ABD’NİN İRAN NÜKLEER ANLAŞMASINDAN ÇEKİLMESİ
Analiz No : 2018 / 13
11.05.2018
Paylaş :
PDF İndir :

ABD Başkanı Donald Trump’ın 8 Mayıs günü, İran ve P5+1 olarak anılan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olan ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve bunlara ek olarak Almanya arasında üzerinde anlaşılmış olan ve Türkiye’de genelde “İran Nükleer Anlaşması” olarak ifade edilen Joint Comprehensive Plan of Action’dan (JCPOA) çekileceğini açıklaması aslında konuyla ilgili süreci takip edenler açısından pek de şaşırtıcı olmadı. Başkan Trump, ABD’deki Kasım 2016 başkanlık seçim sürecinden bu yana, Temmuz 2015’de ABD’deki Obama yönetimi tarafından imzalanan JCPOA’ya karşı açıklamalarda bulunmakta, her fırsatta bu anlaşmanın ya yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ya da ABD’nin anlaşmadan çekileceğini belirtmekteydi. Nitekim, 8 Mayıs günü Trump, İran’a karşı “büyük terör rejimi” (regime of great terror) ve “kanlı rejim”  (murderous regime) gibi çok sert ifadelerde bulunduğu bir açıklama yaparak, ABD’nin bu “feci” (disastrous) ve “korkunç, tek taraflı” (horrible, one-sided) anlaşmadan çekildiğini dünyaya duyurdu.[1]

Her ne kadar beklenen bir gelişme olmuş olsa da, ABD’nin, İran’ın nükleer programının uluslararası denetime açılması ve bu sayede nükleer silah üretmesinin önüne geçilmesine karşılık, İran’a karşı nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılmasını öngören bu anlaşmadan çekilmesi bölgesel ve küresel ölçekte önemli sorun ve soruları beraberinde getirmektedir.

Donald Trump’ın, selefi Barack Obama ve altında onun imzası olan her şeye karşı derin bir infial içinde olduğu pek çok gözlemcinin dikkatini çeken bir husustur. Trump’ın, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra Obama yönetimi tarafından yürürlüğe konan ve ObamaCare olarak anılan sağlık sektöründe reform öngören yasasının içini boşaltmak ve pratikte uygulanamaz hale getirmek için çeşitli adımlar atması, bunun üzerinde çokça konuşulan bir örneğidir.  Benzer şekilde, çevre ve finans sektörüyle ilgili Obama döneminde yapılan düzenlemeler de Trump’ın hedefi olmuştur.

Trump’ın, Obama zamanında yapılan yasa ve düzenlemeleri ortadan kaldırma eğilimi, Obama zamanında ABD’nin yaptığı uluslararası anlaşmalarda da kendini göstermektedir. Örneğin, Obama yönetimi zamanında Küba’ya karşı uygulanan yaptırım ve seyahat yasaklarını hafifleten girişimler, Trump tarafından geri döndürülmüştür. Yine Trump, ABD’nin Şubat 2016’da imzalanan ve taraf ülkeler tarafından onaylanması beklenen Trans-Pacific Partnership ve Aralık 2015’de imzalanan Paris Climate Agreement’dan çekilebileceğini açıklamıştır. Trump’ın JCPOA’dan çekilme kararı da bunlara benzer bir tutumdur.

Öyle görülmektedir ki, Trump, Obama yönetimi tarafından gerçekleştirilen tüm düzenleme, yasa ve anlaşmaları tersine çevirmek gibi anlaşılması zor bir eğilim içindedir. Elbette, ABD’deki iç meselelerle ilgili girişimler Amerikan halkını ilgilendirmektedir. Ancak, uluslararası anlaşmalar bu çerçevenin dışındadır ve anlaşmaların tarafı olan ülkeleri ve tüm uluslararası toplumu alakadar etmektedir. Bunlar, aynı zamanda, uluslararası hukuku da ilgilendiren konulardır. Bundan dolayı, Trump’ın bir devlet adamından ziyade herkese meydan okuyan kovboy tavrı, tüm dünya tarafından kaygıyla izlenmektedir. Ayrıca, yeri geldiğinde hoşuna gitmeyen ülkelere demokrasi, hukuk vb. konularda ders vermeyi kendinde hak gören bir ülkenin başkanının bu tavırları açıkça çelişkili bir durum yaratmaktadır. Dış politikadaki bu tavrı devam ederse,  ABD’nin küresel sahnedeki hegemonya ve güvenilirliğinin nasıl etkileneceği sorusu JCPAO ile ilgili gelişme ile bir kez daha gündeme gelmektedir.

