy-base-syria-crimea-putin/408694/ ; Stephen Blank, ”Maritime Doctrine of Russian Federation 2020”, 11.08.2015, The Jamestown Foundation, https://jamestown.org/program/russias-new-maritime-doctrine/ ; Matthew Bodner, “New Russian Naval Doctrine Enshrines Confrontation With NATO”,  The Moscow Times, 27.07.2015, https://themoscowtimes.com/articles/new-russian-naval-doctrine-enshrines-confrontation-with-nato-48547 ; Sean MacCormac, “The New Russian Naval Doctrine,” Center for International Maritime Security, 24.11.2015, http://cimsec.org/new-russian-naval-doctrine/18444 ; Ruslan Pukhov, “VALDAI. Russia’s Naval Doctrine. New Priorities and Benchmarks”, Valdaiclub, 17.08.2015, http://valdaiclub.com/a/highlights/russia_s_naval_doctrine_new_priorities_and_benchmarks/ ; Janusz Bugajski and Peter B. Doran, “Black Sea Rising. Russia’s Strategy in Southeast Europe”, Center For European Policy Analysis, February 2016, http://cepa.org/files/?id_plik=2096 ; Marian Chiriac,  “Romania Calls for Permanent NATO Black Sea Force”, Balkan Insight, 02.02.2016, http://www.balkaninsight.com/en/article/romania-calls-for-permanent-nato-black-sea-force-02-01-2016-1 ; Sean MacCormac, “The New Russian Naval Doctrine,” Center for International Maritime Security, 24.11.2015, http://cimsec.org/new-russian-naval-doctrine/18444 ; Ruslan Pukhov, “VALDAI. Russia’s Naval Doctrine. New Priorities and Benchmarks,. Valdaiclub, 17.08.2015, http://valdaiclub.com/a/highlights/russia_s_naval_doctrine_new_priorities_and_benchmarks/

[4] “Romania Wants Permanent NATO Black Sea Force”, Atlantic Council, 21.01.2016, http://www.atlanticcouncil.org/blogs/natosource/romania-wants-permanent-nato-black-sea-force ; Yordan Bozhilov, “The Brief Life of the idea for the creation of NATO Black Sea Fleet”, New Europe,  08.01.2017, https://www.neweurope.eu/article/brief-life-idea-creation-nato-black-sea-fleet/ ; Tulun, “Front Line And Powder Keg Of The New Cold War The Baltic Sea Region, Baltic Countries, And Kaliningrad”.

 




Henüz Yorum Yapılmamış.