BALKAN KAPİTALİZMİ: ŞÜPHELİ KOŞULLARDA ZENGİN OLMAK
Blog No : 2012 / 15
09.08.2012
4 dk okuma

 Sırbistan Merkez Bankası Başkanı Deyan Şokiç, görevden alınması üzere bazı işadamlarının hükümete baskı yaptığını açıkladı. Birkaç hafta önce ise Sırbistan’ın eski Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, bazı işadamlarının kendisini tekrar cumhurbaşkanlık koltuğunda görmek istemediğini söylemişti. Bu tür açıklamalar, 1990’lı yıllarda Balkanlar’da şüpheli koşullarda zenginliğe kavuşanların günümüzde siyasete etkilerinin ne olduğunu yeniden tartışmaya açtı. Balkanlar’da merkezi planlı dönemden piyasa ekonomisine geçiş sürecinde yaşanan fenomenlerden birisi, durup dururken güçlü sermaye sahiplerinin ortaya çıkmış olmasıdır. Daha önce isimleri pek bilinmeyen bazı şahıslar aniden zengin işadamlarına dönüşmeyi başarabilmişti. İlk zenginler genel olarak eski komünist elitler içinden, özellikle önceki sistemde ekonomik yaşamda yönetici konumda olanlar arasından çıktı. Nitekim kamu işletmelerinin bazıları ve kimi gayrimenkuller neredeyse geceden sabaha eski komünistlerin özel mülkiyetine geçti. Ardından bölgede yaşanan savaşlar da bazı politikacılar ve yakınlarının kriminal faaliyetler üzerinden zenginliğe kavuşmasını sağladı. 1990’lı yıllarda BM ve AB’nin Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı uyguladığı ambargolar da yasadışı ticareti teşvik etti, ayrıca bölgede siyasi korumaya dayalı sınır ötesi kaçakçılık ağlarının gelişmesine neden oldu. Balkanlar’da yaşanan hiperenflasyon dönemlerinde de bazı şahıslar siyasi destek sayesinde sermayelerini büyüttü. Söz konusu şahıslar kamu bankalarından döviz kuruna endekslenmeden büyük krediler çekebildi, ardından değerini iyice yitirmiş ulusal parayla kredi geri ödemesi yaparak servetlerine büyük meblağlar ekledi. Örneğin, Sırbistan’da Slobodan Miloşeviç, Hırvatistan’da ise Franyo Tucman yandaşı olanlar bu ve benzeri yöntemlerle ödüllendirildi. Bölgede yapılan kontrolsüz özelleştirmeler kimi zaman yasal yoldan soygunlara benzetildi. Her şeyden önce özelleştirmeler kara paranın aklanmasında bir araç oldu. Diğer taraftan, bazı kamu işletmeleri oldukça uygun koşullarda kimi şahıslara satıldı. Eski kamu işletmelerini satın almak, kentlerin en güzel yerlerindeki arsalara ucuzdan ulaşmak anlamına da geliyordu. Nitekim kimi durumlarda asıl amaç satın alınan şirketi çalıştırmak değil, arsa üzerinden rant sağlamak olduğu için bazı eski kamu işletmeleri tamamen yok olmuş, bu nedenle eskiden önemli sanayi merkezi sayılan bazı kentler ekonomik canlılığını yitirmiştir. Sermayelerinin en azından ilk kısımlarını şüpheli yollardan yaratanların, günümüzde de siyasetle içli dışlı olduklarına, hatta kimi durumlarda siyasete yön verebildiklerine inanılıyor. Siyasilerin oldukça pahalı seçim kampanyalarını işadamlarının sayesinde finans ettikleri biliniyor. Bunun karşılığında ise, ekonomik yaşama ilişkin yasal düzenlemelerin içeriğinin, destek sağlayan işadamlarının lehine olacak şekilde belirlendiğine inanılıyor. Bölgedeki işadamlarının genel olarak hedefi, siyasilerin çıkartacağı yasal düzenlemelerin koruması altında yüksek kar paylarını koruyabilmektedir. Bu konuda itiraf sayılabilecek bir açıklama, cumhurbaşkanlık koltuğunu yitirdikten sonra Boris Tadiç’ten geldi. Tadiç Sırbistan’daki bazı işadamlarının devletten destek alarak, ciddi rekabetin olmadığı koşullar altında zenginliklerini artırmakta oluklarını söyledi. Normale hukukun üstünlüğünün sağlandığı devletlerde, şüpheli koşullarda elde edilen sermayenin ve siyasetle ilişkisinin inceleme altında alınması gerekirdi. Ne var ki Balkan ülkelerindeki hükümetler bu konuda genel olarak susmayı tercih ediyor. Aslına bakılırsa, iş dünyasıyla bağlantıları olan bölgenin ciddi bazı medya kaynakları da bu tarz konuları derinlemesine tartışmaktan çekiniyor. Bu nedenle Balkanlar’da iş yapmak isteyenler açısından iktidara yakınlık, becerilere ve iş dünyasıyla bağlantılara sahip olmaktan daha önemli kalmaya devam ediyor. AB’nin Balkan ülkelerinden talep ettiği temel hususlardan biri yolsuzluklar ve organize suçlara karşı mücadeledir. Ne var ki Balkan ülkelerinden bir tek Hırvatistan’da, şüpheli yollardan zenginliğe kavuşanların ve onlara destek veren siyasilerin daha ciddi bir şekilde üstüne gidilmeye başlandı. Bu kapsamda, Hırvatistan’ın eski Başbakanı İvo Sanader’in bile yargılanmakta olduğu belirtilmelidir. Diğer bölge ülkeleri ise, AB üyesi Bulgaristan ve Romanya dahil, yolsuzluklar ve organize suçlara karşı mücadele konusunda Brüksel’den düşük notlar almaya devam ediyor. Bu ise sermaye, siyaset ve medya arasındaki bağlantıların Balkan ülkelerinde güçlü kalmaya devam ettiğine işaret ediyor.


© 2009-2024 Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Tüm Hakları Saklıdır

 



Henüz Yorum Yapılmamış.