Yukarıda belirtildiği üzere JCPAO yedi devlet arasında yapılmış olan bir anlaşmadır. Yani, ABD ve İran arasında ikili bir anlaşma değil, çok-taraflı bir anlaşmadır. Bunun anlamı, Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin yalnız İran’la ilgili bir mesele değil, anlaşmanın tarafı olan Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya ile de ilgili bir mesele olduğudur. Nitekim bu ülkeler ABD’nin JCPAO’dan çekilme kararından duydukları rahatsızlığı açıkça ifade etmişlerdir. Merkel ve Macron’un, Trump’ı anlaşmadan çekilme yönündeki kararından döndürmeye yönelik çabalarının olmuş olduğu da burada belirtilmelidir.

İçinde bulunduğumuz dönem, SSCB’nin dağılması sonrası dünyayı saran “kapitalist-liberal barış” havasının dağıldığı, yeni bir soğuk savaş döneminden bahsedilmeye başlandığı bir dönemdir. Dünyada, başını Rusya ve Çin’in çektiği Asya-Pasifik ile Trans-Atlantik arasındaki kutuplaşma her geçen gün daha da belirgin hale gelmektedir. Böyle bir bağlamda, ABD’nin Avrupalı müttefikleri ile olan ilişkileri konusunda bu denli özensiz hareket etmesi dikkat çekmekte, Trans-Atlantik bloğunun iç bütünlük ve uyumu hakkında soru işaretleri yaratmaktadır. Bu noktada, bir süreden beri ABD ve Almanya arasındaki uyuşmazlıkların daha da görünür hale geldiğini belirtmekte fayda vardır.   

Bu çerçevede, ABD’nin JCPAO’dan çekilme kararının, ABD-Avrupa-Rusya üçgenindeki ilişkileri nasıl etkileyeceği incelenmesi gereken bir husus olacaktır. Bununla ilgili olarak, ABD’nin JCPAO’dan çekilmesinin, Rusya’nın Kırım’ı işgali, Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçılara verdiği askeri destek vd. uluslararası hukuk ve düzeni ihlal eden politikalarını savunurken sıkça başvurduğu “ABD tek yanlılığı” söylemine zemin kazandırıyor olduğunu da belirtmek gerekir. Ayrıca, ABD’nin kararına karşı bir tavır alan Fransa, İngiltere ve Almanya ile İran arasında ne tür gelişmelerin yaşanacağı, bu ülkelerin Rusya ve Çin’i de yanlarına alarak İran’la ABD’yi dışarıda bırakan yeni bir anlaşma arayışına girip girmeyeceklerini de yakından takip etmek gerekecektir. 

ABD’nin JCPAO’dan çekilmesinin ekonomi alanında da önemli sonuçları söz konusudur. Bu sonuçlardan önemli bir tanesi petrol fiyatlarında beklenen yükseliştir. Bu durum kuşkusuz enerjide dışarıya bağımlı olan Avrupa devletlerini memnun etmeyecektir. Bunun yanında, ABD’nin JCPAO’dan çekilmesi, İran’a karşı uyguladığı yaptırımlara devam edecek olması anlamına gelmektedir. Bu yaptırımların bir ayağı da İran ile ticaretin yasaklanması ve bunu yapan şirketlerin cezalandırılmasıdır. JCPAO’nun imzalandığı Temmuz 2015’den sonra Airbus, Siemens, Peugeot-Citroen, Renault, Total, Eni, Danieli gibi dev küresel şirketler İran’la çeşitli ticari anlaşmalar yapmak için atılımlar yapmıştır. ABD’nin JCPAO’dan çekilmesi ve yaptırımlara geri dönmesi bu küresel şirketlerin ticari ve ekonomik hedeflerini vuracak bir gelişmedir. Bunun anlamı, ABD’nin yalnızca İran, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya’yı değil, dev küresel şirketleri de karşısına alacak olmasıdır. Sonuç olarak, Trump’ın kararı ekonomik alanda belirsizlikler, sorunlar ve anlaşmazlıklar doğuracaktır. Öte yandan, İran üzerindeki yaptırımların kalkması ile Avrasya bölgesinde ikili ve çok-taraflı ticaret ve altyapı faaliyetlerine daha fazla olanak sağlayacak bir durumun oluşabilme olasılığının ABD’nin JCPAO’dan çekilmesi ile birlikte ortadan kalktığı da hatırlanmalıdır.   

Trump, JCPAO’dan çekilme kararını İran’ın anlaşmaya rağmen nükleer silah geliştirmeye devam ettiği iddiasına dayandırmaktadır. Oysa İran’ın nükleer programını denetleyen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK - International Atomic Energy Agency) 2015 yılından beri yaptığı açıklamalarda İran’ın anlaşmaya sadık kaldığını belirtmiştir. Bunun anlamı, Trump’ın iddialarının en azından bu aşamada maddi bir temele dayanamıyor olduğudur. Açıkçası, Trump’ın JCPAO’dan çekilmek için bahaneler ürettiği söylenmektedir. Trump’ın bu tavrı, ABD’nin sonuçta asılsız çıkan ve Irak’ın işgaline bahane teşkil eden “Irak’taki nükleer silah” propagandasını hatırlatmaktadır.

Etik yönü kuşkulu bu tavır bir yandan ABD’nin küresel ölçekteki saygınlık ve inanılırlığını erozyona uğratırken, belki bundan da önemlisi UAEK gibi çok önemli uluslararası kurumları da aşındıran bir nitelik arz etmektedir. ABD’nin JCPAO konusundaki bu tutumunun, Kuzey Kore ile ilgili yine nükleer silahlar konusundaki gelişmeleri nasıl etkileyeceği bu çerçevede akla gelen bir diğer sorudur.  

İsrail ve ABD’deki İsrail lobisinin ABD’nin JCPAO’dan çekilme kararını açıkça desteklediği görülmektedir. Trump’ın JCPAO’dan çekilme kararını açıkladığı 8 Mayıs günü, Suriye’den İsrail’e füze atılması, İsrail’in de Suriye’deki İran birliklerinin bulunduğu yerleri vurması da dikkat çekmiştir. Bunlar düşünüldüğünde, ABD’nin JCPAO’dan çekilmesinin yarattığı gerginliğin Suriye’de İran, ABD ve İsrail arasındaki vesayet savaşını kızıştırabileceği ihtimali akla gelmektedir. Böyle bir gelişme, Suriye’de yedi yıldır devam eden kaosun daha da derinleşmesi anlamına gelecektir. Bununla ilgili olarak, Trump’ın geçtiğimiz aylarda Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın ve Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster yerine şahin kanattan Mike Pompeo ve John Bolton’u getirmiş olması dikkat edilmesi gereken bir gelişmedir. Bununla bağlantılı olarak, Tayland’daki işkenceli sorgularla ilişkisi olduğu iddia edilen Gina Haspel’in CIA başkanlığına aday gösterilmesi de dikkat çekmektedir.

Son olarak, ABD’nin JCPAO’dan çekildiğini açıklaması sonrası İran’ın nasıl bir tavır takınacağı üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Bununla ilgili olarak, üç olasılıktan bahsedilebilir. İlk olasılık, İran’ın anlaşma hükümlerini yerine getirmeye devam ederek uluslararası alanda ABD’ye karşı moral üstünlük elde ederken, bu ülke ile anlaşmanın tarafı olan Fransa, İngiltere ve Almanya’nın arasını açmaya çalışmasıdır. Ne var ki, bu olasılık, İran’daki iç dengeler gözetildiğinde çok güçlü gözükmemektedir.  İkinci olasılık, İran’ın ABD’ye karşı misilleme yaparak JCPAO’nun hükümlerini yerine getirmemesi, yürüttüğü nükleer programını uluslararası denetime kapatması ve Orta Doğu’daki vesayet savaşlarında ABD’ye karşı daha sert hamlelere girişmesidir. Üçüncü olasılık ise, İran’daki radikallerin ipleri ellerine alması ve İran’ın sadece JCPAO’dan değil Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmesidir. Bu üç olasılığın yaratacağı sonuçlar da farklı olacaktır. 

 

*Photo source: Cornell International Law Journal Online

 


[1] Trump’ın açıklamasının tam metni için bkz. “Read the Full Transcript of Trump’s Speech on the Iran Nuclear Deal,” New York Times, May 8, 2018, https://www.nytimes.com/2018/05/08/us/politics/trump-speech-iran-deal.html




Henüz Yorum Yapılmamış.